30 Mart 2026 Pazartesi

VARDIM HİNT ELİNE KUMAŞ GETİRDİM - 103

Modern barbarlığın kuşattığı bir dünyada gerçek Müslümanlar Ahmet Yasin, Yahya Sinvar, İsmail Haniye, Hasan Nasrallah, Ali Hamaney ve diğerleri melekler gibi kanatlanıp tek tek gökyüzüne yükseliyor. Geriye Siyonist Yahudiler, pedofili sapıklar ve Müslüman rolü yapıp makam mevki sahibi olmuş rezil münafıklar, demagoglar kalıyor.
Bizdeki körkütük cahil laikperestler, Müslümanlar geri kaldı, dediğinde izah onlara bir türlü edemediğimiz şeyin özeti buydu. Batı barbarlığı kendisiyle yarışacak bir sistem kurmanıza müsaade etmiyor. Dünyadaki Müslümanların radikalleşmesinin sebebi de bu. Taliban dedikleri tam olarak bu. Madem bizim medeni Müslümanlar olmamıza müsaade etmiyorsunuz biz de sizin modern barbarlığınızı hedef alan radikal Müslümanlar olalım.
Ali Hamaney eskiden Tahran'da her cuma namazında Ümmetin ve insanlığın kurtuluşu için fetva yayınlardı. Ve o fetvalarda Ümmetin felahının reçetesini Şia külliyatı üzerinden izah ederdi. Bunu Türkiye'de siyasal anlamda formüle edebilen tek kişi vardı. Necmettin Erbakan.
Bu kadar haksızlığın, bu kadar gaddarlığın, bu kadar vahşetin, kanın, göz yaşının, ölümün, barbarlığın olduğu bir dünyayı gördükçe aklıma Ahmet Kaya'nın bir türküsündeki o sözler geliyor. "Öptüğüm kızlar geliyor aklıma / Bir açıklaması vardır elbet!"
Ali Hamaney'in şehit edilmesi ve İran'ın iyice zayıflatılmasından sonra Türkiye'de zil takıp göbek atacak bir sürü onursuz tanıyorum.
Bunlar sahip oldukları konumları Amerika'yla iyi geçinen bir iktidara biat etmiş olmalarına borçlular. O koltuklarının altında Iraklıların, Suriyelilerin, Filistinlilerin ve de İranlıların kemikleri var. Bunları Firavunların zamandan ve mekândan bağımsız modern bayileri gibi düşünebilirsiniz.

Vay be! İran'ın eski reisicumhuru Mahmut Ahmedi Nejat da Siyonist piçlerin ve Beyaz Saray'daki sarı çıyanın saldırısı sonucu şehit düşmüş.
Şimdi bazıları diyebilir ki, "Yiğidim Trump!" metaforuna ne oldu senin. Hemen izah edeyim efendim. Amerikalı bir hayduttan bir yiğit çıkmayacağının pekala farkındayız. Lakin bu sarı çıyanın siyasal salvolarından, en azından Siyonist lobiden sekenlerin, yeryüzündeki mustazaf halkların lehine yarayacak kısmına yapılmış ironiydi sadece. Namussuzluk bu sarı keferenin üzerine yapışmaz. Daha doğrusu namussuzluk bu sarı çıyana yakışır. Yani Epstein dosyalarında onu anadan üryan görmüş olsaydık hiç yadırgamazdık. Siyonizm o kadar ustadır ki, Amerikan başkanını uçkurundan yakalayıp ona İran'ı bombalattırabilir.
Gelelim Mahmut Ahmedi Nejat'ın şehadetine. İran'ın en halkçı cumhurbaşkanıydı.
Cumhurbaşkanlığı döneminde İsrail'e karşı en sert söylemi kullanan kişi oydu. Hatta defalarca İsrail'in haritadan silinmesi gerektiğini söylemişti. Filistin konusunda kılını kıpırdatmayan petro-dolar Arap şeyhlerini İran'a bağlı vekil güçleriyle tehdit etmişti. Onların plazalarını nükleer bombayla havaya uçuracağını bile söylemişti. İran'ın uranyum zenginleştirme programı onun döneminde hız kazanmıştı. O yıllarda The Economist dergisinin kapağında yün iplikten kazak ören bir Ahmedi Nejat karikatürü vardı. Yün ipliğin bir ucu Avrupa Birliği haritasında bulanmıştı.
Ahmedi Nejat enteresan bir kişilikti. İran hariciyesinin haberi olmaksızın o zamanki Almanya başbakanı Merkel'e duygusal bir mektup yazmıştı. Amerikan'ın ambargolarla sıkıştırdığı İran'a bir çıkış yolu açmak için Merkel'e "Almanya'nın eski günlerindeki gibi ilişkilerimizi ilerletebiliriz, bebeğim." türünden bir şeyler yazmıştı. Merkel bu mektuba cevap verme gereği bile duymamıştı.
Yeniden cumhurbaşkanı seçilebilmek için İran meclisinde kulis yapmaya çalışırken meclis başkanı Ali Laricani tarafından meclisten kovulmuştu. Ezcümle Mahmut Ahmedi Nejat bir dönem İslam dünyasının içinde bulunduğu siyasî ve ekonomik açmazların arabesk bir figürü olarak İran siyasetinde boy vermişti. Siyonist köpeklerin hava saldırısında şehit düşmüş. Allah ona ve İslam'ın diğer şehitlerine rahmet etsin.

İran belki kısa vadede direnir, bölgeyi ateşe verir ama uzun vadede Rusya'dan ve Çin'den askeri destek alamazsa büyük bir çıkmaza girer ve iç savaşa sürüklenir. Ya da en iyi ihtimalle kendi içinde dönüşerek Batı şer ittifakı ile makul bir diyalog kurmanın zemini bulur. İşin bu kısmında bir öngörüde bulunmak çok zor.
İran'dan sonra sırada Türkiye mi var, bahsine gelecek olursak.
Türkiye bugün askeri teknoloji açısından ulaştığı seviyeyi 90'lı yıllarda, en kötü ihtimalle 2000'lerde ulaşması lazımdı. Türkiye bütün o yıllardaki enerjisini başörtüsü sorununu tartışarak, laik dindar, askeri vesayet didişmeleriyle heba etti. Bugün iha siha yaptık diye övünülüyor, iyi güzel gelişme ama ortada uydudan uydu vurabilen çok daha üst sistemler var.
Ülke olarak nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu anlayabilmek için rahmetli Alev Alatlı'nın Nuke Türkiye adlı eserini okumanızı öneririm. Amerika'daki insan profilinin nasıl en basit bir muhakemeden yoksun olduğunu, ahlak ve erdem özürlü, körkütük bir şizoid halini görmek açısından önemli bir roman. Avrupa siyasetinde hayli belirleyici olan orta Avrupa'daki o sağır ve kör Protestan zekâ gibi. Hani bazen diyorsunuz ya, Siyonist İsrail'in Gazze'de yaptığı barbarlığı görmüyor musunuz, İran'ın egemenlik hakkı vs. İşte Avrupa'daki bu Protestan kafa bildiğiniz bir hayvan gibi. Benliğine nüfuz edilemeyen bildiğiniz domuzlar.
Şimdi tekrar Türkiye bahsine dönersek.
Soruyu şöyle soralım. Çeyrek asırlık bir iktidarın halkına her gün patolojik olarak yalan konuştuğu, demagoji ile ülkenin zamanını çaldığı, hiçbir meseleyi esaslı olarak çözmediği, iktidarını cemaat ve tarikatlarla, etnik ve mezhep unsurlarına mavi boncuk dağıtarak tahkim ettiği, ülkenin yetişmiş insan gücünü sistemin dışına ittiği, toplumu iki siyasî kampa böldüğü, kurumsal düzeni yerle yeksan ettiği, yargı sistemini bağımlı bir hale getirdiği, iktisadi yapısı felç edilmiş bir sosyolojiyi yaklaşan bu tehlikeye karşı nasıl teyakkuza geçirirsiniz?
Avrupa'da ciddi bir Kürt diasporası var. Amerika'da ciddi bir Fetö diasporası var. İran'da olduğu gibi muhtemelen önce bunları harekete geçirecekler. Sonra 25 yılda siyasal İslamcı iktidarın içeride mağdur ettiği insanların hikâyelerini gündeme taşıyacaklar. Siyasal İslamcı iktidarın ülkede artık rıza üretmediğini, demokrasi ile değiştirilemeyeceğini, iktidarın babadan oğula geçen bir monarşiye dönüştüğünü gündeme getirecekler.
İran'da sistemi denetleyen Velayeti Fakih vardı, burada kendini devletin yerine koymuş Velayeti Fakir! sistemi var, diyecekler. Türkiye'de de muhalefet yok. Ana muhalefet partisi liderinin İran'daki gelişmelerle ilgili yorumu lise 1 düzeyindeki defterleri göğsüne bastıran kızlar gibi. Kısacası bu halimizle İran'dan pek farklı sayılmayız.
İlk piyonu da Akkuyu Nükleer Güç Santralı üzerinden ileri sürecekler.

Kısaca özetlemeye çalışalım. İran sadece Ortadoğu'yu esir almış Siyonist İsrail ile Amerika'ya karşı savaşmıyor. Aynı zamanda Amerika'nın bölgedeki hegemonyasını da yıkıyor. İran, petro dolar Arap şehylerinin parıltılı kulelerini vurdukça Amerikan İmparatorluğu gözlerimizin önünde çöküyor. Bir nevi Arapları da özgürleştiriyor. Ali Laricani İran'ın dışişleri bakanlığı yaptığı dönemlerde şöyle bir söz etmişti. Bölgemizdeki ülkelerin iktisadî ve siyasi ilişkileri Amerika ve İsrail lehine o denli çarpıklaştı ki, hiçbir ülke ile normal bir ilişki kuramıyoruz. İşte İran Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini imha ederek bunu başardı. Bu öteden beri Arap halklarının içinde ukde kalan şeydi aslında. Amerika'dan tanrı gibi korkmanıza ona haraç vermenize gerek yok.
Amerika açısından bakıldığında; Trump bu savaşa hesapsız ve de hukuksuz girdi. Daha önce söylemiştik. Amerika ergen bir toplum. Trump siyaseti bir şov olarak yapıyor. Dilindeki sahte efkâr bir türlü bitmiyor. Ve bu akıldışı tutum kibirle birleşince Ortadoğu'nun öngörülemez coğrafyasında fena halde tosladı. Çin ve Rusya bunu görüyor. Yalnız burada Çin'in Amerika ile ciddi bir gölge savaşı var.
Amerika İran'daki molla iktidarını tek ayak üstünde yakaladı, Siyonist İsrail'in güvenliği için molla iktidarını yıkmak istedi. Ama bu hesapsız durum, Amerika'nın küresel hegemonyasının dağılıp yerini Çin'e bırakması ihtimalini ortaya çıkardı.
İsrail'in Kürt grupları İran'ın üzerine sürüp bir iç savaş çıkarma ihtimaline karşı Türkiye ciddi caydırıcı hamlelerde bulunmalıdır. İran'ın bu savaşı kaybetmemesi için Türkiye gerekirse Kürecik üssünü geçici olarak kapatmalıdır. Artı İngiltere'nin hamlesine karşı Kuzey Kıbrıs'a asker çıkarmalı ve defakto durum yaratmalıdır. Ortalık yatıştığında da Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etmelidir.

