28 Mart 2026 Cumartesi

VARDIM HİNT ELİNE KUMAŞ GETİRDİM - 102

Milli Görüş Hareketi'nin lideri rahmetli Necmettin Erbakan'ın yıllarca dillendirdiği dünyayı bir ahtapot gibi sarıp sarmalamış "Siyonizm belası" meselesi.
Hocanın dünya Siyonizm'ine dair sözleri geçmiş yıllarda bir paranoya gibi algılanıyordu. Ama aradan geçen yıllarda ülkede ve dünyada yaşanan hadiselerle görüldü ki, Siyonizm, ülkelerde siyaseti, ekonomiyi, bilimi, kültürü esir almış, iktidarları yönlendiren küresel bir gölge güç. Yani buz gibi bir gerçek.
Bu gölge gücün yapıp etkilerine maruz kalan bilhassa Amerikalılar bugünlerde Siyonizm belasını yeni yeni keşfediyorlar. İşin ilginç tarafı Amerika bugün alenen Siyonizm'i ve onun ülkelerinde neden olduğu menfi gelişmeleri tartışıyor. Meğer Amerika ne kadar dertliymiş Siyonizm belasının bünyelerinde neden olduğu ağır hasardan. Nasıl bir bastırılmışlık yaşamış Amerikan halkı! Ve bu konuyu adamakıllı tarif eden bir sürü yazarı düşünürü var Amerika'nın.
40 yıllık Milli Görüşçüyüm hiç böyle bir şey görmedim. Bugün Amerikalılar rahmetli Necmettin Erbakan'ın Türk siyasetinde bir ömür dillendirdiği dünya gerçekleri ile en sertinden yüzleşiyorlar. Koca Amerika siyasî görüş olarak Milli Görüş'ün unutturulmuş, makam mevki için terk edilmiş o kayıp çizgisine doğru kayıyor.
Bazıları vakti zamanında Siyonizm'in kuyruğuna takılıp, onun bölgedeki planlarında kullanışlı aparat olma işine soyunurken Amerika bilhassa Gazze'de yaşanan soykırımdan sonra Siyonizm karşıtı bir pozisyona kayıyor.
Amerika'daki sert Siyonizm eleştirileri bir yana içten içe giderek bir antisemittik bir dalga yükseliyor. Amerika'nın on yıllar boyunca Siyonistler tarafından politik ve ekonomik istismarı yeni bir Hitler genini siyasetin merkezine çağırıyor gibi görünüyor.
Yiğidim Tump gözü dönmüş Netenyahu'yu Beyaz Saray'dan resmen kovdu. İran'a karşı gölge boksu yaparak iktidarını kuşatan Siyonist belasından kurtulmaya çalışıyor.
Aslında ömrünü insanlara Siyonizm belasını anlatmakla geçirmiş Necmettin Erbakan'ı tekrar gündeme getirme ve Amerikalılara tanıtmanın tam vaktidir.

