Milli Görüş'ün kurucusu Necmettin Erbakan, o zamanki deyimle yüksek makine mühendisi.
Fazilet Partisi genel başkanı Recai Kutan Bey, o zamanki adıyla yüksek inşaat mühendisi. Barajların yapımında çalışmış rahmetli.
Saadet Partisi'nde genel başkanlık yapmış Temel Karamollaoğlu Bey, tekstil mühendisiydi. Manchester Üniversitesi'nden mezundu.
Saadet Partisi'nin son genel başkanı Mahmut Arıkan Bey ise inşaat mühendisi. Yani bir nevi Kayserili müteahhit!
Bu mühendislik anlayışının siyaseti yorumlama biçimi şu sloganda dışa vuruyor. "Hayra motör, şerre fren!"
Görüldüğü gibi rahmetli Erbakan hocanın hatırasına hürmeten siyaseti otomobil üzerinden yorumluyorlar.
Ezcümle yarım asırlık Milli Görüş hareketin siyasal refleksleri yüksek mühendisliğin sınırlarını aşıp modern bir topluma nüfuz edemiyor.
Onun için öteden beri dostlarımıza ısrarla sosyoloji, toplumbilimi, psikoloji, felsefe okuyun, öğrenin diyorduk. Zira bu zincirleme mühendislik aklı maalesef bu toplumun sosyo-politik gerçekliğini ıskalıyor. Meseleleri sınıflandırmada, onların çözümüne ilişkin siyasi söylem üretmede mühendislikle sığlaşmış bir evrende debeleniyoruz.
Saadet Partisi'nde mesele geçmişten gelen mühendis temelli bakış açısı. Ve bu yapısal meselenin kısa dönemde değişmesi ve bu zincirin kırılması zor görünüyor.
Ben Kemal, Bay Kemal, CHP’nin başına geliyorum!
Türk demokrasi tarihi hiç bu kadar renkli olmamıştı.
Hikâyenin özeti şudur. Ekrem İmamoğlu İstanbul belediye başkanı seçilince CHP genel başkanlığını gözüne kestirdi. Oradan da ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde başkan seçilirim, hesabı yaptı.
Bunun için İstanbul’daki müteahhitlere salma vurdu. Toplanan parayı da CHP genel kongresinde delegeye dağıtıp kendi adayını genel başkan seçtirmeye çalıştı. Ama para delegelere dağıtılamadı.
Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğunu Özgür Özel’e kaptırdı.
Bu durumda CHP’nin içinden bir grup hukuki açıdan buna itiraz etti.
Aslında buraya kadar her şey normal. Yani öteden beri Türk siyasetinde ideolojik saiklerle başına buyruk takılan CHP’yi iç işleyişi bakımından demokrasiye zorlama durumu söz konusuydu.
Ama AKP iktidarı bu durumu CHP’yi köprü pozisyonunda tutup siyaseten puan kazanmak için bir fırsata çevirdi.
AKP iktidarı CHP’yi ideolojik saplantılarından arındırıp ülke siyaseti ile ilgili sorumlu ve halkın değerleri ile barışık bir yapıya dönüştürmek için uğraştı da. Ama bunun pek mümkün olamayacağını gördü. Çünkü CHP ülke adına sorumlu siyaset yapmakla siyaset esnaflığı yapmanın birbirinden farklı şeyler olduğunu henüz idrak edebilmiş değil.
Bu durumda da AKP çeyrek asırdır tek başına iktidar olmanın keyfini sürüyor.
Yani CHP’nin son kongresinin hukuken geçersiz sayılması ve mevcut genel başkanının mutlak butlan kararıyla önceki genel başkana tevdi edilmesi hukuki açıdan normal bir durum.
Bu hukuk normlarının AKP’ye uygulanıp uygulanmadığı ise başka bir konudur.
İşin ilginç tarafı bunun Türk demokrasi tarihinde bir ilk olmasıdır. Dahası aynı durum diğer partiler için de geçerlidir.
Türk demokrasi tarihi iradeleri genel başkanları tarafından ipotek edilmiş siyaseten ölü doğmuş partiler tarihidir. Maalesef durum budur. İlk kez bir mahkeme kararıyla bu kötürüm durumun dışına çıkılıyor.
Bir de vakti zamanında Kemal Kılıçdaroğlu’na “Piro!” diyenler, kedisine “Şero!” diyenler şimdi ona “Şer odağı!” diyorlar. Herhalde dünya siyaset tarihinde CHP gibi gerçek bir sebep olmadan bir genel başkanı seven sonra ondan nefret eden, ideolojik patronluğuyla böyle sırnaşan ikinci bir parti yoktur.
Oysa CHP açısından durum gayet sarihtir. Bir parti kongresinde delegenin iradesini kanun dışı yollarla etkileyerek bir genel başkan seçmek hukuken mutlak butlanı yani geçersiz bir işlemi doğurur. Bu karar sonuçları itibarıyla her ne kadar siyasi gibi görünse de özünde hukuki bir karardır.
Sonuç; hiçbir parti iç işleyişi itibarıyla hukukun dışına çıkarak ülkede siyaset tesis edemez. CHP yönetimi Türk demokrasisinde ülkenin gerçek gündemini ıskalayarak kendisiyle sırnaşmanın bedelini bu hukuki kararla ödüyor.
Yeni başlayanlar için CHP'nin yapısal otopsisi.
CHP Türk demokrasisinin henüz ergenlik döneminden bir türlü çıkamamış ergen çocuğu mesabesinde bir partidir!
CHP ideoloji olarak modernliği benimsemiş bir parti olduğundan politik anlamda sahici bir ideolojisi yoktur.
Onun için de ülkeyi ilgilendiren meselelerde siyaset üretemez. Böyle bir kaygısı yoktur.
Varlığı kendinden olduğundan sadece siyaset esnaflığı yapar.
CHP'nin ideolojik temelindeki Kemalizm, pratikte Komünizmle sırnaşan eklektik bir ideolojiydi. 1990'lı yıllarda Sovyetler Birliği çökünce Türkiye'deki Kemalizm de murt gitmiş oldu.
Zannedildiğinin aksine CHP modern ve yenilikçi bir parti değildir. Son derece muhafazakâr bir partidir ve değişime kapalıdır. Modern dünyanın en gerici partisidir, denilebilir.
CHP yönetim anlayışı olarak ülke ve dünya gerçekliğinin gerisinde kalmış bir tür Politbüro yapısına sahiptir. Gerçek bir sebep olmaksızın ideolojilerinin hijyenik olduğuna inanırlar.
Ülke siyasetindeki genel tutumları "İstemezükçü tavrıyla!" paslı çivi gibidir. Bu haliyle AKP'den daha Allahlıktır CHP!
AKP'nin Türk siyasetinde çeyrek asırdır tek başına iktidar olmasının nedeni CHP'nin ülke meselelerine nüfuz edemeyen ideolojik ve halka karşı kullandığı üstenci dilidir.
CHP, Ekrem İmamoğlu ile kısmen liberal bir hüviyet kazanıp hem kendisini hem de ülkeyi dönüştürme fırsatı vardı. Maalesef bu fırsat hukuksuz uygulamalarla heba edildi.
CHP'nin belediyeleri Fidel Kastro'nun Kübası gibi, zamanın gerisinde kalmış, demode ve de sahipsizdir.
Dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyoruz. CHP'lilerin dünya gerçekliğinden kopuk tuhaf politik fantazyaları mevcuttur.
Onlar hâlâ 100 yıl önce olduğu gibi bir Osmanlı Paşasının Samsun'dan karaya çıkıp ülkeyi bu "dinci" siyasal İslamcıların elinden kurtaracaklarına inanıyorlar.
Hem böyle inanıyorlar hem de silah fuarında gidip balistik füze önünde poz veriyorlar. Akılla mantıkla izah edilemeyecek böylesine paradokslara sahiptirler.
Mao'nun kurduğu komünist Çin devlet eliyle kapitalistleşti ve dünyada söz sahibi oldu. Biz hâlâ CHP'nin ideolojik fantazyalarını dinlemekle meşgulüz.
CHP bu haliyle yapısal bir soruna dönüşmüş durumda ve sadece kendini değil ülkeyi de öğütüyor.
Özgür Özel'in siyasi çırpınışında "mutlak butlan"ın geçersizliğine dair hukuki bir gerekçe söz konusu değil. AKP iktidarı CHP'yi köprüde yakaladı, puanlar alıyor ama insaflı davranıp tuş etmiyor.
Türkiye'de hukuk, iktidarın dışında ciddi bir konudur. CHP genel kongresini kurallar içinde yapıp makul bir genel başkan seçerse ve sorumlu muhalefet konusunda ciddiyetini takınırsa cici demokrasimizde hiçbir sorun kalmaz.
En azından askerin gölgesinden kurtarılmış demokrasinin kemale erişine hep birlikte şahit oluruz, efendim.
Trabzonspor – Konyaspor Türkiye kupası finaline dair.
Türkiye’de futbol zaman ayırmaya değmeyecek kadar güdük bir oyun olarak oynanıyor. Türk hakemler futbolun sivil ruhundan bihaber spor memurları. Bir türlü oynanamayan bir oyunu saçma sapan kararlarla daha da öldürüyorlar. Türk futbolcular ise oyundaki yetersizliklerini rakibe karşı psikopatlıkla takviye ediyorlar. Bilhassa yerli teknik direktörlerin çoğu futboldan geldiği için insan psikolojisi ve oyundaki taktiksel derinlik konusunda yetersizler. Hal böyle olunca Türkiye’de futbol salt bir fiziksel boğuşma düzeyinde oynanıyor. Yabancı oyuncular da bu kısır rekabette verimli olamıyorlar. Türkiye’de futbolun özeti budur.
İstanbul’da oynanan Freiburg – Aston Villa müsabakasında oynanan futbolu ve tribünleri düşünün bir de bizdeki en kallavi derbi müsabakalarını. Arada dünya kadar fark var. Birinde futbolcu nerede duracağını, ne zaman topla mesafe katedeceğini, ne zaman pas vereceğini biliyor. Bizde takımlar gömülü bir dizilimde topu atacak adam arıyorlar, iki adım atmadan topu kaptırıyorlar. Sıkışınca kaleciye geri pas yapıyorlar. Topu oyuna sokmak her takım için ciddi bir güvenlik meselesi. Birinde oyunun ciddi bir hikâyesi var, diğerinde ise her pozisyonda hakeme itiraz eden, beklentiyi hakem kararlarına bağlamış tiyatral bir durum var.
Birinde her açıdan ciddi bir futbol kültürü gözlemlenirken diğerinde futbolun oynanmaması için her türlü kepazelik söz konusu. Onun için Türkiye’de futbol zaman ve enerji kaybıdır ve izlenmeye değmez. Gidin Yüzyıllık Yalnızlık’ı okuyun, Puslu Kıtalar Atlası’nı okuyun, Bülbülü Öldürmek’i Suç Ve Ceza’yı tekrar okuyun.
Müsabakaya gelirsek; Trabzonspor oyuna iyi bir momentumla başladı. İlk yarıda oyunu her açıdan domine etti. İkinci yarıda Konyaspor’un tesadüfi golüyle oyunun kontrolünü rakibine bırakır gibi olduysa da Trabzonspor toparlanıp müsabakadan galip ayrılmasını bildi. Ve Türkiye kupasını 10. kez kazanmış oldu. Bu kadar çirkin bir kupa için değer miydi gerçekten bilmiyorum. Hele bir süper kupa var köyde rahmetli anneannemin üzerinde odun kestiğimiz kütükler olurdu, aynı ona benziyor.
Zaten birçok şey bu ülkeye yakışmıyor. Alman’ı İngiliz’i gelip İstanbul’u insan gibi geziyor, birasını içiyor sorun olmuyor. Trabzonspor taraftarı Antalya şehrine giremiyor, ormanlardan dolaşıyor. Freiburg taraftarlarının tribündeki koreografilerine bakıyorsunuz, bir de mağaradan yeni çıkmış gibi sahaya sis bombası atan Konyaspor taraftarlarına bakıyorsunuz, fark epeyce büyük. İlkinde bir futbol kültürü var, diğerinde ehlileşmesi zor bir psikopat profili var.
Trabzonspor kendisine saygılı davranmayan her rakibi o ya da bu şekilde bir alt lige gönderir. Antalyaspor, Trabzonspor gibi Türk futbolundaki en ahlakçı bir takıma saygısızlık yapmasının bedelini bir alt lige düşerek ödedi.
Fatih Tekke'ye gelirsek; Ağustosta Görüşürüz!
Türk demokrasisinin tantanalı bir evreden geçtiği şu günlerde ülke olarak ilginç gelişmelere şahit oluyoruz.
İşin özeti şudur. Çeyrek asırdır ülkeyi yöneten siyasal İslamcılar, CHP’yi dayandığı Alevi geni üzerinden türettiği bir siyasi figürle vurmayı başardı. Siyasal İslamcılar bu siyasi hamleyi kusursuz bir strateji ile gerekleştirdiler.
Ben bu işin daha farklı olacağını düşünmüştüm. Tıpkı Fransız devriminde olduğu gibi CHP’lilerin de genel merkezi koruma adına şarap kasalarını siper edip ellerindeki çakaralmaz tüfeklerle kralın askerlerine direneceğini hayal etmiştim. Ama maalesef umduğumuz gibi olmadı. CHP’liler cumhuriyetin kurucu partisini Bay Kemal’in şüpheli demokratlığına terk edip gittiler.
CHP’nin devrik genel başkanı Özgür Özel’in yağmurda ıslanmış gömlekle yaptığı Che Guvearamsı yürüyüş Türk demokrasi tarihinin en arabesk eylemi olarak tarihe geçti. Zira Özgür Bey bu hayhuyun arasında atlet giymeyi unutmuş, ıslak gömleğiyle transparan bir görüntü vermiş.
Artı CHP’nin devrik genel başkanının mahkemeden gelmiş bir tebligatı yırtıp atması, bir TOMA’nın üzerine çıkıp öfkeli ardıllarına hitap etmesi, o esnada Bay Kemal taraftarlarının genel merkezde çikolata yiyor olmaları akıl almaz gelişmelerdi.
Hukuk kafasını kaşımaz. Genel merkezi boşalt ve anahtarları Bay Kemal’e ver! Emir buydu. Buraya kadar olanı işin mizahi kısmı, esası ise şudur.
CHP geçmişte askeri vesayetin gölgesinde siyaset yaparken, bürokraside memur iktidarını sürdürürken, askerin postmodern darbelerini alkışlarken hiçbir zaman hukuku hatırlamadı.
Napolyon Bonapart’a atfedilen bir sözdür. “Süngüyle iktidara gelebilirsiniz ama süngünün üzerine oturamazsınız.” CHP’nin ülkenin kurucu partisi olduğu hususunda kimsenin şüphesi yok. Ama süngüye yaslanarak iktidarda kalmaya çalışmak günümüz dünyasında imkânsıza yakın bir şey.
Türkiye gibi bir ülkenin siyasetinde ideolojik üstünlük varsayımıyla patronluk yapılamaz. Sadece toplumun tümüne hizmet üreterek, meselelere çözüm üreterek belli bir dönem iktidarda kalabilirsiniz.
Dahası kongresini hukuka uygun şekilde yapmaya muvaffak olamayan bir partiye ne kadar güvenebilirsiniz? Dün CHP Anayasayı ve hukuku önemsemiyordu bugün ise siyasal İslamcı iktidar hukuku önemsemiyor. “Biz hepimiz Turhallıyız, biz bize benzeriz!”
Geçmişteki bir hukuksuzluk bugün siyasal İslamcılara hukuk keyfiyetini siyasal amaçları için hoyratça kullanma fırsatı veriyor. Biz sıradan vatandaşların suçu ne?
CHP dün Kemal Kılıçdaroğlu’nu ülkenin tek umudu, Alevi evliya olarak görüyordu, bugün aynı adamı hain ve iktidar ajanı olarak görüyorlar. Ülkenin kurucusu bir partinin hukuk konusunda, partiye genel başkan seçme konusunda bu denli tutarsız davranmaya hakkı var mı?
CHP’liler basit gerçekleri yok sayarak günümüz ülke ve dünya siyasetinde var olabileceklerini sanıyorlar. Sanki hukuk onları bağlamıyor. Ciddi bir körlükleri var.
Son çeyrek asırda Türkiye her alanda hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşadı.
Bu değişimden ülkedeki siyaset kurumu da nasibini aldı. Bu değişim siyasetin yüzeydeki köpük tartışmalarından ziyade derinlerdeki yapısal alanda yaşandı. Siyasal İslamcıların yüksek mühendisliğe dayalı hizmet anlayışlı politikaları ile modernist tayfanın ideolojik takıntılı siyaset anlayışı birbirinden ayrıştı. Bugün Türk siyasetindeki bu yapısal fark Türk demokrasisini yeni bir yapılanmaya zorluyor. CHP’nin üstesinden gelemediği şey tam olarak budur.
Bu değişim vetiresinde CHP, Kemal Kılıçdaroğlu’dan “Gitme diyeydim Özgür’üme!” tavrı bekliyor ama siyasetin kendi doğası gereği Bay Kemal Boston Dynamic robot fabrikasından çıkmış mekanik bir Alevi gibi davranıyor. Bay Kemal’in eli, dili, beli pek bir dinamik.
Diğer bir siyaset teorisine göre ise; siyasal İslamcılar Kürdopat politikacılarla yürütülen Çözüm Süreci’nde yolun sonuna gelindiğini görüyorlar. Yapılacak yeni anayasaya destek bulabilmek için mutlak butlan ile CHP’den kendilerine uyumlu kallavi bir parça koparma stratejisi yürütüyorlar.
Ülkede bütün bunlar yaşanırken Türkiye’nin demokratikleşme serüveninde Batı’nın hiçbir zaman ciddi bir özne olmadığı gerçeğiyle yüzleştik. Bazı CHP’lilerin biber gazı bulutu içinde Langa hıyarının acı tarafını ısırmış gibi ağlıyor oluşu Avrupalı, Amerikalı demokratların insani hislerini harekete geçirmemiş. Türk siyasetinde demokrasi dışı unsurlara yaslanarak muktedir olmuş CHP, paradoksal olarak Türk demokrasisinin mağduru bir görüntü veriyor.
Türk demokrasisine bizim de şöyle küçük bir katkımın olmuştu, efendim. İktidarın tutarsız ve yetersiz icraatlarını eleştirirken defalarca “bay potansiyel başkan”, “bay en başkan” tabirini kullanmıştık. Bir sabah haberleri okurken “Bay Kemal!” tabiriyle karşılaşınca epeyce şaşırmıştım. Farkına varmadan CHP’nin genel başkanının isim babası olduğuma şahit olmuştum.
Kemal, yiğidim, önce Bandırma vapuruyla Samsun’a çıkmanı, sonra Sivas Erzurum’da kongreler yapmanı, ardından Ankara’ya CHP genel merkezine gitmeni, ardından küreselcilerin güdümündeki iktidar görevini yapamamaktadır, madenlerimiz bize aittir, milletin azim ve kararı ülkeyi kurtaracaktır, şeklinde açıklama yapmanı, ideolojik CHP’lileri İzmir’den denize dökmeni ve akabinde tek adam rejimini kaldırmanı bekliyoruz.
Yapay zekâ ile üretilen saçma sapan görseller ve de yazınsal şeylere dair.
Evvelemirde söylemek gerekir ki, gerçek bir insanın elinden ve zihninden sanat, edebiyat ve fikriyat adına neşet etmiş her şey benzersizdir.
Yani bilirsiniz ki o eserin, metnin ya da fikrin gerçek bir sahibi vardır. Takdir etseniz de kayıtsız kalsanız da o şeyi sizin gibi bir insana ait olduğunu bilirsiniz.
Oysa yapay zekâ denilen faili meçhul bir şeyden neşet eden şeylerin insan ruhuna temas eden bir yanı, bir sevimliliği yoktur.
Aslında yapay zekâ denilen ucubenin ucuzluğunu şöyle bir misalle izah etmek mümkündür.
Öldünüz ve cennete gittiniz. Ama dünya hayatında sevdiğiniz insanlardan hiçbiri yanınızda değil. Hepsi cehennemde ceza çekiyorlar. Doğal olarak cennette olsanız bile mutlu değilsiniz. Cehennemle aranızda bir perde var, orada ne olup bittiğini göremiyorsunuz.
Tanrı size cennette olduğunuz halde neden mutsuz olduğunuzu soruyor. Siz de "Tanrım dünya hayatında sevdiğim insanlardan hiçbirisi burada değil, nasıl mutlu olayım!" diye ona sitem ediyorsunuz.
Siz altın sırmalı giyitler içinde elinizde asayla otururken huzurunuza tek tek sevdiğiniz insanlar getiriliyor. Siz de tahtınızdan kalkıp onları selamlıyorsunuz. Onlara yaklaşıp hepsini tek tek kucaklıyorsunuz. Fevkalade mutlu oluyorsunuz.
Ama onlarla konuşurken, dünya hayatından bahsederken bir şey fark ediyorsunuz. Siz dünya hayatından bahsederken bu çok sevdiğiniz dostlarınız beklediğiniz tepkiyi göstermiyor. Heyecanlanmaları gereken hikâyelerde heyecanlanmıyorlar, hüzünlenmeleri gereken hikâyelerde hüzünlenmiyorlar. Gülmeleri gereken yerde hüzünleniyorlar. Üzülüp ağlamaları gereken yerde ise gülüyorlar.
Zamanla şunu fark ediyorsunuz. Bu insanlar dünyada muhatap olduğunuz, sevdiğiniz o gerçek insanlar değil. Bunlar sırf siz üzülmeyin diye tanrının sizin dünyada çok sevdiğiniz ama dünyadaki günahları sebebiyle cehenneme atılmış ve onlar orada ceza çekerken sırf siz üzülmeyesiniz diye tanrının o insanların suretinde yarattığı bambaşka insanlar. Yani her şey var, şekil var, içerik var, biçim var ama gerçek bir ruh yok.
Yani biliyorsunuz. Bu harika bir hikâye. Güzel bir metin. Ama bunu bu ülkedeki her şeyden şikâyetçi, yazıları ayakkabının içindeki çakıl taşı parçası rahatsızlığıyla yazan o yazar değil. Tanrım bu gerçek Metin Kondel değil!
Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.