Donald Trump için yolun sonu görünüyor. Psikopat Netanyahu'nun aklıyla İran'a saldırma aptallığı Amerika kamuoyunda muhalefetin çok sert tepkisine neden oldu.
Analizlere, yorumlara bakılırsa Amerikan kamuoyu fokur fokur kaynıyor. Trump İran savaşında görüntüyü düzeltip bir anlaşma ile işin içinden çıkma derdinde. Bunun için de İran'da bir iç savaş başlatma planlarını yürürlüğe koymaya çalışıyor. Bilhassa Irak'taki Kürtleri birleştirip İran'ın içine sürme ve İran'ı bölme hedefini güdüyor. Kürt gruplar geçmişte yaşadıkları tecrübelerden Amerika'nın ipiyle kuyuya inilemeyeceğinin farkında. Bu türden bir teşebbüsün Suriye'de Kürtlere nelere mal olduğunun farkındalar. Onun için İran'a karşı kullanılma konusunda isteksizler.
Abdurrahman Dilipak'ın analizine göre ise; İsrail bölgede İran'ın önderliğindeki Şiileri, Türkiye'nin liderliğindeki Sünnileri, Suudi Arabistan'ın öncülüğündeki Selefileri birbiriyle çatıştırıp bölgede bir mezhep savaşları başlatma ve kendisine alan açmayı planlıyor. Bunun için de bu ülkeler arasında bir takım provakasyonlar yapıyor. Bugün İran topraklarından Türkiye'nin güneyine fırlatıldığı söylenen füze bu provakasyonla alakalı. Bu açıdan bakıldığında Siyasal İslamcı iktidarın açıklaması bir dizi soru işaretleriyle dolu.
Amerika'nın ve İsrail'in İran'a karşı yürüttükleri bu hukuksuz savaşta durumu onların lehine çevirebilecek tek etken Türk ordusu. Zira Türk ordusu geçmişte Kore savaşında benzer bir işlev görmüştü. Bütün düşünceleri Türk ordusunun İran'a kuzeyden yeni bir cephe açması ve tıpkı Suriye'de olduğu gibi Amerika ve İsrail lehine savaşın gidişini değiştirmesi. Bunu Siyasal İslamcı iktidarın savaşın başladığı ilk günden bugüne Amerika'yı ve İsrail'i açık bir dille kınamamış olmasından anlamak mümkündür.
Belki size alakasız bir konu gibi gelecek ama İran'ın Körfez'deki Amerikan üslerini vurduğu gün şöyle bir şeye şahit oldu. Trabzon'daki caminin birinde bir hoca vaazına Rum suresindeki şu ayetle başladı. "Rumlar yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Fakat onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip gelecekler." Ardından İranlıların ateşperest olduğunu söyledi. Sanki bir yerden emir almış gibi İran'a, Şiiliğin batılılığına saydırıp durdu. Demek ki Türkiye'de halk yavaş yavaş bir şeylere hazırlanıyor.
Türk hariciyesi şu ana kadar İran, Arabistan ve Mısır ile bir araya gelip savaşın sona erdirilmesi ile ilgili yapıcı ve etkili bir diplomasi başlatmak yerine bekleyip görmeyi tercih ettiğine göre Amerika'nın, İsrail'in bölgedeki emellerine boyun eğmiş demektir. Amerika'nın ve İsrail'in bulaştıkları bu beladan kurtulmalarının tek yolu Türk ordusunu karadan İran'a sokmaktır. Onun için de Amerika çeyrek asırlık Siyasal İslamcı iktidarın bütün gizli kapaklı dosyalarını tehdit olarak kullanacaktır. Tıpkı Amerika'daki Siyonist İsrail lobisinin Epstein dosyaları üzerinden Donald Trump'ı sıkıştırması gibi.

Trump bu işe Make America Great Again (Amerika'yı Tekrar Büyük Yap!) sloganıyla başlamıştı. Ama İran'a bulaşarak, durum Fuck America Hard Again'e dönüştü. Amerika Körfez'de madara oldu. Abraham Lincoln uçak gemisi 1000 km öteye Hint Okyanusu'na kaçtı. Trump (hâlâ yiğidim!) papazları Beyaz Saray'a davet edip günahları için tanrıya dua etmeye başladı. Bakıldığında Amerika'nın bu savaştaki tavrı şu şekilde "Bu savaşı kaybettik, önümüzdeki Küba savaşına bakıyoruz!" Trump Netanyahu'nun şantajıyla İran'a bulaştı, baktı bu iş göründüğü gibi değil, tüydü. Şimdi Amerika hariciyesi İran ile sulh için fırsat kolluyor. Netanyahu'nun tüm umudu İran'ın batı sınırında konuşlanmış Kürt grupların İran'a sızıp iç savaş çıkarma ihtimali.
Gelinen aşamada Amerika'nın ve İsrail'in İran'ı alt etmesinin tek yolu Türkiye'yi ya da Azerbaycan'ı savaşa dahil etmek ve İran'a kuzeyden bir cephe açmaktır. Türkiye'deki iktidar şu anda İran'a karşı Amerika'nın ve İsrail'in namusunu kurtarabilecek tek güç durumunda. Mossad destekli ajanlarla Türkiye'yi savaşa dahil etmek için her türlü numarayı çekecekler! Dışişleri bakanının Türkiye'ye yöneldiği söylenen bir füze ile ilgili yaptığı açıklamaya bakarsanız siyasal İslamcı iktidarın içindeki bir kanat bu tezgâha zihnen hazır. "İranlı diplomatlar Trump'a istediğini verselermiş!" Bunun anlamı, siyasal İslamcı iktidar varlığını Trump'a ve Amerika'ya verdiği ödünlere borçlu. Bu sömürge valisi kafası Türkiye'nin hariciyesini yönetiyor. Düşürülen füze konusunda açıklama yaparken bu kadar cılavlanması dikkate değer bir konu. Diğer anlamı, ey Siyonistler Erdoğan sonrası iktidara talibim!
İspanya'da Pedro Sançez Amerika'ya rest çekti. İspanya'nın hava üslerini İran'a saldırı amacıyla kullanamayacağını deklere etti. Görüntüler doğruysa Tel Aviv her gece vuruluyor. Körfez ülkeleri Maduro olmuş durumda. Yaba daba Dubai! yani. Rusya ve Çin İran'a yardım konusunda giderek ağırlığını artırıyor. Bence Magacılar ya da Trump bu teşebbüsle İsrail'i planlı olarak imha ettirdi. Amerika'nın Siyonizm kamburundan kurtulma teşebbüsü bu savaş. İran'la Amerika arasında derinlerde bir yerlerde ciddi şeyler dönüyor. Yani Yahudi lobisinin Amerikası ile İran, Magacılarla İran ve Demokratlarla İran arasında üç farklı ilişki biçimi mevcut. Bu savaş Trump'ı uçkurundan yakalamış Siyonist lobi ile İran arasındaki savaş.
Türkiye bu savaşta şu ana kadar tarafsız tavrı ile diplomasi kanalını açık tutan tercihi ile bölgede güven duyulan tek ülke durumunda. Irak'ta, Suriye'de, Libya'da yediği onca halttan sonra ilk kez isabetli bir yol izliyor. En azından şimdilik durum böyle.
Şunu da ilave edelim; Türkiye Cumhuriyeti'nin sıradan bir vatandaşı olarak İran'ın İncirlik'teki Amerikan üssüne, Kürecik'teki NATO gözetleme üssüne atacağı füzeleri çok da milli bir onur meselesi yapacak değilim. Bunu hiç dert etmeyecek yığınla adam tanıyorum.

Hz. İsa'nın İncil'de şöyle söylediği yazar. Dostları uğrunda ölmekten daha büyük gösteri yoktur. Ali Hamaney ülkesi uğruna ölürken Siyonist İsrail'i, Amerika'yı ve onun körfezdeki uşaklarını da birlikte götürdü.
Yarım asırlık İran İslam İnkılabının nihai semeresi; Siyonistlerin, küresel haydutların Ortadoğu'dan toz duman içinde kovulması.
Ne büyük sükse ama! Bütün Latin Amerikalılar, Afrikalılar, Asya'daki bütün çekik gözlü milletler bu duruma kıs kıs gülüyorlardır. Araplar elbette gülmüyorlar ama durumdan hoşnutlar. Türklere gelince; fena halde kıskanıyorlar.
Bilhassa solcular, komünistler. Tövbe edip Şii mi olsak, diye ciddi ciddi düşünüyorlardır.
Durumu özetleyecek en güzel deyim; Ba'del harabül Basra! İran'ın füzeleriyle Basra ve Tel Aviv harap olduktan sonra Araplar, Müslümanlar ve diğer milletler İran'a daha bir sempatiyle bakmaya başladı. Amerika'nın küresel hegemonyasına karşı duyulan korkuya karşı felsefi bir aydınlanma yaşandı.
Daha önce yazmıştım. Bölgenin en namlı haydutları Müslüman halkların petrollerine çökmüş, elde ettikleri büyük servetlerle Körfez'de bir yeryüzü cenneti oluşturmuşlardı. İşte İran fırlattığı o füzelerle bu sahte cenneti yıktı. Ve bölgedeki Müslüman halklara adil bir dünya kurulması gerektiği fikrini izah etti.
Siyonist İsrail'in Gazze'de yaptığı katliamlarla dünyayı çaresiz bırakmasının bedelini ona ödetti. Siyonist İsrail'in haydutluk yaparak Ortadoğu'da var olamayacağını bütün dünyaya ilan etmiş oldu.
Son olarak, ömrünü Filistin davasına adamış Nurettin Şirin ağabeyin (Nam-ı diğer Ağacan) her defasında Siyonist İsrail'in ve Amerika'nın havaya uçurulması gerektiğini söylediğinde, ona bir dakika ağabey, sosyoloji, felsefe, politika vs. diyordum. Yanılmışım, son derece haklıymış.
Bu savaştan önce Hürmüz boğazı, Yedi Kocalı Hürmüz gibiydi. Petrol tankerleri gelip geçiyordu. İran Hürmüz Boğazı'nı kapatınca artık Hürmüz'ün bir kocası var, o da İran.

Amerika'nın eski dışişleri bakanı Henry Kissinger'a atfedilen bir sözdü;"Amerika'nın düşmanı olmak tehlikelidir ancak dostu olmak ölümcüldür."
Belli ki, şimdilerdeki İran Amerika'nın düşmanı. Peki Türkiye'nin durumu nedir? "Dostum Trump!"
Körfez'de durum gergin, füzeler havada uçuşuyor, bombalar patlıyor, Türkiye'nin en büyük savaş gemisi Avrupa'da boy gösteriyor. Türk askeri birlikleri NATO tatbikatında! Siyonistler bu savaşa çocukları vurarak başladılar. Ardından İran'ın dini liderini öldürdüler.
Türkiye'deki siyasal İslamcı iktidardan Amerika'yı ve İsrail'i kınayan herhangi bir resmi açıklama gelmedi.
Meselâ diyanet işleri geçen Cuma hutbelerde hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Onca hacı hocadan bu katliama dair hiçbir açıklama ya da kınama gelmedi.
Yani bu ülkedeki Sünnilik nasıl bir şeyse artık, 6. Filoya dönüp namaz kılıyor, Abraham Lincoln'ı batırmak için uğraşan Şiilerin acısına aldırmıyor. Yani Müslümanlığın gavurluğa en yakın hali.
Bu barbarları bu coğrafyadan kim kovarsa onunla birlikteyiz. İran kovuyorsa hep birlikte Şii olalım!
Sünniler götlerini rahat ettirmek için davet ediyorlarsa da onlara karşı olalım.
Amerika'nın ve İsrail'in götünü kurtarmanın tek yolu var. Türkiye'yi ve Azerbaycan'ı kuzeyden savaşa dâhil etmek. Bunun için Trump NATO üzerinden Siyasal İslamcılara yoğun baskı kuruyor. Çünkü İran bölgede İsrail'i de Amerika'yı da çok sağlam öpüyor.
İran Amerika'nın üslerini vurunca sadece Arap şeyhleri forfolos olmadı, çoğu Sünni hocanın kıçı da kabak gibi ortada kaldı. Kısacası bu Sünni hocalar Amerika'nın bu topraklardaki uşaklarını kutsayan sahtekârlar. Tıpkı Beyaz Saray'da pedofili Trump'ı kutsayan o papazlar mesabesindeler.

Kısaca özetleyelim. Bugün insanlık olarak karşı karşıya olduğumuz şeyin tam adı; Julius Sezar kibridir. Julius Sezar Galya seferinde Roma ordusu Galyalıları bir kalede kuşatır. Kalenin etrafına başka bir kale ördürür. Galyalıların dışarıdan yardım almalarına engel olur. Kaleden çıkan Galyalı kadın ve çocuklara merhamet göstermez. Jül Sezar Galyalılardan mutlak teslimiyet ister. Nihayet düşündüğü gibi de olur. Donald Trump'ın İranlılardan istediği tam da budur. Ölüm ya da mutlak itaat!
Amerika İran'a karşı başlattığı bu savaşta ciddi bir imaj kaybına uğradı. Şu anda İran'a karşı kontrolü kaybetmiş görünüyor. Kuşkusuz İran'ın çok iyi planlanmış bu savunmanın arkasında Çin'in ve Rusya'nın istihbarat ve teknik desteği mevcut. Bu öyle bir destek ki, 1.5 milyar Çinli'nin Miami sahilindeki kumları kısa sürede sayabilecek türden bir akıl gücü.
Aslında Netanyahu'nun aklıyla Trump'ın bulaştığı bu fiyasko hata üstüne hatayı da beraberinde getiriyor. Şöyle ki Amerika II. Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük yenilgisini şu anda İran'a karşı almış durumda. Trump gözünü karartmış durumda. İran'a deniz piyadeleriyle çıkarma yapmayı planlıyor. Körfez'i ve Tel Aviv'i füzeleriyle yıkan İran'a yeni bir destan daha yazma fırsatını sunuyor. Benim anlayamadığım bir şey var; bu denli ergen insanlardan oluşan Amerika'yı bu denli büyük bir ülke yapan şey nedir? Kısacası Julius Sezar kibriyle körleşen Amerika küresel hegemon olma gücünü İran'ın Acem oyunuyla Çin'e devrediyor.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

Hiç yorum yok: