Siyasal İslamcıların çeyrek asırlık iktidarlarında ülkeye olan aidiyet duygumuzu yitirdik.
Gururumuz o kadar çok çiğnendi ki, artık hiçbir şeyi gurur meselesi yapacak durumda değiliz.
O kadar çok ötekileştirildik, aşağılandık, yok sayıldık ki, artık bir çoğumuz bu ülkedeki hiçbir şeyi sahiplenme gereği duymuyoruz.
Sürekli korkutulup bastırıldığımızdan bu ülkeye dair gerçek düşüncelerimizi söylemekten çekinir olduk.
O kadar çok felâket yaşadık ki, artık daha kötüsü ne olabilir diye merak etmiyoruz bile.
Ruhunu mahkeme kararlarıyla imha ettiğiniz bir milletten ülkesi için kahramanlık yapmasını bekleyemezsiniz.
Onun için Dücane'nin ısmarlama hamaset nutukları umurumuzda değil.
Donald Trump Pentagon'daki generallerle görüşürken salonda kavga çıktı. Generallerden biri Donald Trump'ın ensesini sıktı. "Amerika bu savaşa senin uçkurun yüzünden girdi. İran anlaşmayı kabul etti ama sen kabul etmedin. Çünkü senin bir şekilde uçkurunu kurtarman lazımdı. O üsler senin uçkurun yüzünden vuruldu!" Salonda yankılanan cümlelerden bazıları bunlar. Toplantıda tehditler, küfürler havada uçuştu. Savaşın gidişiyle ilgili herhangi bir karar alınamadan toplantı dağıldı. Bugün Pentagon'la Beyaz Saray arasında görüş farklılığı var, haberlerinin iç yüzü bu. Bunu Donald Trump'ın gergin yüzünden anlamak mümkün.
Muhtemeldir ki Demokratlar Pentagon'daki bazı generalleri durumun vahametine ikna etmişler. İran'a saldırı öncesinde bir savaş gemisinde tuvaletlerin tıkanması, Körfez ülkelerindeki üslerin boşaltılması Pentagon'daki bu hukuksuz savaşı istemeyen generallerin emirleri doğrultusundaydı. Ayrıca savaşın hemen başında bir çocuk kreşinin vurulması, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesi Demokratların ikna ettiği bu generalleri hayli kızdırdı. Kısacası Donald Trump bu savaşa ciddi bir planı olmadan, Demokratların ayarttığı gönülsüz generallerle girdi. İran da Körfez'deki askeri üslerini vurdu. İran açısından bakıldığında ise şimdilik işler yolunda gidiyor.
İlber Ortaylı'yı üniversitede okuduğum yıllarda dipnotlardan tanımıştım. Daha doğrusu bu türden dört isim vardı o ağır metinlerde öne çıkan. Şerif Mardin, Halil İnalcık, Kemal Karpat ve İlber Ortaylı. Bunlardan Şerif Mardin sosyologdu. Diğerleri tarihçi. Meselâ bu ciddiyette tarih yapan isimlerden Feridun Mehmet Emecen var.
İlber Ortaylı tarihçi olarak kitabi araştırmalarda gayet iyiydi. Ancak bu söylediğim 1990'lard ve öncesinde yazılıp yayınlanmış metinleriyle ilgili. Siyasal İslamcı iktidar döneminde ise işi tarihçilikten çok şova dönüştürdü. Yani halk İlber Ortaylı'nın ciddiyeti bırakıp tarihçi baba dönemini gördü. Böyle olunca da bohçacı Çingene ağzıyla ekranlarda tarih geveleyip durdu. Son dönemde Osmanlı tarihi adına yazdığı şeyler çok kötüdür. Onu bu şekilde ayartan ise hiçbir bilimsel vasfı olmayan Celal Şengör'dür. Yani bir Ebu Laklakan ciddi bir tarihçiyi ayartıp bozdu.
İlber Ortaylı ölmüş. Zebaniler Kuran'a ve ahkamı şeriyeye göre ikili averajına bakıp ona göre muamele edeceğinden hiç kuşkumuz yok.
Yunan yazar Nikos Kazançakis üniversiteyi bitirdiğinde köyüne dönmüş. Yaşlı bir adamla karşılaşmış. Adam ona; "Senin üniversitede okuduğun o şeylerde benim bu fakirliğime, çaresizliğime bir çare var mı?" diye sormuş. Kazançakis başlamış okuduğu şeyleri anlatmaya. Adam hemen sözünü kesmiş ve; "Analarını belleyeyim!" demiş.
Şimdi bizdeki Sünni hacı hocaların ahlak vaazları da öyle. 25 yıllık siyasal İslamcıların şaşalı iktidarları da Kazançakis'in üniversitede öğrendiği teoriler gibi. Gazze'ye Filistin'e çare olacak türden değil!
Hz. Peygamber'in Ümmeti Muhammed'e vaad ettiği Kisra'nın Gökdelenleri bunlar! Petrol kuyuları, dolar balyaları, lüks otomobiller, bakımlı atlar, tatulu develer, işveli zevceler! İran Körfezi ve Tel Aviv'i vurdukça Ümmeti Muhammed'in sofrasına en olgun hurmalar düşüyor, hamdolsun!
Hz. İsa Aleyhisselam'a atfedilen çok sevdiğim bir sözdü.
"Karanlıkta dile getirmekten çekindiğiniz hakikat, bir gün aydınlıkta işitilecek ve gizli mekânlarda öğrendiğiniz bir inancı çatılardan haykıracaksınız. Ve insanlar buna inanacak."
Biz Milli Görüşçüler bir zamanlar rahmetli Erbakan hocadan öğrendiğimiz "Siyonizm belasından" insanlara bahsederken bize birer meczupmuşuz gibi bakıyorlardı.
Biz ısrarla insanlığın en eski mikrobunun Siyonizm olduğunu, bir ahtapot gibi dünyayı ve ülkeleri kuşattığını söyleyip duruyorduk, onlarsa bize şizofreni tanısı koyup acıyorlardı.
Aradan geçen zaman bizim öngörülerimizi haklı çıkardı. Türkiye ve dünya Gazze'deki soykırım ve İran'ın destansı direnişinden sonra Siyonizm belasıyla çıplak haliyle yüzleşti.
O kadar ki artık Türkiye'de anaakım medyada Siyonist İsrail'in ve Amerika'nın İran'a karşı yaptığı haksız saldırılar tartışılıyor.
Amerika ve Avrupa'daki haber kanallarında kıyasıya Siyonizm ve İsrail eleştirisi var. Bizim 1990'larda söylediğimiz şeyleri bugün dünya tartışıyor. Yani zaman bizi azizleştiriyor.
Artı ne demişti rahmetli Erbakan Hocamız; "İsrail sözden değil güçten anlar!" İran ve Hizbullah İsrail'i füzelerle vurunca bu kehaneti de gerçek oldu hocamızın. Nasıl şimdi, sesi çıkıyor mu o Siyonist kuçukuçuların?
Artı Erbakan Hocamız bir şey daha söylemişti. Türkiye'deki şu anki Siyasal İslamcı iktidarı Siyonizm kurdu! İşte işin bu kısmında çarşı karışacak gibi görünüyor.
İran'ın Amerika'nın ve İsrail'in dokunmaz olmadığını gösteren, bölgeyi özgürleştiren, Arapları ve Latin Amerika halklarını cesaretlendiren, Siyonizm'in İslam coğrafyasındaki yayılmacılığına son veren, Amerika-İsrail aksına oturmuş Siyasal İslamcıların ehlikeyif iktidarını boşa düşüren bu şanlı insanlık direnişi bu güruhta yeterince alıcı bulmadı. Parlatılmadı, ciddi bir heyecana sebep olmadı. Aksine mezhepçi hezeyanlarla bu başarıyı gölgelemeyi denediler. Çünkü tam da rahmetli Erbakan Hocamızın dediği gibi "AKP'yi Siyonizm kurdu!" Ama onu da tıpkı Tel Aviv gibi Amerikan üsleri gibi İran'ın füzeleri vurdu. Onun için İran'a arka çıkamıyorlar çünkü kendilerini inkâr etmiş olacaklar. İran Amerika ve İsrail'i füzelerle mağlup etti. Onlar mağlup olunca bizdeki siyasal İslamcılar da hükmen mağlup sayıldı. Atmosferde yalnız gezen füzelerden işkillenmeleri bu yüzden.
Türkiye açısından bakalım bu savaşa. Evvelinde İran'a karşı uygulanan ambargoların ülkeye maliyeti çok yüksekti. En yakın pazarı yarım asır yasakladı Amerika Türkiye'ye. Irak işgal edilene kadar ticaret yüksekti. Suriye ile de öyleydi. Üç yakın pazarı Amerika uşaklığı için terk etti Türkiye. Gâvurun bu memleketin iktisadına yaptığı mazarrat çok büyük.
İran - Amerika müzakerelerinde bizimkiler Trump içeride sıkıştı, istediğini ver, diyor İran'a.
İran'ın fiziksel kütlesi ile diplomatik söylemi uyuşmuyormuş, Amerika askeri gücüyle İran'ı savururmuş.
Şimdi sözde bu maneviyatçı kafa, özde maddiyatçı kafaya İstiklal Harbini, o ruhu nasıl izah edeceksiniz? İmkânı yok.
Siyasal İslamcıların politikalarının oturduğu küresel aks, Amerika, Avrupa Birliği ve İsrail. Yani Türkiye bölgede dünya Siyonizm'inin en büyük kalesidir. Ve bu görevin bir milim dışına çıkamaz.
Onun için İran, Körfez'de Amerikan üslerini vururken, Tel Aviv'i füze yağmuruna tutarken, işbirlikçi ülkeleri tırmalarken bizdeki siyasal İslamcılar homurdanıyordu.
Çünkü "Dostum Trump!" postu fena deldiriyordu. Beştepe'de ponponlu tören eşşekleriyle ağırlanan İsrailli politikacılar sığınaklarda halkıyla sinir krizi geçiriyordu.
İran Amerika'nın ve İsrail'in donunu indirdi. Habire öpüyor bunları. İşte bu yüzden bizdeki siyasal İslamcı iktidar Kunteber'in tarağı gibi gerildiler. İran sırtlarını dayadığı gücü berhava etti.
1 ayı geçen savaş boyunca İran'ın haklılığı vurgulanmak yerine diğer uşak takımıyla İran'ı kınandılar.
Meselâ bu süre zarfında Türkiye'deki siyasal İslamcı iktidar İran'a hiçbir insani yardımda bulunmadı.
İran, Türkiye'nin İstiklal Harbinde yaptığı şeyi hem kendi adına hem de bölgedeki diğer halklar adına Amerika'ya ve Siyonist İsrail'e karşı tek başına füzelerle yaptı.
Bu muazzam başarıya siyasal İslamcıların medyasında yeterince yer verilmedi. Ama halk takdir etti İran'ı.
Çünkü bizdeki siyasal İslamcılar riyakârdırlar, kendilerinin dışında başarı gösteren hiç kimseden haz etmezler. Bu her alanda böyledir.
Hatta İran'ın bu aziz ve latif başarısını mezhepçilik üzerinden karalayan bazı meczupların varlığını hep birlikte müşahede ettik.
Türkiye'yi bu savaşa dâhil etmek, Amerika'nın ve İsrail'in kabak gibi ortada kalmış poposunu örtmek için füzelerle sağdan soldan estarabim yaptılar ama olmadı.
Ezcümle İran, Amerika'yı, İsrail'i, Körfez'deki Şeyhül Dolarları ve de Amerika'ya domalmış siyasal İslamcıları üst üste koyup yendi.
İran'a yapılan haksızlık karşısında sustular, İran'a destek vermekten kaçındılar.
Kısacası İspanyol Pedro'nun taşşağı kadar olamadılar. Gerçek bu!
Muhtemelen izlediğiniz bir videodur. Bir etkinliğin sonunda tohumluğa kaçmış eski bir solcu şair İsmet Özel'e yaklaşır ve şu soruyu sorar. "Siz Batı medeniyetine karşı mısınız?" İsmet Özel soruya cevaben; "Karşı olmak hafif gelir. Ben Batı medeniyetinin düşmanıyım." der. Adam; "Siz komünistliğinizden buralara kadar savruldunuz demek ki!" İsmet Özel de; "He Vallahi savruldum!" der. Ortam gerilir gibi olur. Ciddi bir şair ve mütefekkir olan İsmet Özel'in o halini ilk gördüğümde açıkçası verdiğ cevabı yadırgamıştım. En azından insan biraz daha siyasî bir tutum takınır, diye düşünmüştüm. Ama pandemi vetiresinde dünyada yaşananlar ve son olarak Amerika ve İsrail'in İran'a haksız saldırıları İsmet Özel'i haklı çıkardı. Tıpkı İran gibi Batı medeniyetine karşı ciddi ve özverili bir duruş gerekiyor. Ancak böylesine onurlu bir duruşla yeryüzünün mustazafları için bir soluklanma alanı açılabilir. Çünkü artık kendileri dışındaki milletlere karşı tutumlarından, gaddarlıklarından adımız gibi eminiz.
Galiba Osmanlı'nın Mohaç meydan muharebesi öncesinde Haçlı ordusunun komutanlarından birinin söylediği bir sözdü. "Gökkubbe yere düşecek olsa onu mızraklarımızla yeniden göğe kaldırırız." O denli muhkem teçhize edilmiş muazzam zırhlı bir Haçlı ordusu. Tabi ki Osmanlı bu ordunun da icabına baktı. Balkanlarda karnı doymayan karga, akbaba bırakmadı Osmanlı! Şimdi bizdeki ecdat hayranı, mukaddesatçı siyasal İslamcılar, Avrupa'nın askeri kalkanı olan NATO'nun diliyle İran'ı bölge ülkelerine saldırganlıkla suçluyorlar. Mohaç'ta haçlı ordularını dize getiren ulu Hakanlardan geldiğimiz nokta İran'ı kınayan Hakanlar!
Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder