İran Hürmüz boğazını petrol akışını kapatarak İslam coğrafyasında nasıl bir sömürü düzeni kurulmuş olduğunu tüm dünyanın gözüne soktu.
İran, Amerika'nın sahip olduğu devasa askeri güce rağmen akıllı bir stratejiyle nasıl alt edilebileceğini şimdiden ispatladı.
Coğrafyadaki halklardan bağımsız olarak kurulan haydutluk kulelerinin birer füzeyle yerle yeksan edilebileceğini tüm sömürülen insanlara göstermiş oldu. Hakiki Arap baharı!
İran, Amerika özelinde Batı barbarlığına direnen İran'ın aksine Sunni ülkelerdeki iktidarların Oturan Sunni Boğaları oynadığını bir kez daha ispat etti.
İran'ın Amerika'ya ve Siyonist İsrail'e karşı onurlu direnişinin en çok konformist Sunni hacı hocaları rahatsız ettiği gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiş olduk.
İran'ın bedelini ödeyerek yaptığı bu insanlık direnişinin en büyük alıcısının Müslümanlardan çok Latin Amerika'daki halkların olduğunu ve takdir ettiğini bir kez daha görmüş olduk. Bundan sonrası Katolik Latin Amerika Şiileşiyor faslı olacak gibi.
İran'ın Körfez'de Amerika'ya vurduğu darbe muazzam askeri gücüne rağmen Amerikalı siyasetçilerin ne kadar aptal ve hesapsız insanlar olduğunu tüm dünyaya bir kez daha ifşa etti.
İran bu savaşla bir ülkenin savunması için mozaik savunma sisteminin, yeraltının, balistik füze üretiminin ve saldırı dronlarıyla asimetrik savaş planının ne kadar önemli olduğunu ispatladı.
Amerika bu haksız savaşla İran'daki yönetimi devirmeyi planlıyordu, şimdi Amerika'daki şaibeli iktidarı topun ağzında. İsrail'deki azılı Siyonist iktidarın akıbeti ise meçhul!
Esas felsefesi İran İslam İnkılabı'na dayanan bu direnişini Türkiye'nin İstiklal Harbi'nde Batılı haydutlara karşı elde ettiği zaferden sonra İslam dünyası adına elde edilmiş en büyük zafer olarak görmek mümkündür.
Sonuç; coğrafya inkâr edilemez. İslam dünyasına musallat olmuş bu barbarlar bu topraklardan sökün edilip, işbirlikçileri tek tek devrilene kadar onuru, şerefi olan insanlar bu mücadeleye devam edecek. Bazı kodoşlar da Hicaz'da caz söylemeye; İran'a çemkirmeye devam edecek.
Ne diyordu Deli Kadir; "İran'da güneş doğarsa gölgeye kaçın." Allamelik yanından büyük bir cehaleti de beraber taşır.
Yusuf Kaplan "Batılılar İran'ın önünü açıyor..." derken insan doğru bildiği şeylerden de kuşkuya düşüyordu. Oysa bölgedeki ülkelerin hepsi Amerika'nın vasalı kabile devletleriydi. Bunun tek istisnası İran'dı. İran, Siyonist İsrail'in hedefine tahdit koymak için ve de Amerika'nın kuşatmasına karşı kendi direniş eksenini inşa etmişti.
İran Siyonistlerin Gazze'de yaptığı katliamlara misilleme olarak Tel Aviv'i füze yağmuruna tuttuğunda bu güruhun savunması İran'ın füzelerine soba borusu yakıştırması olmuştu.
İran Tel Aviv'i füzelerle vurana kadar bu Sünni güruh Tanrıyı Siyonist zannediyordu. Çünkü dinleştirdikleri mezhep taassubu İran'ın bu insanlık direnişinden onlara imani bir hisse düşmesine mani teşkil ediyordu.
İsmet Özel'in tabiriyle Sünnilik İslam'ın tarihteki en büyük vurucu omurgasıydı. Günümüz dünyasının pratiğinde ise Batı medeniyetinin konforuyla sırnaşan bir tür Ortodoksluğu (Doğru yol) ihtiva ediyordu. Ve faydasızdı.
Yine İsmet Özel'in deyimiyle "Kafirle çatışmayı göze alan Türk'tü." Ama Siyonizm'le ve Büyük Şeytan'la çatışmayı göze alan Şii İran'dı. Eminim ki bu işin felsefi tarafıyla ilgili İsmet Özel'in söyleyeceği daha epeyce şey mevcuttur.
Son gelişmelere bakıldığında görülüyor ki, Sünnilerin hijyenin İslam inancı gerçekte İslam ümmetinin vahdetini, insanlığın topyekün kurtuluşunu içermiyor. İslam dini Sünni ulemanın dar aklına sığmayacak kadar büyük bir muktesabata sahiptir.
Bu bahiste yazdığımız her cümlenin bir yığın alt düşünceyi ihtiva ettiği muhakkaktır.
İran'da yaklaşık yarım asırlık bir Şia iktidarı var. Türkiye'de ise çeyrek asırlık bir siyasal İslamcı iktidar var. Yarım asırlık İran İslam İnkılabı Amerika'nın ve Siyonist İsrail'in bölgedeki tahakkümüne karşı askeri reaksiyonunu Ümmetin kurtuluşu adına bir ramazan bereketi olarak görmek mümkündür. Sünni iktidarın en iyi tarafı ise Hicaz'da caz söyleyebiliyor olmasında.
İran'ın bu onurlu direnişini kerih gören sözde Sünni hacılar, hocalar sahip oldukları makamları, mevkileri, servetleri Müslüman ülkelerin zenginliklerini bu küresel mendeburlara pazarlama maharetine borçlular. Onun için kuyruk acıları çok büyük. Onun için tedirginler.
Siyonizm yenildiği için onlar da hükmen yenilmiş sayılacaklar.
Onlar sahte Arap Baharı ile Müslüman beldeleri Siyonizm adına altüst ettiler. İran da bu şanlı direniş ile onların hesaplarını alt üst etti. Coğrafyaya musallat olmuş Siyonizm yayılmacılığını bedel ödeyerek def etti.
Darısı İran'ı Amerikan üstlerine saldırdığı için kınayan yerli ve milli işbirlikçilerin başına. İran'a, İran'ın yanında duran yürekli insanlara selam olsun. Siyonizm'in tüm kalelerinin düşeceği günler temennisiyle bayramınız mübarek olsun!
Demek ki bizdeki siyasal İslamcılar Amerika'ya istediğini vererek iktidarlarını devam ettiriyorlar. Maden şirketleri yılda ürettikleri 50 ton altının sadece 1 tonunu Türkiye'ye bırakıyorlar. 49 tonu da Kanadalı görünümlü Siyonist şirketlere peşkeş çekiliyorlar. Bu sömürge zihniyetiyle ülkeyi herkes yönetir.
Aynı şeyi İran'a da öneriyorlar. İran ise benim petrolüm bana aittir, diyor. İran içeride sıkışan Trump'a istediğini verseymiş bu savaş olmazmış! Bu sözü eden kafa hâlâ Türkiye'nin dışişleri bakanlığı koltuğunu işgal ediyor. İsteyene istediğini vererek iktidarını sürdüren ve kendini halka çok mübarek olarak satan çeyrek asırlık arızî bir anlayış bu.
İktidarda Donald Trump değil de başka birisi olsaydı, İran Amerika'nın bütün şartlarını kabul etseydi de bu savaş yine olacaktı. Çünkü arkada petro-dolar finans kapital, silah endüstrisi, Siyonist lobi gibi bir sürü faktör söz konusudur.
İran, Körfez'deki harami ülkelere konuşlanmış Amerikan üslerini vurdu. Tel Aviv'i vurdu, Hayfa'yı, Dimona'yı, Amerikan üslerini, elçiliklerini, Amerikan ortaklıklı petrol şirketlerinin rafinerilerini vurdu. Conilerin yuvalandığı lüks otelleri burdu. Diego Garcia üssünü vurdu!
İran bunlarla birlikte Türkiye'deki Sünnilerin sahtekâr dindarlığını da vurmuş oldu. Ahmet Hakan'ı, Cübbeli Ahmet'i, Yusuf Kaplan'ı, İsmail Kılıçarslan'ı, Halil Konakçı'yı ve bunlar gibi düşünen bir sürü hacı hocanın beş para etmez dinleşmiş mezhep taassubunu vurdu ve yerle yeksan etti.
İran'ın bu şanlı direnişi sadece dünyada değil Türkiye'de de büyük şaşkınlığa sebep oldu. Çünkü İran siyasal İslamcıların ağababalarını fena tokatladı. Türkiye'deki Sünni dinbazların sahtekârlığını ümmeti Muhammed'e ayan etmiş oldu. Bir füzeyle koca bir karga sürünü vurdu yani. Türkiye'de Sünnilerin iktidarı Gazze için yalandan ağlayan ama Amerika ve İsrail ile işbirliği yapan sahtekârlardır. Kemal Varol'un Ucunda Ölüm Var adlı romanındaki Ağıtçı Kadın gibi bizdeki Sünniler. Bu sahtekârlar sırf Ekvador muzu yiyebilmek için Gazze'de Siyonist İsrail'in etnik temizlik yapmasına göz yumdular! Hatta destek oldular.
Yani bu Sünnilerin riyakârlığını gördükçe insanın Şii olası geliyor. Bu Amerika'ya ve Siyonist azgınlığa karşı kim direniyorsa, komünistse komünist olalım, Budist'se Budist olalım, Şii ise Şii olalım. Çünkü bu Sünniler Ümmet'in en konformist sahtekârlarıdır. Dubai'de eskort peşinde koşan uçkurperestlerle aynı dinden, aynı mezhepten olmak bizi ahlaklı insanlar yapmaz!
Son olarak, bu sahte Sünnilerin ağabeyleri zor durumda. Tek kurtuluşları var; Türkiye'nin savaşa girmesi ve İran'a kuzeyden bir kara harekâtına başlaması. Amerika'nın ve İsrail'in bu bataklıktan çıkmasının başka hiçbir ihtimali yok. İran Amerika'yı ve İsrail'i kurt kapanına aldı ve parçalıyor. Kendisi de yara alıyor ama şimdilik dert etmiyor.
İşte bu noktada ilginç bir senaryo düşünülüyor. Tahran'ı bombalayan iki Amerikan savaş uçağı Konya askeri hava üssüne indi. Siyasal İslamcı iktidar bu iki F-35'i satın aldığını söyledi. Adlarını Yavuz ve Midilli olarak değiştirdi. Bunun üzerine İran iki süpersonik füze ile İncirlik ve Kürecik üslerini vurdu. Bunun üzerine Amerika'ya mahdumunu verip Türkiye'yi kurtaracak kadar mezhebi geniş bir adam İran'a savaş ilan etti!
Siyasal İslamcılar Amerika'nın, Avrupa'nın, İsrail'in kucağında pasifler.
İran'da ise Mollalar Rusya'nın, Çin'in ve Kuzey Kore'nin korumasında aktifler.
Siyasal İslamcılar, Ey Amerika, Ey İsrail, dostum Trump deyip Beyaz Saray'da bacak bacak üstüne atabiliyor.
İranlı Mollalar ise Büyük Şeytan Amerika'ya ve İsrail'e ölüm! diyor. Trump'ı direkt muhatap almıyor.
Siyasal İslamcıların iktidarı içeride Fetö, Pkk, Dem ve diğer dini cemaatler ve örgütlerle kuşatılmış durumda.
Mollalar ise Hamas, Hizbullah, Haşdi Şabi, Husiler ve diğer gruplarla İsrail'i kuşatmış durumda.
Siyasal İslamcılar, Amerika ve İsrail adına Arap Baharı rüzgârı estirip bölgenin siyasi yapısını dizayn ettiler.
Mollalar ise Amerika'nın bölgedeki tüm işbirlikçilerini sökün edip gerçek bir İran Baharı rüzgârı estiriyor.
Siyasal İslamcıların efendileri Amerika'da çocuk yaştaki kızları istismar ediyor.
Mollalar ise İsrail'e fırlattıkları füzelerle Gazze'de öldürülen binlerce çocuğun intikamını almaya çalışıyor.
Siyasal İslamcılar mütecavizlerle arasına mesafe koymak yerine kendini savunan İran'ı kınıyor.
Mollalar ise bölgedeki Amerikan askeri varlığına ve Tel Aviv'e füze ve ihalarla saldırıyor.
Siyasal İslamcılar ver kurtul politikasıyla 25 yıllık iktidarlarının konforunu kollama derdinde.
Mollalar ise 50 yıllık İran İslam İnkılabı tecrübesiyle bölgeyi Amerika'dan ve İsrail'den kurtarma derdinde.
Siyasal İslamcılar, bölge ülke liderlerini Amerika'ya itaat ettirmek için ikna etmeye çalışıyor.
Mollalar ise Amerika ve İsrail saldırılarında liderlerini, generallerini, mühendislerini şehit veriyor.
Siyasal İslamcıların hocaları mezhep taassubunu köpürtüp Şii İran'a kara çalıyorlar.
Mollalar ise Amerika ve İsrail'in kuşatmasını yarıp Müslüman halklara ve Latin Amerikalılara antiemperyalist bir duruş cesareti vermeye çalışıyor.
Ezcümle Siyasal İslamcılar Batı medeniyetinin bağırsaklarında öğütülüyor. İran'da ise Mollalar dünyaya alternatif bir alan açmaya çalışıyor. Sünni hocalar da hasetlerinden çatlıyor.
Şiafobik Yusuf Kaplan'ın Sünni taassubuna dair.
Şiafobik Yusuf'un okuduğum ilk kitabı 90'lı yıllardaki Enformasyon Devrimi Efsanesi'ydi. Dünyada yaşanan sibernetik devrim, internet iletişimi Şiafobik Yusuf'un bu çalışmasını boşa çıkardı. Ama Şiafobik Yusuf Bey hiç aldırmadı, medeniyet arayışında yoluna devam etti.
Şiafobik Yusuf'un günlük yazılarındaki medeniyet tahlilleri meraklısı için okunabilir kıvamdaydı. Batı medeniyetinin kadim medeniyetlerin kökünü nasıl kuruttuğunu, zehirli bir sarmaşık gibi dünyayı nasıl sarıp sarmaladığını, Batı'ya direnebilen tek medeniyetin İslam olduğunu, Niçe'nin İslam hariç diğer dinler hayatı fosilleştiriyor gibi türlü tahlillerle sayıp döktü. İşin bu kısmında bir sorun yok. Ama iş ne zaman ki, bu genel çerçeveyi derin bir sosyolojik tecrübeyle coğrafyaya oturtma, aynı tahlili orada yapma bahsine geldiğinde Şiafobik Yusuf maalesef error veriyor.
İslam dünyasındaki mutlak kurtuluşun Sunni mezhebin siyasi ve askeri önderliğinde erebileeceğine inanıyor. Meselâ bu bahiste Hindistan'daki 200 milyon Müslüman'ı nereye koymak gerektiğinin bir cevabı yok. Ya da Maliki mezhebinden olan Endülüs Müslümanlarının tarihte kurduğu Endülüs medeniyeti bu bağnaz Sunni mezhepçiliğinin ne tarafına düşer?
Şu son savaşta bile şehit edilen Ali Hamaney'e Hintli Müslümanların yaktığı ağıdın Sünni Müslümanlar indinde zeerece bir değeri olmadı. İran devrim yapıyor olmuyor, Amerika'nın ve İsrail'in dokunulmaz olmadığını dünyaya ispat ediyor olmuyor. Sunnilerin gözünde İran sonsuza dek şüpheli ve günahkâr bir halk. Sünniler dünyada olup biten onca kötülüğe müdahil olmuyorlar, çünkü tezgâhı Amerika'nın ve Siyonistlerin yanında açmışlar.
Şiafobik Yusuf Medeniyet Okulu diye bir oluşumun içinde gençlere dersler veriyor. Yani o gençleri de böyle Sünni taassubuyla, kör kütük Şia nefretiyle yetiştiriyorsa vay o gençlerin haline. Şair Hz. Peygamber için kâfire salladığın kılıçta bir dirhem gümüş de ben olaydım, diyor. Şiafobik Yusuf İran'ın Siyonist İsrail'e attığı füzelerde helyum gazı bile olamıyor.
Oysa Müslümanların kurtuluğu, Türk'ün biraz İranlı, biraz Arap, biraz Afrikalı, biraz Hintli olup diğerleriyle melezleşmesinde. Yani İslam dünyası kendi içinde ne kadar melezleşirse (din, mezhep, kültür vs.) Batı medeniyetinin kuşatmasını kıracak şifreyi o denli geliştirebilir.
Düşüncenin de bir öjenizmi var ve maalesef bu Yusuf Bey'de Şiafobi olarak tezahür ediyor.
Onun için Yusuf Bey'in vay haline vay vay, vay haline vay!
Yemen'e bu kadar hayran olacağımı hiç düşünememiştim.
Dünya Gazze'yi kaderine terk ettiğinde insanlığın onuru için sadece Yemen vardı.
Yemen hiçbir zaman terk etmedi Gazze'yi, Siyonist İsrail'e füze üzerine füze yolladı.
Ve en önemlisi Husiler füzelerini önlemeye çalışan Yemen açıklarındaki bir Amerikan savaş gemisini vurdu. Gemi hızla manevra yapıp kaçmaya çalışırken iki savaş uçağını okyanusa düşürdü.
Bunun üzerine Trump çok öfkelendi ve Yemen'in başkenti Sana'yı bombalattırdı.
Belki Yemen'in İsrail'e ve Amerika'ya karşı askeri teşebbüsü çok bir şeyi değiştirmedi. Ama bir şeyi kökünden değiştirdi.
II. Dünya Savaşı'ndan beri ilk kez bir Amerikan savaş gemisi vurulmuş oldu. Amerika'nın deniz aşırı operasyonlarında generalleri tereddüde düştü. Çünkü 13 milyar dolarlık bir savaş gemisi 10.000 dolarlık bir füze ya da dronla rahatlıkla vurulabiliyordu. Yani Amerika'nın o devasa savaş gemileri okyanuslarda hantal birer ördeğe dönüştüğünü dünyaya ilk kez Husiler göstermiş oldu.
İşte bu yüzden Amerika'nın Abraham Lincoln adlı savaş gemisi Basra Körfezine girmeye Hürmüz Boğazını tutmaya cesaret edemedi. Sürekli İran'ın füze ve dron menzilinin dışında kalmaya çalıştı. Husilerin çizdiği kestane teorisine göre İran Abraham Lincoln için çok büyük tehditti. İran bunu bildiği için Amerika'nın bölgedeki askeri üslerini rahatça ezdi.
Yemenlilerin çadırlardaki otantik müzik eşliğindeki kamalı dansları, neşeleri bu yüzden. Yani biz kısıtlı imkânlarımızla dünyanın en büyük ördeğini avladık. Siz de bir şeyler yapabilirsiniz!
Bence Saadet Partisi'nin amblemindeki büyük yıldızı Yemen kamasıyla değiştirmeliyiz.
Yemen'e bu kadar hayran olacağımı hiç düşünememiştim.
Dünya Gazze'yi kaderine terk ettiğinde insanlığın onuru için sadece Yemen vardı.
Yemen hiçbir zaman terk etmedi Gazze'yi, Siyonist İsrail'e füze üzerine füze yolladı.
Ve en önemlisi Husiler füzelerini önlemeye çalışan Yemen açıklarındaki bir Amerikan savaş gemisini vurdu. Gemi hızla manevra yapıp kaçmaya çalışırken iki savaş uçağını okyanusa düşürdü.
Bunun üzerine Trump çok öfkelendi ve Yemen'in başkenti Sana'yı bombalattırdı.
Belki Yemen'in İsrail'e ve Amerika'ya karşı askeri teşebbüsü çok bir şeyi değiştirmedi. Ama bir şeyi kökünden değiştirdi.
II. Dünya Savaşı'ndan beri ilk kez bir Amerikan savaş gemisi vurulmuş oldu. Amerika'nın deniz aşırı operasyonlarında generalleri tereddüde düştü. Çünkü 13 milyar dolarlık bir savaş gemisi 10.000 dolarlık bir füze ya da dronla rahatlıkla vurulabiliyordu. Yani Amerika'nın o devasa savaş gemileri okyanuslarda hantal birer ördeğe dönüştüğünü dünyaya ilk kez Husiler göstermiş oldu.
İşte bu yüzden Amerika'nın Abraham Lincoln adlı savaş gemisi Basra Körfezine girmeye Hürmüz Boğazını tutmaya cesaret edemedi. Sürekli İran'ın füze ve dron menzilinin dışında kalmaya çalıştı. Husilerin çizdiği kestane teorisine göre İran Abraham Lincoln için çok büyük tehditti. İran bunu bildiği için Amerika'nın bölgedeki askeri üslerini rahatça ezdi.
Yemenlilerin çadırlardaki otantik müzik eşliğindeki kamalı dansları, neşeleri bu yüzden. Yani biz kısıtlı imkânlarımızla dünyanın en büyük ördeğini avladık. Siz de bir şeyler yapabilirsiniz!
Bence Saadet Partisi'nin amblemindeki büyük yıldızı Yemen kamasıyla değiştirmeliyiz.
Bütün analizlerin içinde Süleyman Seyfi Öğün'ün söyledikleri en makul olanı. Mealen, imparatorluklar doğası gereği sürekli büyümek yani yayılmak zorundadırlar. Ama öyle bir noktaya gelirler ki, artık yayıldıkları alana hükmedemez olurlar ve çökerler. Bu çöküş süreçlerinde de saldırganlaşırlar. Bu Roma İmparatorluğu'nda da Osmanlı İmparatorluğu'nda da böyle olmuştu. Bu açıdan bakıldığında Amerikan İmparatorluğu gözlerimizin önünde çığlık atarak ve giderek saldırganlaşarak çöküyor. Bütün hikâye bundan ibaret.
Süleyman Seyfi Öğün'ün söylediği diğer önemli bir şey ise şuydu. Tarih hafızası güçlü İngiliz aklı Amerika'yı dünya sisteminden ustaca tasfiye ediyor. Bu husus üzerinde düşünmeye değer. İngilizler II. Dünya Savaşında Dunkirk çıkarmasında ordusunun teçhizatlarının büyük bir bölümünü Nazilere terk etmişlerdi. Savaşın sonunda kazanan taraftalardı ama üzerinde güneş batmayan imparatorluklarını Amerika'ya kaptırmışlardı.
Elbette Amerika'nın küresel imparatorluğunu sarsan, Çin'in önünü açan, dünyadaki bütün siyasî ve askeri dengeleri değiştiren İran'ın dünya Siyonizm'ine karşı gösterdiği olağanüstü direnç. Dünyanın on yıllardır göz ardı ettiği İran İslam İnkılabı dünya Siyonizm'ini önemli ölçüde gerileterek nihai zaferini ilan etmek üzere. İşin ilginç tarafı İran'ın bu onurlu direnişi İslam coğrafyasında makes bulmuyor. Çünkü onlar hâlâ Amerikan İmparatorluğunun her açıdan uyuşturduğu ölü yapılar durumundalar.
Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder