Törkiş feylesof Dücane'nin son programı çok kötüydü. Feylesof felsefenin temel terimleriyle konuşmak yerine onları terk edip modern dünyanın dipsiz kaosuna dalınca tek kelime ile dağılıyor. İçindeki patetik kişilik ayan oluyor. Neyse, Dücace'nin bu tarz bilimsel kıroluğunu şimdilik göz ardı edelim. Ona onun felsefi çabalarını verimliliğe dönüştürecek, ona üzerinde daha derin felsefi sözler edebileceği bazı sualler yöneltelim. Klasik felsefe insanın henüz yerçekiminden kopmadığı insanın insan, eşyanın da eşya olduğu durağan zamanların hayatın anlamına dair sözüydü. Oysa günümüzde felsefe insanın robotlaştığı, robotların insanlaştığı, her gün yeni bir dünyanın kurulduğu, hendesik bir hayatın olabildiğine mobil aktığı bir hayatın henüz söylenmeyi başarılamamış zayi sözüdür. Yani modern hayatın insanı ve dünyayı kuşatıcı bir felsefesi henüz yapılabilmiş değildir. En azından benim felsefeyle ilgili kanaatim bu yöndedir. Şimdi felsefeyi bu güne taşıma adına Dücane'ye bazı sualler edelim.
1- Meselâ felsefenin babası Aristoteles'i yaşadığı antik dünyadan alıp bugüne getirsek ve ona 1998 yılında Belçika'da düzenlenen F1 yarışındaki kazayı izletmiş olsaydık üstat tam olarak nasıl bir yorum yapardı?
2- Meselâ Suç Ve Ceza romanının yazarı Fyodor Dostoyevski, Lenin ve Stalin dönemindeki Sibirya sürgünlerini, idamları görmüş olsaydı yazdığı romana nasıl bir şerh düşerdi?
3- Diego Armando Maradona Vatikan'da papanın "Dünyadaki tüm fakir çocuklar için üzülüyoruz." vaazını dinlerken içinden "Sen onu külahıma anlat. Madem onlar üzülüyorsun sarayın altınlarını satıp o çocuklar için bir şeyler yapsana!" sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz. Yoksulluk ve adaletsizlik sadece İslam dünyasına has bir veba mıdır?
4- Meselâ, İslam tarihçisi Fuat Sezgin'in bir ömür yaptığı ilmi araştırmaların sonucunda söylediği "burada müstakil bir Avrupa medeniyeti yok, İslam medeniyetinden kopya edilmiş ara bir medeniyet formu var." sözü ile "bugün İslam'ın modern dünyaya söyleyecek bir sözü yok!"mealindeki yorumunuz arasındaki paradoksu nasıl değerlendiriyorsunuz?
5- Ve son olarak ülkedeki siyasal İslamcı iktidarın uhdesindeki Diyanete danışmanlık yapmış Hayrettin Kahraman'ın "Allah Hz. Muhammed'i nurdan yarattı ve ona kendi ruhundan üfledi." sözünün İslam itikadı açısından sorunlu buluyor musunuz? Yani Hz. Allah Adem'i topraktan ama Hz. Muhammed'i nurdan mı yarattı? Bu türden itikadi bir sapkınlığın Hıristiyanlıktan farkı nedir?
Latin Amerika'daki devrimcilerin mottosu; libertad o muerte (özgürlük ya da ölüm) idi. Bir kamyon şoförünün elinde bu iş pijamalı trajik bir mahkuma dönüştü. Maduro artık bir mağdur. Dünya siyaset tarihi açısından bakıldığında tam bir skandal! Trump şimdi de Grönland'ı istiyor. Ardından Antartika'daki penguenlere vali atayıp onları vergiye bağlaması tahmin ediliyor. Trump yiğidim, o Mağdurolardan bizde mebzul miktarda paket mevcuttur! (Cümle tamamen siyasi bir mizah olup mahkemelerde aleyhimde delil olarak kullanılamaz!)
Bizdeki Mağdurolar demişken, Amerika'nın alarmıyla Maduro'nun kayıp altınları aranıyor. Çinlilerin bir zamanlar Batum'da oynadıkları Stalin'in Kayıp Altınları oyunu gibi komik bir durum var ortada.
Kulis bilgilerine göre Mağdurolar yaklaşan fırtına öncesinde iç cepheyi muhkemleştirme adına CHP'li belediyelerin hukuk bariyerine toslayan bazı işlerini halledeceklermiş. Hukuksuzca tutulan siyasî figürler ve gazeteciler tutuksuz yargılanmak şartıyla serbest bırakılacakmış.
Siyasette, bürokraside, medyada yaşanan çürümeye mani olmak adına muhalif partilerin insan kaynaklarından sisteme ciddi anlamda takviye yapılacakmış.
Gelelim İran'da yaşanan olayların içyüzüne.
Amerika ve İsrail destekli İran'da faaliyet gösteren silahlı Kürt örgütü Pejak ajanlarının başlattığı tamamen sipariş bir ayaklanma teşebbüsü bu son olaylar. Bunu Türklerin yoğun olarak yaşadığı Tebriz, İsfahan ve Şiraz'da herhangi bir hareketlilik olmamasından da anlamak mümkündür.
İran'da bunlar yaşanırken perde arkasında istihbarat örgütleri harıl harıl çalışıyor. Türkiye'den İran'a ciddi bir istihbarat akışı mevcutmuş. İran'daki bu kalkışma bölgedeki Kürtlerin elinde patlayacak gibi görünüyor.
Diğer yandan Türkiye İran'daki Türkleri kontrol altında tutuyor. İran'daki Türklerin gözü Tahran'daki gelişmelerde; kulağı ise Türkiye'de. İran sistemi tahkim etme adına bugünlerde kritik noktalara habire Türkleri atıyor. İran dış müdahale ile işgal edilip dize getirilebilecek bir ülke değildir. Ciddi bir devlet geleneğine sahiptir. Ama Türkiye'nin yönlendirmesiyle Molla yönetimi kendi içinde bir iktidar değişimine gidebilir. Bu İran ve bölge için en makul olanı.
Batılı haber ajanslarının İran ile ilgili yaptığı haberlerin ve yorumların çoğu gerçeklikten uzak ve manipülatif. Aylarca çalışmışlar İran'daki ayaklanma provasına.
Pandemide olduğu gibi birden köpürtmüşler bu olayları.
Kısacası İran'daki ayaklanmalarda Türkiye elân kritik bir konumda bulunuyor. Ve oradaki ayaklanmalarda Pejak ajanları başı çekiyor.
Kalandar kutlamalarına bakıyorum da, rahmetli Engin Ardıç'ın söylediği şeyler aklıma geliyor. Bir çok şey bu ülkeye yakışmıyor. Kalandar kutlamaları da öyle. Hâlâ göçebe gibi duruyoruz bu topraklarda. Önceki yıllara göre Kalandar kutlamalarına ilginin artması güzel bir şey ama kutlamaları fecaat! Kostümler uyduruk, özensiz, herhangi bir estetiğe uymayan türden. İnsanlar bu kutlamalarda duygularını çifte atan katır gibi dışarı vuruyor. Yahu yabanadamı kılıklı o tiplerin üzerine atlayan hanzo gördüm bu kutlamalarda. Olmuyor da zorla değil. Yani biraz özenli kıyafetlerle, horonlu, türkülü, kemençeli, neşeli, esprili kutlama yapmak o kadar zor mu? Yani bizde kültür böyle! Belediyelerin bu türden kültürel şeylerde bezi olmaz. Kalandar kutlaması Karadeniz'de ciddi bir kült idi geçmişte. Bizim Mustafa Kara Kalandar Soğuğu'nu çekmişti. Karadeniz'de geçmişteki zorlu yaşam koşullarını anlatan bir filmdi. Ben Kalandar Çörekleri romanını yazdım. Bu işin esas mucidi olan kemençeci Yusuf Cemal Keskin'in rahmetli validesinden bizzat dinledim bu unutulmuş geleneği. Düşündüm taşındım tam 6 yılda oturdum yazdım. Kitaba ilgi hiç yok gibi. Çünkü bizim Trabzonlular doğuştan her bir haltı bilirler. Doğru dürüst bir şey okumazlar. Okumadıkları için bilmezler. Bilmedikleri için de Kalandar Gecesi kutlamalarında ne yapacaklarını bilemezler. İşin ruhunu bilmiyorsun, nasıl kutlayacaksın. Öküz gibi dilmacıların üzerine atlayarak kutlama yapıyorlar. Onun için Kalandar Gecesi kutlamaları yapılamıyor, yapılmaya çalışılanlar da bu ülkeye yakışmıyor. Çünkü ne olduğunu ne belediyeler biliyor, ne de sıradan insanlar. Bilinmeyen bir şeyin de kutlaması yaban ayısının arılarla dansı gibi oluyor.
İran konusuna şöyle kısaca bir bakacak olursak;
Efendim şah zamanında İran çok modern bir ülkeymiş. İran petrolü millileştirmiş, İran İslam devriminden sonra ülke mollaların kontrolüne geçmiş, Mollalar da kadim devlet geleneği olan İran'ı mahvetmiş, İran'da insan hakları yokmuş! Bunların hiçbiri Batılıların umurunda değil. Onların üzerinde uzunca çalışılmış ajandaları var. Zamanı geldiğinde düğmeye basılıyor ve saldıracakları ülkeye karşı dünya ölçeğinde bir kara propaganda başlıyor. Ve maalesef bu kara propagandanın Batı dışı topraklarda alıcısı da mevcut.
Meselâ tekno oligarklar Amerika'da ziyadesiyle mevcut. Irak'ı işgal eden neo-conların çoğu Evangelist tarikatına mensup dindarlardı. Bu haliyle İranlı mollalar o modern barbarların yanında melâike gibi kalıyor. Meselâ Amerika'nın bazı eyaletlerinde idam cezası hâlâ yürürlükte. İran'dan tek farkı idam öncesinde mahkumlara istediklerini yeme fırsatı sunuyorlar. Özgürlük konusuna gelirsek; daha geçenlerde Minnesota eyaletinde polisten kaçmaya çalışan Rene Good adlı bir kadını hiç acımadan vurup öldürdüler.
2003'te Irak'ı işgal ederken Saddam Hüseyin'in elinde kimyasal silah var, yalanını uydurmuşlardı. Afganistan'ı işgal ederken El Kaide'nin bu ülkede yuvalandığı bahanesini öne sürmüşlerdi. Sonra da Afganistan'ı Taliban'a teslim etmişlerdi. Venezüella devlet başkanı Maduro'yu paketlerken uyuşturucu kartellerini himaye ettiği yalanını uydurdular. Akabinde Maduro'nun uyuşturucu trafiğini yönettiğine dair ellerinde kanıt olmadığını dillendirdiler. Şimdi de İran halkına İran'ı molla yönetiminden kurtarmayı vaadediyorlar. Maksat İran'ın petrolüne çökmek. İran'ı çokuluslu şirketlerin talanına açmak; orada Çin'i batıdan kuşatacak askeri üsler kurmak ve İsrail'in güvenliği için İran'da kukla bir iktidar tesis etmek. Ezcümle Amerika'nın İran halkına vadettiği özgürlük esasen modern anlamda bir tür kölelikten başka bir şey değil.
Tuhaf ama Amerika hâlâ ergen bir toplum. Başkan Trump'ın konuşurken ki tavırları da öyle. Bu Amerikalılarda sürekli bir hava atma durumu var. Dikkat edin Trump'ın konuşurken ses tonu çocuk gibi. Akıl alır gibi değil.
Şimdi, nasıl ki İsrail daha önce ansızın saldırmıştı İran'a, aynı şekilde İran içindeki ajanlarıyla yeni bir ayaklanma denemesinde bulundu. Trump da bu ayaklanmanın amacına ulaşması için İran'ı vurmakla tehdit etti. Ama bu tehditler pek bir işe yaramadı.
Çünkü İran geçen savaşta Tel Aviv'i füzelerle vurmuştu. Olası bir saldırıda İsrail'i hedef alacağını açıkladı. Amerika'nın geri adım atmasında birçok faktör var.
Devrim sırasında yaşanan rehine krizinin Jimmy Carter'ın başkanlığına mal olmuş olması bu faktörlerden ilki.
Amerika'nın Körfez üslerinde konuşlanmış askeri üsleri İran için rahatlıkla kırılacak taze yumurtalar gibi.
Artı İran'ın Hürmüz boğazını petrol trafiğine kapatması dünya ekonomisi ciddi bir kaos demek. Trum bir ara konuşurken bir yandan da petrol borsasına bakıyordu.
Çin'in yükselen ekonomisi için İran'ın petrolü hayati bir öneme sahip. Yani Amerika İran'a saldırırsa Çin ister istemez açık ya da gizli bir şekilde bu savaşa müdahil olacak.
Türkiye'nin ekonomisi Suriye iç savaşında yaşananlardan epeyce etkilenmişti. Amerika'nın İran'a askeri müdahalesi Türkiye için önü alınamaz yeni bir göç dalgası demek.
Türkiye Amerika'nın bölgedeki en istikrarlı ortağı. Bunu riske etmesi çok zor.
Her şeye rağmen Rusya İran'ın arkasında tetikte bekliyor. Siz beni Ukrayna bataklığında batırdınız, ben de aynı şeyi size İran'da yapacağım!
Körfez ülkelerinin ehli keyif şeyleri, şehvetperestleri lüks hayatları mahvı perişan olacak. İran'ın iki füzesiyle yeniden çöl bedevisine dönecekler. Trump'a ödedikleri haraçları kesecekler!
Yani tarihte İran Bizans imparatorunu yakalayıp altın eriyiği yutturmuş bir millettir. O kadar toprak ve zenginlik gözünü doyuramadı, gel seni petrolle doyurayım!
Kısacası Trump İran'a saldırmaya cesaret edemedi! Çünkü İran her şeye rağmen hamlesi öngörülemeyen bir ülkedir. Öngörülemediği için hâlâ tehdit durumunda.
Ha bu şu demek değildir. Amerika İran'a saldırmadı diye mollalar Tahran'da koltuklarında rahatça oturmaya devam edecekler. İran'ın her açıdan ciddi reformlara ihtiyacı var. Türkiye İran'ın bu dönüşümüne ve Batı ile dengeli bir ilişki kurmasına yardımcı olabilir. Ankara'nın siyasi tarihinde bu türden tecrübe ziyadesiyle mevcuttur.
Siyasal İslamcıların çeyrek asırlık iktidarlarında ülkeye olan aidiyet duygumuzu yitirdik.
Gururumuz o kadar çok çiğnendi ki, artık hiçbir şeyi gurur meselesi yapacak durumda değiliz.
O kadar çok ötekileştirildik, aşağılandık, yok sayıldık ki, artık bir çoğumuz bu ülkedeki hiçbir şeyi sahiplenme gereği duymuyoruz.
Sürekli korkutulup bastırıldığımızdan bu ülkeye dair gerçek düşüncelerimizi söylemekten çekinir olduk.
O kadar çok felâket yaşadık ki, artık daha kötüsü ne olabilir diye merak etmiyoruz bile.
Ruhunu mahkeme kararlarıyla imha ettiğiniz bir milletten ülkesi için kahramanlık yapmasını bekleyemezsiniz.
Onun için Dücane'nin ısmarlama hamaset nutukları umurumuzda değil.
Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder