15 Nisan 2026 Çarşamba

BEN BİR İNSANIM VE İNSANA DAİR HİÇBİR ŞEY BANA YABANCI DEĞİLDİR / TERENTİUS - 98

Siyasal İslamcıların çeyrek asırlık iktidarlarında ülkeye olan aidiyet duygumuzu yitirdik.
Gururumuz o kadar çok çiğnendi ki, artık hiçbir şeyi gurur meselesi yapacak durumda değiliz.
O kadar çok ötekileştirildik, aşağılandık, yok sayıldık ki, artık bir çoğumuz bu ülkedeki hiçbir şeyi sahiplenme gereği duymuyoruz.
Sürekli korkutulup bastırıldığımızdan bu ülkeye dair gerçek düşüncelerimizi söylemekten çekinir olduk.
O kadar çok felâket yaşadık ki, artık daha kötüsü ne olabilir diye merak etmiyoruz bile.
Ruhunu mahkeme kararlarıyla imha ettiğiniz bir milletten ülkesi için kahramanlık yapmasını bekleyemezsiniz.
Onun için Dücane'nin ısmarlama hamaset nutukları umurumuzda değil.

Donald Trump Pentagon'daki generallerle görüşürken salonda kavga çıktı. Generallerden biri Donald Trump'ın ensesini sıktı. "Amerika bu savaşa senin uçkurun yüzünden girdi. İran anlaşmayı kabul etti ama sen kabul etmedin. Çünkü senin bir şekilde uçkurunu kurtarman lazımdı. O üsler senin uçkurun yüzünden vuruldu!" Salonda yankılanan cümlelerden bazıları bunlar. Toplantıda tehditler, küfürler havada uçuştu. Savaşın gidişiyle ilgili herhangi bir karar alınamadan toplantı dağıldı. Bugün Pentagon'la Beyaz Saray arasında görüş farklılığı var, haberlerinin iç yüzü bu. Bunu Donald Trump'ın gergin yüzünden anlamak mümkün.
Muhtemeldir ki Demokratlar Pentagon'daki bazı generalleri durumun vahametine ikna etmişler. İran'a saldırı öncesinde bir savaş gemisinde tuvaletlerin tıkanması, Körfez ülkelerindeki üslerin boşaltılması Pentagon'daki bu hukuksuz savaşı istemeyen generallerin emirleri doğrultusundaydı. Ayrıca savaşın hemen başında bir çocuk kreşinin vurulması, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesi Demokratların ikna ettiği bu generalleri hayli kızdırdı. Kısacası Donald Trump bu savaşa ciddi bir planı olmadan, Demokratların ayarttığı gönülsüz generallerle girdi. İran da Körfez'deki askeri üslerini vurdu. İran açısından bakıldığında ise şimdilik işler yolunda gidiyor.

İlber Ortaylı'yı üniversitede okuduğum yıllarda dipnotlardan tanımıştım. Daha doğrusu bu türden dört isim vardı o ağır metinlerde öne çıkan. Şerif Mardin, Halil İnalcık, Kemal Karpat ve İlber Ortaylı. Bunlardan Şerif Mardin sosyologdu. Diğerleri tarihçi. Meselâ bu ciddiyette tarih yapan isimlerden Feridun Mehmet Emecen var. İlber Ortaylı tarihçi olarak kitabi araştırmalarda gayet iyiydi. Ancak bu söylediğim 1990'lard ve öncesinde yazılıp yayınlanmış metinleriyle ilgili. Siyasal İslamcı iktidar döneminde ise işi tarihçilikten çok şova dönüştürdü. Yani halk İlber Ortaylı'nın ciddiyeti bırakıp tarihçi baba dönemini gördü. Böyle olunca da bohçacı Çingene ağzıyla ekranlarda tarih geveleyip durdu. Son dönemde Osmanlı tarihi adına yazdığı şeyler çok kötüdür. Onu bu şekilde ayartan ise hiçbir bilimsel vasfı olmayan Celal Şengör'dür. Yani bir Ebu Laklakan ciddi bir tarihçiyi ayartıp bozdu.
İlber Ortaylı ölmüş. Zebaniler Kuran'a ve ahkamı şeriyeye göre ikili averajına bakıp ona göre muamele edeceğinden hiç kuşkumuz yok.

Yunan yazar Nikos Kazançakis üniversiteyi bitirdiğinde köyüne dönmüş. Yaşlı bir adamla karşılaşmış. Adam ona; "Senin üniversitede okuduğun o şeylerde benim bu fakirliğime, çaresizliğime bir çare var mı?" diye sormuş. Kazançakis başlamış okuduğu şeyleri anlatmaya. Adam hemen sözünü kesmiş ve; "Analarını belleyeyim!" demiş. Şimdi bizdeki Sünni hacı hocaların ahlak vaazları da öyle. 25 yıllık siyasal İslamcıların şaşalı iktidarları da Kazançakis'in üniversitede öğrendiği teoriler gibi. Gazze'ye Filistin'e çare olacak türden değil!

Hz. Peygamber'in Ümmeti Muhammed'e vaad ettiği Kisra'nın Gökdelenleri bunlar! Petrol kuyuları, dolar balyaları, lüks otomobiller, bakımlı atlar, tatulu develer, işveli zevceler! İran Körfezi ve Tel Aviv'i vurdukça Ümmeti Muhammed'in sofrasına en olgun hurmalar düşüyor, hamdolsun!

Hz. İsa Aleyhisselam'a atfedilen çok sevdiğim bir sözdü.
"Karanlıkta dile getirmekten çekindiğiniz hakikat, bir gün aydınlıkta işitilecek ve gizli mekânlarda öğrendiğiniz bir inancı çatılardan haykıracaksınız. Ve insanlar buna inanacak."
Biz Milli Görüşçüler bir zamanlar rahmetli Erbakan hocadan öğrendiğimiz "Siyonizm belasından" insanlara bahsederken bize birer meczupmuşuz gibi bakıyorlardı.
Biz ısrarla insanlığın en eski mikrobunun Siyonizm olduğunu, bir ahtapot gibi dünyayı ve ülkeleri kuşattığını söyleyip duruyorduk, onlarsa bize şizofreni tanısı koyup acıyorlardı.
Aradan geçen zaman bizim öngörülerimizi haklı çıkardı. Türkiye ve dünya Gazze'deki soykırım ve İran'ın destansı direnişinden sonra Siyonizm belasıyla çıplak haliyle yüzleşti.
O kadar ki artık Türkiye'de anaakım medyada Siyonist İsrail'in ve Amerika'nın İran'a karşı yaptığı haksız saldırılar tartışılıyor.
Amerika ve Avrupa'daki haber kanallarında kıyasıya Siyonizm ve İsrail eleştirisi var. Bizim 1990'larda söylediğimiz şeyleri bugün dünya tartışıyor. Yani zaman bizi azizleştiriyor.
Artı ne demişti rahmetli Erbakan Hocamız; "İsrail sözden değil güçten anlar!" İran ve Hizbullah İsrail'i füzelerle vurunca bu kehaneti de gerçek oldu hocamızın. Nasıl şimdi, sesi çıkıyor mu o Siyonist kuçukuçuların?
Artı Erbakan Hocamız bir şey daha söylemişti. Türkiye'deki şu anki Siyasal İslamcı iktidarı Siyonizm kurdu! İşte işin bu kısmında çarşı karışacak gibi görünüyor.
İran'ın Amerika'nın ve İsrail'in dokunmaz olmadığını gösteren, bölgeyi özgürleştiren, Arapları ve Latin Amerika halklarını cesaretlendiren, Siyonizm'in İslam coğrafyasındaki yayılmacılığına son veren, Amerika-İsrail aksına oturmuş Siyasal İslamcıların ehlikeyif iktidarını boşa düşüren bu şanlı insanlık direnişi bu güruhta yeterince alıcı bulmadı. Parlatılmadı, ciddi bir heyecana sebep olmadı. Aksine mezhepçi hezeyanlarla bu başarıyı gölgelemeyi denediler. Çünkü tam da rahmetli Erbakan Hocamızın dediği gibi "AKP'yi Siyonizm kurdu!" Ama onu da tıpkı Tel Aviv gibi Amerikan üsleri gibi İran'ın füzeleri vurdu. Onun için İran'a arka çıkamıyorlar çünkü kendilerini inkâr etmiş olacaklar. İran Amerika ve İsrail'i füzelerle mağlup etti. Onlar mağlup olunca bizdeki siyasal İslamcılar da hükmen mağlup sayıldı. Atmosferde yalnız gezen füzelerden işkillenmeleri bu yüzden.

Türkiye açısından bakalım bu savaşa. Evvelinde İran'a karşı uygulanan ambargoların ülkeye maliyeti çok yüksekti. En yakın pazarı yarım asır yasakladı Amerika Türkiye'ye. Irak işgal edilene kadar ticaret yüksekti. Suriye ile de öyleydi. Üç yakın pazarı Amerika uşaklığı için terk etti Türkiye. Gâvurun bu memleketin iktisadına yaptığı mazarrat çok büyük.
İran - Amerika müzakerelerinde bizimkiler Trump içeride sıkıştı, istediğini ver, diyor İran'a.
İran'ın fiziksel kütlesi ile diplomatik söylemi uyuşmuyormuş, Amerika askeri gücüyle İran'ı savururmuş. Şimdi sözde bu maneviyatçı kafa, özde maddiyatçı kafaya İstiklal Harbini, o ruhu nasıl izah edeceksiniz? İmkânı yok.
Siyasal İslamcıların politikalarının oturduğu küresel aks, Amerika, Avrupa Birliği ve İsrail. Yani Türkiye bölgede dünya Siyonizm'inin en büyük kalesidir. Ve bu görevin bir milim dışına çıkamaz.
Onun için İran, Körfez'de Amerikan üslerini vururken, Tel Aviv'i füze yağmuruna tutarken, işbirlikçi ülkeleri tırmalarken bizdeki siyasal İslamcılar homurdanıyordu.
Çünkü "Dostum Trump!" postu fena deldiriyordu. Beştepe'de ponponlu tören eşşekleriyle ağırlanan İsrailli politikacılar sığınaklarda halkıyla sinir krizi geçiriyordu. İran Amerika'nın ve İsrail'in donunu indirdi. Habire öpüyor bunları. İşte bu yüzden bizdeki siyasal İslamcı iktidar Kunteber'in tarağı gibi gerildiler. İran sırtlarını dayadığı gücü berhava etti.
1 ayı geçen savaş boyunca İran'ın haklılığı vurgulanmak yerine diğer uşak takımıyla İran'ı kınandılar.
Meselâ bu süre zarfında Türkiye'deki siyasal İslamcı iktidar İran'a hiçbir insani yardımda bulunmadı.
İran, Türkiye'nin İstiklal Harbinde yaptığı şeyi hem kendi adına hem de bölgedeki diğer halklar adına Amerika'ya ve Siyonist İsrail'e karşı tek başına füzelerle yaptı.
Bu muazzam başarıya siyasal İslamcıların medyasında yeterince yer verilmedi. Ama halk takdir etti İran'ı.
Çünkü bizdeki siyasal İslamcılar riyakârdırlar, kendilerinin dışında başarı gösteren hiç kimseden haz etmezler. Bu her alanda böyledir.
Hatta İran'ın bu aziz ve latif başarısını mezhepçilik üzerinden karalayan bazı meczupların varlığını hep birlikte müşahede ettik.
Türkiye'yi bu savaşa dâhil etmek, Amerika'nın ve İsrail'in kabak gibi ortada kalmış poposunu örtmek için füzelerle sağdan soldan estarabim yaptılar ama olmadı.
Ezcümle İran, Amerika'yı, İsrail'i, Körfez'deki Şeyhül Dolarları ve de Amerika'ya domalmış siyasal İslamcıları üst üste koyup yendi.
İran'a yapılan haksızlık karşısında sustular, İran'a destek vermekten kaçındılar.
Kısacası İspanyol Pedro'nun taşşağı kadar olamadılar. Gerçek bu!

Muhtemelen izlediğiniz bir videodur. Bir etkinliğin sonunda tohumluğa kaçmış eski bir solcu şair İsmet Özel'e yaklaşır ve şu soruyu sorar. "Siz Batı medeniyetine karşı mısınız?" İsmet Özel soruya cevaben; "Karşı olmak hafif gelir. Ben Batı medeniyetinin düşmanıyım." der. Adam; "Siz komünistliğinizden buralara kadar savruldunuz demek ki!" İsmet Özel de; "He Vallahi savruldum!" der. Ortam gerilir gibi olur. Ciddi bir şair ve mütefekkir olan İsmet Özel'in o halini ilk gördüğümde açıkçası verdiğ cevabı yadırgamıştım. En azından insan biraz daha siyasî bir tutum takınır, diye düşünmüştüm. Ama pandemi vetiresinde dünyada yaşananlar ve son olarak Amerika ve İsrail'in İran'a haksız saldırıları İsmet Özel'i haklı çıkardı. Tıpkı İran gibi Batı medeniyetine karşı ciddi ve özverili bir duruş gerekiyor. Ancak böylesine onurlu bir duruşla yeryüzünün mustazafları için bir soluklanma alanı açılabilir. Çünkü artık kendileri dışındaki milletlere karşı tutumlarından, gaddarlıklarından adımız gibi eminiz.

Galiba Osmanlı'nın Mohaç meydan muharebesi öncesinde Haçlı ordusunun komutanlarından birinin söylediği bir sözdü. "Gökkubbe yere düşecek olsa onu mızraklarımızla yeniden göğe kaldırırız." O denli muhkem teçhize edilmiş muazzam zırhlı bir Haçlı ordusu. Tabi ki Osmanlı bu ordunun da icabına baktı. Balkanlarda karnı doymayan karga, akbaba bırakmadı Osmanlı! Şimdi bizdeki ecdat hayranı, mukaddesatçı siyasal İslamcılar, Avrupa'nın askeri kalkanı olan NATO'nun diliyle İran'ı bölge ülkelerine saldırganlıkla suçluyorlar. Mohaç'ta haçlı ordularını dize getiren ulu Hakanlardan geldiğimiz nokta İran'ı kınayan Hakanlar!


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

5 Nisan 2026 Pazar

VARDIM HİNT ELİNE KUMAŞ GETİRDİM - 105

İran Hürmüz boğazını petrol akışını kapatarak İslam coğrafyasında nasıl bir sömürü düzeni kurulmuş olduğunu tüm dünyanın gözüne soktu.
İran, Amerika'nın sahip olduğu devasa askeri güce rağmen akıllı bir stratejiyle nasıl alt edilebileceğini şimdiden ispatladı.
Coğrafyadaki halklardan bağımsız olarak kurulan haydutluk kulelerinin birer füzeyle yerle yeksan edilebileceğini tüm sömürülen insanlara göstermiş oldu. Hakiki Arap baharı!
İran, Amerika özelinde Batı barbarlığına direnen İran'ın aksine Sunni ülkelerdeki iktidarların Oturan Sunni Boğaları oynadığını bir kez daha ispat etti.
İran'ın Amerika'ya ve Siyonist İsrail'e karşı onurlu direnişinin en çok konformist Sunni hacı hocaları rahatsız ettiği gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiş olduk.
İran'ın bedelini ödeyerek yaptığı bu insanlık direnişinin en büyük alıcısının Müslümanlardan çok Latin Amerika'daki halkların olduğunu ve takdir ettiğini bir kez daha görmüş olduk. Bundan sonrası Katolik Latin Amerika Şiileşiyor faslı olacak gibi.
İran'ın Körfez'de Amerika'ya vurduğu darbe muazzam askeri gücüne rağmen Amerikalı siyasetçilerin ne kadar aptal ve hesapsız insanlar olduğunu tüm dünyaya bir kez daha ifşa etti.
İran bu savaşla bir ülkenin savunması için mozaik savunma sisteminin, yeraltının, balistik füze üretiminin ve saldırı dronlarıyla asimetrik savaş planının ne kadar önemli olduğunu ispatladı.
Amerika bu haksız savaşla İran'daki yönetimi devirmeyi planlıyordu, şimdi Amerika'daki şaibeli iktidarı topun ağzında. İsrail'deki azılı Siyonist iktidarın akıbeti ise meçhul!
Esas felsefesi İran İslam İnkılabı'na dayanan bu direnişini Türkiye'nin İstiklal Harbi'nde Batılı haydutlara karşı elde ettiği zaferden sonra İslam dünyası adına elde edilmiş en büyük zafer olarak görmek mümkündür.
Sonuç; coğrafya inkâr edilemez. İslam dünyasına musallat olmuş bu barbarlar bu topraklardan sökün edilip, işbirlikçileri tek tek devrilene kadar onuru, şerefi olan insanlar bu mücadeleye devam edecek. Bazı kodoşlar da Hicaz'da caz söylemeye; İran'a çemkirmeye devam edecek.

Ne diyordu Deli Kadir; "İran'da güneş doğarsa gölgeye kaçın." Allamelik yanından büyük bir cehaleti de beraber taşır.
Yusuf Kaplan "Batılılar İran'ın önünü açıyor..." derken insan doğru bildiği şeylerden de kuşkuya düşüyordu. Oysa bölgedeki ülkelerin hepsi Amerika'nın vasalı kabile devletleriydi. Bunun tek istisnası İran'dı. İran, Siyonist İsrail'in hedefine tahdit koymak için ve de Amerika'nın kuşatmasına karşı kendi direniş eksenini inşa etmişti. İran Siyonistlerin Gazze'de yaptığı katliamlara misilleme olarak Tel Aviv'i füze yağmuruna tuttuğunda bu güruhun savunması İran'ın füzelerine soba borusu yakıştırması olmuştu.
İran Tel Aviv'i füzelerle vurana kadar bu Sünni güruh Tanrıyı Siyonist zannediyordu. Çünkü dinleştirdikleri mezhep taassubu İran'ın bu insanlık direnişinden onlara imani bir hisse düşmesine mani teşkil ediyordu.
İsmet Özel'in tabiriyle Sünnilik İslam'ın tarihteki en büyük vurucu omurgasıydı. Günümüz dünyasının pratiğinde ise Batı medeniyetinin konforuyla sırnaşan bir tür Ortodoksluğu (Doğru yol) ihtiva ediyordu. Ve faydasızdı.
Yine İsmet Özel'in deyimiyle "Kafirle çatışmayı göze alan Türk'tü." Ama Siyonizm'le ve Büyük Şeytan'la çatışmayı göze alan Şii İran'dı. Eminim ki bu işin felsefi tarafıyla ilgili İsmet Özel'in söyleyeceği daha epeyce şey mevcuttur.
Son gelişmelere bakıldığında görülüyor ki, Sünnilerin hijyenin İslam inancı gerçekte İslam ümmetinin vahdetini, insanlığın topyekün kurtuluşunu içermiyor. İslam dini Sünni ulemanın dar aklına sığmayacak kadar büyük bir muktesabata sahiptir.
Bu bahiste yazdığımız her cümlenin bir yığın alt düşünceyi ihtiva ettiği muhakkaktır.
İran'da yaklaşık yarım asırlık bir Şia iktidarı var. Türkiye'de ise çeyrek asırlık bir siyasal İslamcı iktidar var. Yarım asırlık İran İslam İnkılabı Amerika'nın ve Siyonist İsrail'in bölgedeki tahakkümüne karşı askeri reaksiyonunu Ümmetin kurtuluşu adına bir ramazan bereketi olarak görmek mümkündür. Sünni iktidarın en iyi tarafı ise Hicaz'da caz söyleyebiliyor olmasında.
İran'ın bu onurlu direnişini kerih gören sözde Sünni hacılar, hocalar sahip oldukları makamları, mevkileri, servetleri Müslüman ülkelerin zenginliklerini bu küresel mendeburlara pazarlama maharetine borçlular. Onun için kuyruk acıları çok büyük. Onun için tedirginler.
Siyonizm yenildiği için onlar da hükmen yenilmiş sayılacaklar.
Onlar sahte Arap Baharı ile Müslüman beldeleri Siyonizm adına altüst ettiler. İran da bu şanlı direniş ile onların hesaplarını alt üst etti. Coğrafyaya musallat olmuş Siyonizm yayılmacılığını bedel ödeyerek def etti.
Darısı İran'ı Amerikan üstlerine saldırdığı için kınayan yerli ve milli işbirlikçilerin başına. İran'a, İran'ın yanında duran yürekli insanlara selam olsun. Siyonizm'in tüm kalelerinin düşeceği günler temennisiyle bayramınız mübarek olsun!

Demek ki bizdeki siyasal İslamcılar Amerika'ya istediğini vererek iktidarlarını devam ettiriyorlar. Maden şirketleri yılda ürettikleri 50 ton altının sadece 1 tonunu Türkiye'ye bırakıyorlar. 49 tonu da Kanadalı görünümlü Siyonist şirketlere peşkeş çekiliyorlar. Bu sömürge zihniyetiyle ülkeyi herkes yönetir.
Aynı şeyi İran'a da öneriyorlar. İran ise benim petrolüm bana aittir, diyor. İran içeride sıkışan Trump'a istediğini verseymiş bu savaş olmazmış! Bu sözü eden kafa hâlâ Türkiye'nin dışişleri bakanlığı koltuğunu işgal ediyor. İsteyene istediğini vererek iktidarını sürdüren ve kendini halka çok mübarek olarak satan çeyrek asırlık arızî bir anlayış bu.
İktidarda Donald Trump değil de başka birisi olsaydı, İran Amerika'nın bütün şartlarını kabul etseydi de bu savaş yine olacaktı. Çünkü arkada petro-dolar finans kapital, silah endüstrisi, Siyonist lobi gibi bir sürü faktör söz konusudur.
İran, Körfez'deki harami ülkelere konuşlanmış Amerikan üslerini vurdu. Tel Aviv'i vurdu, Hayfa'yı, Dimona'yı, Amerikan üslerini, elçiliklerini, Amerikan ortaklıklı petrol şirketlerinin rafinerilerini vurdu. Conilerin yuvalandığı lüks otelleri burdu. Diego Garcia üssünü vurdu!
İran bunlarla birlikte Türkiye'deki Sünnilerin sahtekâr dindarlığını da vurmuş oldu. Ahmet Hakan'ı, Cübbeli Ahmet'i, Yusuf Kaplan'ı, İsmail Kılıçarslan'ı, Halil Konakçı'yı ve bunlar gibi düşünen bir sürü hacı hocanın beş para etmez dinleşmiş mezhep taassubunu vurdu ve yerle yeksan etti.
İran'ın bu şanlı direnişi sadece dünyada değil Türkiye'de de büyük şaşkınlığa sebep oldu. Çünkü İran siyasal İslamcıların ağababalarını fena tokatladı. Türkiye'deki Sünni dinbazların sahtekârlığını ümmeti Muhammed'e ayan etmiş oldu. Bir füzeyle koca bir karga sürünü vurdu yani. Türkiye'de Sünnilerin iktidarı Gazze için yalandan ağlayan ama Amerika ve İsrail ile işbirliği yapan sahtekârlardır. Kemal Varol'un Ucunda Ölüm Var adlı romanındaki Ağıtçı Kadın gibi bizdeki Sünniler. Bu sahtekârlar sırf Ekvador muzu yiyebilmek için Gazze'de Siyonist İsrail'in etnik temizlik yapmasına göz yumdular! Hatta destek oldular.
Yani bu Sünnilerin riyakârlığını gördükçe insanın Şii olası geliyor. Bu Amerika'ya ve Siyonist azgınlığa karşı kim direniyorsa, komünistse komünist olalım, Budist'se Budist olalım, Şii ise Şii olalım. Çünkü bu Sünniler Ümmet'in en konformist sahtekârlarıdır. Dubai'de eskort peşinde koşan uçkurperestlerle aynı dinden, aynı mezhepten olmak bizi ahlaklı insanlar yapmaz!
Son olarak, bu sahte Sünnilerin ağabeyleri zor durumda. Tek kurtuluşları var; Türkiye'nin savaşa girmesi ve İran'a kuzeyden bir kara harekâtına başlaması. Amerika'nın ve İsrail'in bu bataklıktan çıkmasının başka hiçbir ihtimali yok. İran Amerika'yı ve İsrail'i kurt kapanına aldı ve parçalıyor. Kendisi de yara alıyor ama şimdilik dert etmiyor.
İşte bu noktada ilginç bir senaryo düşünülüyor. Tahran'ı bombalayan iki Amerikan savaş uçağı Konya askeri hava üssüne indi. Siyasal İslamcı iktidar bu iki F-35'i satın aldığını söyledi. Adlarını Yavuz ve Midilli olarak değiştirdi. Bunun üzerine İran iki süpersonik füze ile İncirlik ve Kürecik üslerini vurdu. Bunun üzerine Amerika'ya mahdumunu verip Türkiye'yi kurtaracak kadar mezhebi geniş bir adam İran'a savaş ilan etti!

Siyasal İslamcılar Amerika'nın, Avrupa'nın, İsrail'in kucağında pasifler.
İran'da ise Mollalar Rusya'nın, Çin'in ve Kuzey Kore'nin korumasında aktifler.
Siyasal İslamcılar, Ey Amerika, Ey İsrail, dostum Trump deyip Beyaz Saray'da bacak bacak üstüne atabiliyor.
İranlı Mollalar ise Büyük Şeytan Amerika'ya ve İsrail'e ölüm! diyor. Trump'ı direkt muhatap almıyor.
Siyasal İslamcıların iktidarı içeride Fetö, Pkk, Dem ve diğer dini cemaatler ve örgütlerle kuşatılmış durumda.
Mollalar ise Hamas, Hizbullah, Haşdi Şabi, Husiler ve diğer gruplarla İsrail'i kuşatmış durumda.
Siyasal İslamcılar, Amerika ve İsrail adına Arap Baharı rüzgârı estirip bölgenin siyasi yapısını dizayn ettiler.
Mollalar ise Amerika'nın bölgedeki tüm işbirlikçilerini sökün edip gerçek bir İran Baharı rüzgârı estiriyor.
Siyasal İslamcıların efendileri Amerika'da çocuk yaştaki kızları istismar ediyor.
Mollalar ise İsrail'e fırlattıkları füzelerle Gazze'de öldürülen binlerce çocuğun intikamını almaya çalışıyor.
Siyasal İslamcılar mütecavizlerle arasına mesafe koymak yerine kendini savunan İran'ı kınıyor.
Mollalar ise bölgedeki Amerikan askeri varlığına ve Tel Aviv'e füze ve ihalarla saldırıyor.
Siyasal İslamcılar ver kurtul politikasıyla 25 yıllık iktidarlarının konforunu kollama derdinde.
Mollalar ise 50 yıllık İran İslam İnkılabı tecrübesiyle bölgeyi Amerika'dan ve İsrail'den kurtarma derdinde.
Siyasal İslamcılar, bölge ülke liderlerini Amerika'ya itaat ettirmek için ikna etmeye çalışıyor.
Mollalar ise Amerika ve İsrail saldırılarında liderlerini, generallerini, mühendislerini şehit veriyor.
Siyasal İslamcıların hocaları mezhep taassubunu köpürtüp Şii İran'a kara çalıyorlar.
Mollalar ise Amerika ve İsrail'in kuşatmasını yarıp Müslüman halklara ve Latin Amerikalılara antiemperyalist bir duruş cesareti vermeye çalışıyor.
Ezcümle Siyasal İslamcılar Batı medeniyetinin bağırsaklarında öğütülüyor. İran'da ise Mollalar dünyaya alternatif bir alan açmaya çalışıyor. Sünni hocalar da hasetlerinden çatlıyor.

Şiafobik Yusuf Kaplan'ın Sünni taassubuna dair.
Şiafobik Yusuf'un okuduğum ilk kitabı 90'lı yıllardaki Enformasyon Devrimi Efsanesi'ydi. Dünyada yaşanan sibernetik devrim, internet iletişimi Şiafobik Yusuf'un bu çalışmasını boşa çıkardı. Ama Şiafobik Yusuf Bey hiç aldırmadı, medeniyet arayışında yoluna devam etti.
Şiafobik Yusuf'un günlük yazılarındaki medeniyet tahlilleri meraklısı için okunabilir kıvamdaydı. Batı medeniyetinin kadim medeniyetlerin kökünü nasıl kuruttuğunu, zehirli bir sarmaşık gibi dünyayı nasıl sarıp sarmaladığını, Batı'ya direnebilen tek medeniyetin İslam olduğunu, Niçe'nin İslam hariç diğer dinler hayatı fosilleştiriyor gibi türlü tahlillerle sayıp döktü. İşin bu kısmında bir sorun yok. Ama iş ne zaman ki, bu genel çerçeveyi derin bir sosyolojik tecrübeyle coğrafyaya oturtma, aynı tahlili orada yapma bahsine geldiğinde Şiafobik Yusuf maalesef error veriyor.
İslam dünyasındaki mutlak kurtuluşun Sunni mezhebin siyasi ve askeri önderliğinde erebileeceğine inanıyor. Meselâ bu bahiste Hindistan'daki 200 milyon Müslüman'ı nereye koymak gerektiğinin bir cevabı yok. Ya da Maliki mezhebinden olan Endülüs Müslümanlarının tarihte kurduğu Endülüs medeniyeti bu bağnaz Sunni mezhepçiliğinin ne tarafına düşer?
Şu son savaşta bile şehit edilen Ali Hamaney'e Hintli Müslümanların yaktığı ağıdın Sünni Müslümanlar indinde zeerece bir değeri olmadı. İran devrim yapıyor olmuyor, Amerika'nın ve İsrail'in dokunulmaz olmadığını dünyaya ispat ediyor olmuyor. Sunnilerin gözünde İran sonsuza dek şüpheli ve günahkâr bir halk. Sünniler dünyada olup biten onca kötülüğe müdahil olmuyorlar, çünkü tezgâhı Amerika'nın ve Siyonistlerin yanında açmışlar.
Şiafobik Yusuf Medeniyet Okulu diye bir oluşumun içinde gençlere dersler veriyor. Yani o gençleri de böyle Sünni taassubuyla, kör kütük Şia nefretiyle yetiştiriyorsa vay o gençlerin haline. Şair Hz. Peygamber için kâfire salladığın kılıçta bir dirhem gümüş de ben olaydım, diyor. Şiafobik Yusuf İran'ın Siyonist İsrail'e attığı füzelerde helyum gazı bile olamıyor.
Oysa Müslümanların kurtuluğu, Türk'ün biraz İranlı, biraz Arap, biraz Afrikalı, biraz Hintli olup diğerleriyle melezleşmesinde. Yani İslam dünyası kendi içinde ne kadar melezleşirse (din, mezhep, kültür vs.) Batı medeniyetinin kuşatmasını kıracak şifreyi o denli geliştirebilir.
Düşüncenin de bir öjenizmi var ve maalesef bu Yusuf Bey'de Şiafobi olarak tezahür ediyor.
Onun için Yusuf Bey'in vay haline vay vay, vay haline vay!

Yemen'e bu kadar hayran olacağımı hiç düşünememiştim.
Dünya Gazze'yi kaderine terk ettiğinde insanlığın onuru için sadece Yemen vardı.
Yemen hiçbir zaman terk etmedi Gazze'yi, Siyonist İsrail'e füze üzerine füze yolladı.
Ve en önemlisi Husiler füzelerini önlemeye çalışan Yemen açıklarındaki bir Amerikan savaş gemisini vurdu. Gemi hızla manevra yapıp kaçmaya çalışırken iki savaş uçağını okyanusa düşürdü.
Bunun üzerine Trump çok öfkelendi ve Yemen'in başkenti Sana'yı bombalattırdı.
Belki Yemen'in İsrail'e ve Amerika'ya karşı askeri teşebbüsü çok bir şeyi değiştirmedi. Ama bir şeyi kökünden değiştirdi.
II. Dünya Savaşı'ndan beri ilk kez bir Amerikan savaş gemisi vurulmuş oldu. Amerika'nın deniz aşırı operasyonlarında generalleri tereddüde düştü. Çünkü 13 milyar dolarlık bir savaş gemisi 10.000 dolarlık bir füze ya da dronla rahatlıkla vurulabiliyordu. Yani Amerika'nın o devasa savaş gemileri okyanuslarda hantal birer ördeğe dönüştüğünü dünyaya ilk kez Husiler göstermiş oldu.
İşte bu yüzden Amerika'nın Abraham Lincoln adlı savaş gemisi Basra Körfezine girmeye Hürmüz Boğazını tutmaya cesaret edemedi. Sürekli İran'ın füze ve dron menzilinin dışında kalmaya çalıştı. Husilerin çizdiği kestane teorisine göre İran Abraham Lincoln için çok büyük tehditti. İran bunu bildiği için Amerika'nın bölgedeki askeri üslerini rahatça ezdi.
Yemenlilerin çadırlardaki otantik müzik eşliğindeki kamalı dansları, neşeleri bu yüzden. Yani biz kısıtlı imkânlarımızla dünyanın en büyük ördeğini avladık. Siz de bir şeyler yapabilirsiniz!
Bence Saadet Partisi'nin amblemindeki büyük yıldızı Yemen kamasıyla değiştirmeliyiz.
Yemen'e bu kadar hayran olacağımı hiç düşünememiştim.
Dünya Gazze'yi kaderine terk ettiğinde insanlığın onuru için sadece Yemen vardı.
Yemen hiçbir zaman terk etmedi Gazze'yi, Siyonist İsrail'e füze üzerine füze yolladı.
Ve en önemlisi Husiler füzelerini önlemeye çalışan Yemen açıklarındaki bir Amerikan savaş gemisini vurdu. Gemi hızla manevra yapıp kaçmaya çalışırken iki savaş uçağını okyanusa düşürdü.
Bunun üzerine Trump çok öfkelendi ve Yemen'in başkenti Sana'yı bombalattırdı.
Belki Yemen'in İsrail'e ve Amerika'ya karşı askeri teşebbüsü çok bir şeyi değiştirmedi. Ama bir şeyi kökünden değiştirdi.
II. Dünya Savaşı'ndan beri ilk kez bir Amerikan savaş gemisi vurulmuş oldu. Amerika'nın deniz aşırı operasyonlarında generalleri tereddüde düştü. Çünkü 13 milyar dolarlık bir savaş gemisi 10.000 dolarlık bir füze ya da dronla rahatlıkla vurulabiliyordu. Yani Amerika'nın o devasa savaş gemileri okyanuslarda hantal birer ördeğe dönüştüğünü dünyaya ilk kez Husiler göstermiş oldu.
İşte bu yüzden Amerika'nın Abraham Lincoln adlı savaş gemisi Basra Körfezine girmeye Hürmüz Boğazını tutmaya cesaret edemedi. Sürekli İran'ın füze ve dron menzilinin dışında kalmaya çalıştı. Husilerin çizdiği kestane teorisine göre İran Abraham Lincoln için çok büyük tehditti. İran bunu bildiği için Amerika'nın bölgedeki askeri üslerini rahatça ezdi.
Yemenlilerin çadırlardaki otantik müzik eşliğindeki kamalı dansları, neşeleri bu yüzden. Yani biz kısıtlı imkânlarımızla dünyanın en büyük ördeğini avladık. Siz de bir şeyler yapabilirsiniz!
Bence Saadet Partisi'nin amblemindeki büyük yıldızı Yemen kamasıyla değiştirmeliyiz.

Bütün analizlerin içinde Süleyman Seyfi Öğün'ün söyledikleri en makul olanı. Mealen, imparatorluklar doğası gereği sürekli büyümek yani yayılmak zorundadırlar. Ama öyle bir noktaya gelirler ki, artık yayıldıkları alana hükmedemez olurlar ve çökerler. Bu çöküş süreçlerinde de saldırganlaşırlar. Bu Roma İmparatorluğu'nda da Osmanlı İmparatorluğu'nda da böyle olmuştu. Bu açıdan bakıldığında Amerikan İmparatorluğu gözlerimizin önünde çığlık atarak ve giderek saldırganlaşarak çöküyor. Bütün hikâye bundan ibaret.
Süleyman Seyfi Öğün'ün söylediği diğer önemli bir şey ise şuydu. Tarih hafızası güçlü İngiliz aklı Amerika'yı dünya sisteminden ustaca tasfiye ediyor. Bu husus üzerinde düşünmeye değer. İngilizler II. Dünya Savaşında Dunkirk çıkarmasında ordusunun teçhizatlarının büyük bir bölümünü Nazilere terk etmişlerdi. Savaşın sonunda kazanan taraftalardı ama üzerinde güneş batmayan imparatorluklarını Amerika'ya kaptırmışlardı.
Elbette Amerika'nın küresel imparatorluğunu sarsan, Çin'in önünü açan, dünyadaki bütün siyasî ve askeri dengeleri değiştiren İran'ın dünya Siyonizm'ine karşı gösterdiği olağanüstü direnç. Dünyanın on yıllardır göz ardı ettiği İran İslam İnkılabı dünya Siyonizm'ini önemli ölçüde gerileterek nihai zaferini ilan etmek üzere. İşin ilginç tarafı İran'ın bu onurlu direnişi İslam coğrafyasında makes bulmuyor. Çünkü onlar hâlâ Amerikan İmparatorluğunun her açıdan uyuşturduğu ölü yapılar durumundalar.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

3 Nisan 2026 Cuma

VARDIM HİNT ELİNE KUMAŞ GETİRDİM - 104

Normal şartlarda Türkiye'de kıyametin kopması gerekiyordu. İran füzeleriyle Amerika'yı bölgeden çıkarıyor, İslam coğrafyasının kalbine saplanmış bir bıçak gibi duran İsrail'i füzeleriyle dağıtıyor. Müşkül durumda bırakıyor. Türk medyasında kıyamet kopmadı. Türk halkı sokaklara inip sevinç gösterisinde bulunmadı. Sadece bu savaş Türkiye'ye sıçrar mı, diye tedirgin bir şekilde bekledi.
İran'ın Amerikan hegemonyasına karşı koyuşu genelde Türk halkını memnun etti. Ama ülkedeki siyasal İslamcı iktidar İran'ın Körfez'deki Arap hırsızları, petro-dolar şeyhleri iki füzeyle ifşa etmiş olmasından hayli tedirgin oldu. Çünkü İran fırlattığı o füzelerle bölgedeki tüm işbirlikçileri ayan ediyor. Bizdeki siyasal İslamcı iktidar da İran'ın Kürecik'e ve İncilik'e atacağı füzeleri havada yakalama derdinde. İran füzeleri sadece Amerikan üslerine atmamış onların İsrail'i kollayan işbirlikçi yönetimlere de atmış olacak. Onun için dışişleri bakanı Kunteper canavarı gibi çok gergin. İran Amerika'yı bölgeden kovduğu ve İsrail'in askeri tehdidini bertaraf ettiği zaman bu iktidarın bölgede hiçbir desteği kalmayacak. Halktan kopuk ve küresel desteği olmayan, NATO'nun korsan bir iktidarına dönüşecek.

İkide bir Müslümanlar bilimde teknikte geri kaldılar, diyorlardı. İlk mektepte öğrendikleri klişelerle. Bilimi ve teknolojiyi sadece Batılı aklın başarabileceği bir şey olarak bellemişlerdi. Akıl ve gelişmişlik sırf Batı'ya has bir şeydi. Oysa bahsettikleri gelişmişlik ve müreffeh olma durumunu tahakküme, sömürüye, hukuksuzluğa ve saldıkları korkuya borçluydular.
Arap Baharı, diyorlardı. Biz de Arap'ın bir kışı olmadı ki baharı olsun diyorduk. Zira Araplar hallerinden memnundu. Bakıyorum da İran'ın Amerikan tahakkümüne karşı yürüttüğü destansı direnişe İran Baharı demeyi akıl edebilen yok. Oysa Araplar için gerçek bir bahar bu. İran Arapların bütün zincirlerini füzelerle çözdü. Gazze'de yapılan katliamlara kallavi bir cevap verdi. Ama heyhat! Bizdeki Sünni hocaların hazım sorunu devam ediyor. Sunni hocalar kendilerini yere atsalar kibirlerinden yeri bile ıskalarlar.
İran'ın Ortadoğu'da Amerikan hegemonyasını iyice gerilettiği bu zamanda bizdeki siyasal İslamcıların durumu çok kritik. Zira İran İncirlik ve Kürecik'e şöyle iki kallavi füze atmış olsaydı iktidarın donu yere düşecekti. Ve varlığını Amerikan'ın ileri karakolu olma ve İsrail'i koruma vasfına bağlı durumu halk gözünde iyice netleşecekti. NATO'nun mübarek füze radarları yüzünden böyle bir şey olmadı. Ama bu İran Baharı Körfez'de ve Arap ülkelerinde siyasi ve askeri açıdan birçok şeyin köklü olarak değişimine sebep olacak. Ve muhtemeldir ki Amerika'nın hegemonyasını iyice sarsan, Siyonist İsrail'in azgınlığını iyice ezen bu gelişme bir şekilde Türkiye'deki Amerikan vasallığına dayalı siyasi yapıyı da kökünden değiştirecek.

Amerika ve İsrail İran'da sert bir kayaya tosladı. İşin içinden çıkamıyorlar. Amerika'nın petrole ve dolara dayalı imparatorluğu İran'ın sürpriz direnişiyle çöktü. Şimdi Amerika'yı bu madara durumdan çıkaracak vekil bir güç lazım. Irak'taki Kürtleri savaşa dâhil edip İran'ı yıpratmayı planladılar. Ama gördüler ki bu vekil güç işinde Kürtler gönülsüz. Onun için Azerbaycan'a bir yoklama çektiler. İlham Aliyev milli mayoyu giymiş gibi daldı bu işe. Ama İran Nahçıvan Havaalanı'nı vurmadığını izah etti, Aliyeve!
Amerika'yı ve İsrail'i bu savaştan kurtarabilecek tek ihtimal kalıyor. Türkiye'nin NATO şemsiyesi altında İran'a karşı yapılacak bir askeri müdahalenin içinde olması. Yani Türkiye İran'a karşı kuzeyden bir cephe açıp kara harekatına başlarsa Amerikan askerileri Körfez'deki adalardan birini işgal edebilir. Bütün plan bunun üzerine yapılıyor.
İsrail 2008'de Kuzey Koreli mühendislerin Suriye'nin kuzeyine inşa ettiği nükleer tesisi vurdu. İsrail'in savaş uçaklarının yakıt tankları Türk topraklarına düştü.
Siyasal İslamcı iktidar hiç böyle celallenmemişti.
Suriye iç savaşında Türk sınırlarından girip çıkanın haddi hesabı yoktu. Hiç mesele etmediler.
Şimdi İran tarafından fırlatıldığı söylenen iki füzenin NATO üsleri tarafından imha edildiği söylendi.
İlkinde dışişleri bakanı Hakan Fidan milli mayoyu giymiş gibi gergin bir açıklama yaptı.
İkincisinde ise cumhurbaşkanı Türkiye'nin gücünün test ediliyor oluşuyla ilgili çok sert bir açıklama yaptı.
Bugün İncirlik'te sirenler çalmaya başladı. Tıpkı Tel Aviv'de olduğu gibi. Füzelerden hiçbiri Türkiye'deki askeri bir üsse düşmedi. Herhangi bir kişi ölmedi, yaralanmadı.
Ama ortada milli mayoyu giymiş siyasal İslamcıların anlamsız bir gerginliği söz konusu!
Yani ellerinden gelse İran'ın üstüne tek başına atlayacaklar. İktidarın diyanet tayfası Sünni ve Şii ayrımına bile isteye kurgulanmış durumda. Diyanet içinde Sünni ve Şii mezhep ayrımını körükleyen mossad ajanları var!
Türkiye'yi yavaş yavaş bu savaşa hazırlıyorlar. Yarın İncirlik, Kürecik ya da Akkuyu nükleer santralına yapılacak bir saldırı bunlara aradıkları fırsatı verecek. İran'la savaşmaya kurulmuş bir halde bekliyorlar.
Türkiye dünyadaki ülkelerden sadece bir ülkedir, siz de dünyadaki milyarlarca insandan birer insansınız.

I. Dünya Savaşı sonunda "Almanlar yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık." Arabesk bir durumdu.
III. Dünya Savaşında ise Amerikalılar ve Siyonistler yenildiği için bizdeki siyasal İslamcılar da hükmen mağlup sayılırlar. Bu da bir tür Allah'ım kör et beni! savaşı sayılır onlar için.
Çünkü İran'ın bölgedeki Amerikan askeri üslerini vurması bu siyasal İslamcılarda hiçbir heyecan uyandırmadı. Sözde Batı medeniyetine karşılar ama gerçekte iktidarlarını Amerika ve Siyonist İsrail aksı üzerine inşa etmiş durumdalar.
Ama ortada buz gibi bir gerçek var. İran Çin'in ve Rusya'nın gölge savaşıyla Amerika'yı bölgeden sökün etti. Onun Körfez'deki petrole ve dolara endeksli şımarık Babil kulesini bir daha dikilemeyecek bir şekilde yıktı. Dubai artık 70'lerin Beyrut'u gibi terk edilecek. Çünkü İran fırlattığı füzelerle bölge ülkelerindeki sahte cennet güvenini yıktı. Onun bir daha geri dönüşü olmayacak!
İsrail de Dubai gibi terk edilmiş ıssız bir ülkeye dönüşecek. İsrail'in bölgenin geleceğinde bir yeri yok. Yani bu haliyle BOP çökmüş görünüyor. İran aslında sadece Araplara bir İran Baharı yaşatmadı aynı zamanda Türkiye'deki iktidarın da dayandığı aksı yıkmış oldu. Zira Amerika sonrasında bölgede Çin'in ve Rusya'nın siyasi ve ekonomik nüfuzu hissedilecek. Sırtını Amerika'ya yaslamış diktatörlükler halklar tarafından ters yüz edilecek. Yani gerçek Arap Baharı kapıda. Çin'le, Rusya'yla diğer ülkelerle daha dengeli ilişkilerin kurulacağı bambaşka bir düzene geçilecek. Amerika'nın Ortadoğu'da kurduğu haydutluk düzeni sona erecek. Tabi bu haydutluk düzeniyle ayakta kalan iktidarlar da tarih olacak. Siyasal İslamcıların esas korkusu bu. Yoksa Türkiye'ye füze atılması değil. Bir nevi Yankee Go Home!

Milli Görüş'ün lideri rahmetli Necmettin Erbakan yıllarca seçim meydanlarında "Siyonizm, Siyonizm!" deyip durdu. Hoca ömrünü Siyonizm belasıyla siyaseten mücadele etmeye adadı. O zamanlar insanlar Erbakan Hocaya paranoya hastası gözüyle bakıyorlardı.
Ama aradan geçen zamanda yaşananlar Milli Görüş hareketinin dünya siyaseti ile ilgili bütün öngörülerini haklı çıkardı.
Yaşanan olaylar Milli Görüşü o denli haklı çıkardı ki, bakıyorsunuz Siyonist katillerin şehit ettiği İran'ın dini lideri Ali Hamaney'i hastanede ziyaret eden kişi Milli Görüş hareketinin bir diğer ismi Oğuzhan Asiltürk. Yani normalde insanlar ülkede birer Milli Görüşçü bulup evliya diye ona sarılmaları, onların öğütlerini dinleyip siyaseten feyz almaları gerekiyor. Siz zamanında bütün bu olanları anlatırken size kulak vermemişiz, cehaletimize verin, demeleri ne bileyim ol evliyanın sakallarına dokunup feyz almaları gerekiyor. Bu kısmı işi latifesi.
İran tıpkı Hz. Davut'un sapanı gibi füzelerle, dronlarla Amerika'nın gözetleme merkezlerini vurdu. Yani Calut'un gözünü çıkardı. Calut'un dev gövdesini Abraham Lincoln ve Gerald Ford uçak gemileri olarak düşünmek mümkündür.
Ezcümle Milli Görüş'ün yıllardan beri anlattığı Siyonizm belası böyle yavaş yavaş gözlerinizin önünde çökecek. Filistinli çocukların attığı taşlarla, Hizbullah'ın fırlattığı roketlerle, İran'ın gönderdiği füzelerle, dronlarla böyle yavaş yavaş bitecek. Tıpkı Nemrut'un beynine giren ve onu delirterek öldüren kör ve topal bir sinek gibi Siyonistlerin de sonu böyle gelecek. Bütün bunlar olurken bazı godoşlar Hicaz'da caz söylüyor olacak.

İran siyasal İslamcıların ağabeyini fena dövdü. Tabi ki bizdeki Sünni hacılar, hocalar İran'ı Şia olmakla suçlayacaklar.
O Şii İran, Sırp kasaplarına karşı Avrupa'nın ortasında yalnız bırakıldığında iki gemi dolusu silahla Bosna'nın yardımına koşan tek ülkeydi. Türkiye o yıllarda Süleyman Demirel'le Bosna'ya uygulanan deniz ablukası için Adriyatik'te "Süleyman" adlı bir gemi göndermişti. Hatta İran sadece bir gemiyi Bosna'ya ulaştırmak için diğer gemiyi gözden çıkarmanın pazarlığını yapıyordu.
Yine o yıllarda Türkiye'den Bosna'ya silah göndermek için çırpınan tek politikacı Necmettin Erbakan'dı. Bu siyasal İslamcılar Milli Görüşçülere "İrancı!" demeyecek de kime diyecek.
Siyasal İslamcılar Suriye'de Beşar Esad'ı (İran'ın bölgedeki en güçlü müttefiki) tasfiye ettiler. İran da Amerika'nın Körfez'deki askeri üslerini vurarak bir nevi siyasal İslamcıların hamisini çökerttiler.
Siyasal İslamcılar Siyonist İsrail'in Gazze'de yaptığı katliama karşı üst perdeden atıp tuttular ama İsrail'e karşı ekonomik ambargo uygulamaya cesaret edemediler.
İran ise Siyonist İsrail'e karşı her iki savaşta da füze yağdırdı. Buna karşın İsrail'e karşı hiçbir yaptırımda bulunmayan bizdeki siyasal İslamcılar NATO'nun yanında İran'a karşı teyakkuza geçtiler. Hatta Amerika'nın direktifiyle İran'a karşı ambargoya başladılar.
Siyonist İsrail ve Amerika İran'ın dini lideri Ali Hamaney'i öldürdü. Bir okulda çocukları katletti. Tahran'a halı bombardımanı uyguladı. Buna karşılık Türkiye'de Amerika'yı ve İsrail'i protesto eden hiçbir miting, gösteri yapılmadı. Demek ki, İran'ın Siyonist İsrail'e ve Amerikan hegemonyasına karşı yürüttüğü onurlu direniş bizdeki Sünni Müslümanların iman bahsinde bir cüz oluşturmuyor.
Bizdeki Sünnilerin Amerika ve Siyonist İsrail yörüngesindeki konformist imanı, Şii İran'ın küresel hegemonyaya meydan okuyan haklı savaşından daha mübarek bir şey olarak algılanıyor. Gazze sırf bizdeki Sünni konformistlerin dünyalık hesapları yüzünden kurban edildi. Öyle ya bu aleni riyakârlıktan başka bir anlam çıkmıyor.
Tekrar ediyorum. İran bizdeki siyasal İslamcıların ağabeyini fena dövdü. Onun için fena bozuldular, onun için öfkeliler. İran'ın üzerine atlayacak gibiler. Ama unuttukları bir şey var. Siz gözünüzü kırpana kadar Çin kumları sayar. Sakın aklınızdan geçirmeyin!

Hakan Fidan'ın New York'taki Türkevi'nde Netanyahu'yu ağırlarken ki reveransını düşünün. Ne tesadüftür ki, Hakan Fidan dışişleri bakanı olarak Tahran'da İsmail Haniye ile görüştükten birkaç saat sonra İsrail'in saldırısı sonucu şehit edildi.
Unutmayalım, Hakan Fidan eski MİT başkanı. Dış işleri bakanından çok istihbarat ekibini dış işlerine taşımış gibi. Diplomasi denildiğinde anladığı tek şey istihbarat faaliyetleri.
Şimdi siyasal İslamcıların ülkede iktidara nasıl geldiğini bir hatırlayalım. Amerika'nın Irak işgaline koşulsuz destek vererek. Topraklarını, limanlarını ve hava sahasını Amerikan güçlerine açarak. Bunun için meclisten zorla Irak'ı işgal tezkeresini çıkartarak.
Ülkede meclis eski işlevinde değil. Artık tek adam rejimi var. Bu tek adam rejimi de miadını doldurdu. Daha doğrusu tek adam rejiminin arkasında hayalet bir iktidar var. İşte tek adam rejimi sonrasında ülkenin siyasal patronluğuna oturmak için Amerika ve İsrail siyasî eksenine bir jest yapmanız gerekiyor. Türk evinde yaptığınız reverans yeterli değil.
İran Türkiye'deki siyasal İslamcı iktidarın ağabeyi Amerika'yı Körfez'de iyi patakladı. Gerald Ford savaş gemisi Akdeniz'de batıya doğru gidiyor. NATO ülkeleri de Amerika'ya yardım etmiyor. İşte bu ahval ve şerait içinde ülkede kendisine siyasi ikbal arayan birilerinin Amerika adına milli mayoyu giymesi icap ediyor.
Atmosfer dışındaki füzeleri bahane ediyor İran'a kuzeyden bir cephe açtınız mı Amerika'nın güneydeki Basra cephesini rahatlatmış olursunuz. Yani dünyanın terk ettiği Amerika'ya ve İsrail'e şu zamanlarda bir el atarsanız siz de reis gibi yirmi beş sene de bu ülkeyi yönetirsiniz.
Onun için ülkenin dış işleri bakanından çok en büyük mafya babası gibi konuşuyorlar. Onun için tutmasalar Kocatepe'den düşmanın üzerine atılacak gibilerdi. Onun için giydikleri milli mayo pek gergin. Her an patlayabilir o milli mayo!
Biz İncirlik'e atılacak bir İran füzesini milli onur meselesi yapmayacağız derken adam reis sonrası ülkede siyasi patron olmak için atmosferde seyreden füzelerden nem kapıyor. Çünkü bir istihbaratçı olarak ülkenin bütün sırlarını biliyor olmak size iktidarın ruhunu kabzetme imkânı verir.
Son söz; İran'ın üst düzey politikacılarının Mossad tarafından bu kadar kolay öldürülüyor oluşu ile Türk siyasetinde ön almaya çalışanların milli mayoyu giyme iştahı insanlarda kuşku uyandırıyor. Bana sanki birisi kendi istikbali için İran'ı Amerika'ya ve Siyonistlere satıyor gibi. Tıpkı bütün Irak'ın, Libya'nın satılması gibi.

Nasıldı, Hicaz'da hacılar caz çalıyor Allah!
İran Amerika'yı coğrafyadan sökün ediyor.
Tek başına Siyonizm'e kök söktürüyor.
Tel Aviv'i füze yağmuruna tutuyor.
Savaş gemilerini bölgeden kovuyor.
Arap haydutlarının görkemli kulelerini yerle bir ediyor.
İran İslam İnkılabı gerçek bir Arap Baharı'na dönüşüyor!
Amerika'nın petrole dayalı dolar imparatorluğunu günbegün yıkıyor!
Dünyada kıyamet kopuyor, Çin, Rusya, Hindistan...
Bizim Sünni kodoşlar hâlâ Hicaz'da caz çalıyor, Allah!


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.