Romalı tüccarların giremediği yere Romalı askerler girer... Tarihte kural buydu. Uyarlarsak; Amerikalı petrol şirketlerinin giremediği yere Amerikan askeri (Yankee!) zorla girer. Bunun yakın geçmişte yığınla örneği mevcut.
Şimdi Amerikan başkanı Donald Trump da New York'ta emlakçılık yapmış bir tüccar. Dolayısıyla İran mevzuuna da bu zaviyeden bakıyor. Yani İran'ın petrolünü dünyaya satmak için Amerikalı petrol şirketleri İran'a girerse Amerikan ordusunun İran'a girmesine gerek kalmaz. Venezüela'da olduğu gibi Amerikan ordusu bir ülkeye girerse Amerikalı şirketler o ülkeyi talan ederler. İran'la ilgili yüzlerce yorumu dikkate alınca bir şey çok açık görünüyor. Trump bir şekilde İran'la anlaşmak istiyor. Çin'e ve diğer ülkelere kaçak yollarla satılan İran petrolünü kayıt altına almak istiyor. Tıpkı Körfez ülkelerinde olduğu gibi Donald Trump Çin'e akan İran petrolünden payını almak istiyor. İran'ı askeri açıdan çevrelemeye çalışmasının esas nedeni budur.
Tabi Donald Trump bunu yaparken İran da boş durmuyor. İran Çin'in en büyük petrol tedarikçisi olarak ondan hava savunma sistemleri alıyor. Çin'in uydu görüntüleriyle Amerikan'ın bölgedeki savaş gemilerinin koordinatları anlık olarak Tahran'a rapor ediliyor. Donald Trump'ın yaptığı bir nevi her şeyin abartıldığı Amerikan güreşi şovu yani. Bizdeki eski Yeşilçam filmlerindeki dövüş sahneleri gibi. Yediği onca yumruğa, tekmeye rağmen hâlâ ayakta, hâlâ direniyor.
İran bu filmin rol icabı dayak yiyen figüranı. Her dayak yiyip yere düştüğünde yeniden ayılıp ayağa kalkıyor. Bir tür Acem tiyatrosu gibi. İran tehlikeli rollerin en usta oyuncusu. Bence Amerika ile İran bir şekilde anlaşacaklardır. Esas mesele bu denklemde İran İslam Devrimi'nin banisi durumundaki mollaların gururunun da hesaba katılması. Amerika tarafında ise bu denklemde İsrail'in bölgedeki azgınlığının dizginlenmesi meselesi mevcut.
Arabesk Türk medyasından bakıldığında ise iş bu denli derinlikli görünmüyor. Onlara göre Amerika bir bölgeye bu kadar askeri yığınak yaptıysa kesin bir saldırıda bulunur. Bunu da papatya falı gibi bugün ya da yarın yapar! Maalesef bizim medyadaki yorumların düzeyi Donald Trump'ın WC'de çektiği sifonun ses tonuna göre değişiyor. Hele CNN Türk'ün bir Washington muhabiri var, bildiğiniz tuvalet fırçası gibi. Trump'ın yellenme sesini Tomahawk gürültüsünden ayıramıyor.

"Terörsüz Türkiye Terörsüz Türkiye!" deyip duruyorlar ya; aslında kastettikleri şey başka.
Ülkede terör estirme hakkı sadece Siyasal İslamcı iktidarın tekelinde olacak. Sadece onlar muhaliflere korku (terör) salma hakkına sahip olacaklar.
Bunu yargı sopasıyla muhalif düşünürleri, yazarları, aydınları çeşitli maddi cezalara çarptırarak yaptılar zaten. Yargı üzerinden terör estirerek ülkedeki fikriyatı büsbütün öldürdüler.
Meselâ bunu söyleyen Siyasal İslamcı iktidarın Mehmet Ağar'ın Anayasa ve hukuk üstündeki ezeli ve ebedi varlığını bir terör sorunu olarak algılamıyor. Çünkü mafya başı Ağar onun iktidarını pekiştiren bir unsur. Onun bu toplumda korku (terör) salıyor oluşunun bir kıymeti yok! Daha dün Sedat Peker'i muhalif partililerin üzerine saldırtan Siyonist İslamcı iktidar şimdilerde "Terörsüz Türkiye!" hedefi peşinde. Ekonomik terör ise bambaşka bir boyutta.
Onun için Siyasal İslamcıların terörsüz Türkiye çığırtkanlıkları gerçekte karşılığı olan bir şey değil. Ülkede bizden başka hiçbir siyasi, sosyal grup muhatabına korku salamayacak. Bu hak sadece bizim tekelimizde olacak.
Yeni yapacakları Anayasa'da da şöyle bir durum var. Anayasa'ya Mehmet Ağar ile ilgili bir madde koymaları gerekiyor. İbrikçi başı Mehmet Ağar ve ekibi bu ülkede yapıp ettiklerinden Türk mahkemelerinde yargılanamaz. Yargılanması teklif dahi edilemez. İbrikçi başını sadece münkir ve nekir kabirde sorgulayabilir! Bu maddeyi yeni yapılacak Anayasanızın bir tarafına koyun.
1990'lı 2000'li yıllarda Türkiye'de insanlar terörle mücadelede evlatlarını şehit vermekten korkuyorlardı. Yani ülke bir nevi PKK'nın estirdiği terörden mustaripti ve korkuyordu. Şimdi Siyasal İslamcılar o terör örgütünü sahada yendi, halkın güvenliğini siyasete tahvil ediyor. Sadece benden korkacaksınız; benim adıma görev yapan savcılardan korkacaksınız, bir de ibrikçi başı Mehmet Ağar'dan korkacaksınız. Buna da terörsüz Türkiye denilecek! Özeti bu. Oysa bu ülkenin temeldeki hukuk sorunu şudur. Bu ülkede bakanlık yapmış bir adamın yıllarca mafya düzenin tepesinde duruyor oluşunu Anayasal düzenle, hukukla nasıl izah edersiniz? Edemiyorsanız boş yere mugalata yapmayın.

Amerika'nın askeri açıdan İran'ı kuşatması öncesinde Türkiye'de yürütülen kampanya herkesin malumu. Esasen bu kampanyanın uzun vadede neye yaradığı da ortada. Tıpta buna lokal anestezi diyorlar.
Sorulması gereken esas soru şudur. Türkiye'nin askeri varlığı İsrail için bir tehdit ise İran'ın düşürülmesi sonrasında Amerika'nın yeni senaryosu ne olacak? İsrail, Akkuyu'daki nükleer güç santralini diline dolayacak mı? Ya da Tel Aviv Türkiye'nin ürettiği füzelerin menzili içinde diye yeni bir bahaneyi gündeme getirecek mi? İran İncirlik'teki Amerikan üssünü hedef alırsa Türkiye bunu bir onur meselesi yapacak mı?
Ben hâlâ Abdullah Gül'ün "Amerikan askerlerinin evlerine sağ salim dönmesi için dua ediyorum!" diye bir açıklama yapmasını bekliyorum.
Geçenlerde Ahmet Hakan dışişleri bakanı Hakan Fidan'a "Türkiye'de nükleer silah var mı?" diye basit bir soru sordu. Normalde bu soruya "Evet, Türkiye'nin nükleer silahı var." Ya da "Hayır Türkiye'nin nükleer silahı yok!" diye açık bir cevap vermesi beklenirdi. Ama Hakan Fidan soruya cevap vermek yerine poker oyuncusu gibi mimiksiz bir tavırla yorum yapmamayı tercih etti. Halk bu tavrı Türkiye nükleer silaha sahipmiş de açıklamıyormuş gibi yorumladı. Bu bir tür savaş romantizmi. Duyguların aklın önüne çıktığı aptal bir muğlaklık bu. Türkiye'nin nükleer silahı yok ama varmış gibi rol yapabiliriz!
Çinli ve Rus savaş uzmanları Amerika'nın Abraham Lincoln savaş gemisi nasıl vurulur, sorusunun cevabı üzerinde gece gündüz düşünüyorlar.

İrlandalı bir yazar Fintan O'toole göre; "Trump için siyaset sadece bir gösteri, bir şey yapmak değil." Ama en azından yiğidim Trump bizi bir konuda idare etmişti.
Şöyle ki, bizdeki siyasal İslamcılar İran'ın petrol parasını banka sistemi üzerinden aklamıştı. Amerika'nın Türkiye'ye ceza keseceğini anlayınca siyasal İslamcılar fidye olarak bir papazı tutukladılar. Ne demişti Trump; "Aptal olma!" yani akıllı ol!
Amerika'daki bütün dövmeli adamları El Salvador'a göndertti. Nayip Bukele'yi de başlarına gardiyan olarak görevlendirdi. Ne yapsın Trump, adamların yüzünde meymenet yok! Ne dedi Avrupa'daki mirasyedi politikacılara. Dünyanın kahrını Amerika çekiyor, siz yan gelip yatıyorsunuz. Savunma konusunda ya kesenizin ağzını açarsınız ya da bahçenizdeki armutlara Rus ayısı musallat olur. Avrupa nihayet konfor içinde yaşamanın sonu tabelasını gördü!
İşin şov kısmını bir kenara bırakırsak Trump İran'la bir şekilde anlaşmak istiyor. İran'ı Çin'in enerji ihtiyacını ucuzundan karşılayan bir konumdan alıp dünya sistemine entegre etme niyetinde. İran'ın petrolünü kayıt altına alıp Çin'in ekonomik yükselişini kontrol etmek istiyor. Onun için de İran'daki molla rejiminin kendi içinde dönüşümünü sağlamak için İran'a askeri seçeneği dayatıyor.
Trump son olarak Latin Amerika ülkelerindeki uyuşturucu trafiğini minimum seviyeye çekme derdinde. Çünkü narko-trafiğin Amerika'ya verdiği zarar tahminlerin ötesinde. Bunun için de işe Venezüella devlet başkanı Nikolas Maduro'yu tutuklamakla başladı. Ardından Meksika'nın en büyük kartelinin patronu El Mencho'yu ortadan kaldırttı. Evet, Donald Trump konuşurken sadece şov yapıyormuş gibi görünüyor ama onun kontrol ettiği devlet aygıtıyla dünyaya esaslı bir şekil veriyor.

Yabancı ajanslardan dinlediğimiz onlarca yorumdan sonra ortaya şöyle bir tablo çıkıyor.
İran'a askeri müdahale konusunda Trump'ın esip gürlemesi bir yana Amerika'da ciddi bir akıl devreye girmiş durumda. Şöyle bir genel kanaat var Amerika'da. İran'a saldırı başlatmak işin en kolay tarafı ama bu savaşın ne yöne evrileceği ve ne kadar süreceği öngörülemiyor. Savaşın bölgesel bir savaşa dönüşme ihtimali çok yüksek. Bu durumda Amerika'nın bölgedeki askeri üsleri açık hedef olacak. Ayrıca askeri uzmanlar şöyle bir analiz yapıyor. Amerika'nın savaş gemileri zannedildiğinden çok daha kolay vurulup batırılabilir. Çünkü bu savaş gemileri bir önceki dönemin savaş konsepti için inşa edilmişti.
Tıpkı Ukrayna'da tankların dronlarla tek tek vurulup devre dışı bırakılması gibi bu da yeni bir durum. Artı Çin'in İran'a gönderdiği yeni hava savunma sistemlerinin Amerikan uçaklarını rahatlıkla tespit edip düşürebildiği öne sürülüyor. Şayet bu savaş İran için bir varoluş meselesine dönüşürse İran İsrail'in sadece Tel Aviv'den ibaret olduğunun farkında. Yeni füzeleriyle Tel Aviv'i imha edebilir. Kısacası İran Amerika'nın rahatlıkla yutabileceği bir lokma değil. Abraham Lincoln savaş gemisine isabet edecek bir füze Amerika'nın küresel hegemonyasının sonunu getirebilir. Bu açıdan bakıldığında İran'a askeri müdahale Donald Trump'ın siyasi hayatına mal olabilecek türden bir kumar. Son olarak İran diplomasisi Amerika'daki toy Demokrat jönleri parmağında oynatır. Bu işlerde o denli mahirler yani.

Siyasal İslamcı iktidar meclisten çıkardıkları tezkere ile Irak'ı Amerika'ya satarak iktidara gelmişlerdi. Suriye iç savaşında çetelere destek vererek Suriye'yi çökertmişlerdi. Şimdi sıra ABD-İsrail şer ittifakının İran'a askeri saldırısına geldi. Bu konuda dışişleri bakanı Hakan Fidan bir takım hızlı açıklamalar yapmış olsa da Türkiye'nin politikası berrak değil.
Türkiye NATO üyesi bir ülke. Amerika da hâlâ NATO üyesi bir ülke. Yani Amerika'nın İran'a saldırması durumunda Türkiye otomatikman İran'a karşı bir pozisyonda buluyor kendini. Bu husus nedense hiç dillendirilmiyor. Türkiye'nin İran ile Amerika arasında İstanbul'da arabulucuk yapmış olması bu gerçeği değiştirmez. Nitekim İran NATO'nun İstanbul'da kuracağı diplomatik tazyiki gördüğü için görüşmeleri Umman'a almıştı.
Yani Türkiye olası bir Amerika İran savaşında kesin olarak tarafsız kalacağını en üst düzeyde dillendirmedi. Çünkü siyasal İslamcılar politikayı "Kriz varsa fırsat da vardır!" prensibiyle yaparlar. Dışişleri bakanı bir televizyonda bir şeyler söyledi, öylece kaldı bu konu. Adam görünürde dışişleri bakanı ama gerçekte hâlâ istihbaratçı.
Etrafımız barut fıçısıyken Gazanfer bir Türk birliği Avrupa'nın taharetsiz götünü Ruslardan kurtarmak için ta Brüksel'e gönderilmiş. Yıllarca Türkiye'deki terör örgütüne destek vermiş, gümrüklerde Türklere ikinci sınıf insan muamelesi yapmış, Avrupa Birliği konularında Türkiye'ye karşı her türlü domuzluğu yapmış Avrupa'nın kınalı götünü korumak için Türk ordusu Avrupalılarla tatbikat yapıyor. Maksat Avrupa'yı Moskof ayısından korumak! Nasıl bir komplekstir bu yahu! Bırakın Rus ayısı öpsün Avrupa'yı! Rusya Ukrayna meselesinde haklıydı. Orada Avrupa'yı öptü. Türkiye ne yapıyor, bir nevi Avrupa'nın Ukrayna'daki Rus mağlubiyetine ortak oluyor. Almanlar yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık kaderinden, Avrupa Ruslara öpüldüğü için biz de Ruslara öpülmüş sayıldık manyaklığına geldik. O Avrupa ki, bütün ülke liderleri açık Siyonist. İsrail'in Gazze soykırımına karşı tek cümle kurmamış bu kınalı götlüleri Rus ayısı öpmesin diye Şanlı Gazanfer bölüğümüz Brüksel önlerinde.

Modern barbarlığın kuşattığı bir dünyada gerçek Müslümanlar Ahmet Yasin, Yahya Sinvar, İsmail Haniye, Hasan Nasrallah, Ali Hamaney ve diğerleri melekler gibi kanatlanıp tek tek gökyüzüne yükseliyor. Geriye Siyonist Yahudiler, pedofili sapıklar ve Müslüman rolü yapıp makam mevki sahibi olmuş rezil münafıklar, demagoglar kalıyor.
Bizdeki körkütük cahil laikperestler, Müslümanlar geri kaldı, dediğinde izah onlara bir türlü edemediğimiz şeyin özeti buydu. Batı barbarlığı kendisiyle yarışacak bir sistem kurmanıza müsaade etmiyor. Dünyadaki Müslümanların radikalleşmesinin sebebi de bu. Taliban dedikleri tam olarak bu. Madem bizim medeni Müslümanlar olmamıza müsaade etmiyorsunuz biz de sizin modern barbarlığınızı hedef alan radikal Müslümanlar olalım.
Ali Hamaney eskiden Tahran'da her cuma namazında Ümmetin ve insanlığın kurtuluşu için fetva yayınlardı. Ve o fetvalarda Ümmetin felahının reçetesini Şia külliyatı üzerinden izah ederdi. Bunu Türkiye'de siyasal anlamda formüle edebilen tek kişi vardı. Necmettin Erbakan.
Bu kadar haksızlığın, bu kadar gaddarlığın, bu kadar vahşetin, kanın, göz yaşının, ölümün, barbarlığın olduğu bir dünyayı gördükçe aklıma Ahmet Kaya'nın bir türküsündeki o sözler geliyor. "Öptüğüm kızlar geliyor aklıma / Bir açıklaması vardır elbet!"
Ali Hamaney'in şehit edilmesi ve İran'ın iyice zayıflatılmasından sonra Türkiye'de zil takıp göbek atacak bir sürü onursuz tanıyorum.
Bunlar sahip oldukları konumları Amerika'yla iyi geçinen bir iktidara biat etmiş olmalarına borçlular. O koltuklarının altında Iraklıların, Suriyelilerin, Filistinlilerin ve de İranlıların kemikleri var. Bunları Firavunların zamandan ve mekândan bağımsız modern bayileri gibi düşünebilirsiniz.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

Hiç yorum yok: