20 Temmuz 2025 Pazar

GELENEK ÖLÜLERİN YAŞAYAN DİNİ; MODERNLİK İSE YAŞAYANLARIN ÖLÜ DİNİ – 104

Türkiye’de aydınlar, yazarlar hayalci ilkokul müfredatında takılı kalanlarla dünyanın katı gerçekleri karşısında dağılanlar diye ikiye ayrılıyor. Yazar Nihat Genç ilkokul müfredatıyla ülkenin meselelerini göğüslemeye çalışırken savrulmuş ve hayli hırpalanmıştı. Bunu sahipsiz Karadeniz öksüzlüğüyle yapmaya çalışırken de sağlığından oldu. Keşke politikanın o sathi yüzeyinde netice vermeyecek fuzuli şeylerde nefes tüketmek yerine kalıcı olan edebiyatta daha çok çaba göstermiş olsaydı. Kendisine acil şifalar diliyoruz.

Yeni başlayanlar için Metin Kondel aforizmalarına giriş babında; özünde düşünmekten, hayal etmekten korkmamayı öğretir. Hiçbir aforizmam –okuyanlar bilir— sizin katılmanız ve onaylamanız için yazılmaz. Ama size ısrarla böyle de bakılabilir, hatta sizi o fikrin ötesinde düşünmeye kışkırtmayı amaçlar. Bazı zamanlarda bir fikrin aksi bir şey yazdığımız da olur. Ama çoğu kontrolümde planlı şeylerdir. Meselâ Suriye’de rejim değişikliğinin ilk etaptaki sonuçları Suriyeliler için gayet müspetti. Orada Suriye halkının iradesi üzerinde bir iktidarın bahsi ya da kuyruğun Siyonistlere kaptırılması bahsi diğer bir aşamaydı. Yani ben Trump’tan Ortadoğu’ya demokrasi isteyecek kadar bunamadım çok şükür. İşin içinde olma ihtimali yüksek bir şeyin çerçevesi ve tabii ki ironi mevcuttur. Aforizmalarımı resmi gazeteden ayıran şey de budur.
Tabii ki mazlum Filistin halkının intikamı niyetine Siyonistlerin kalbine düşen her füzede ziyadesiyle Şiiydik! Calut’a taş isabet ettirebilenin uyruğu, dini, mezhebi, meşrebi, ideolojisi benim aklımın köşesinden geçen bir şey değildir. Bu insanlık duruşunda bir komünist kadar komünist, bir Zerdüşt kadar Zerdüşt, bir Budist kadar da Budist’im. Nihayetinde hepsini üstünde bir Müslüman’ım. Siyonizm karşıtı mert bir Zerdüşt olmak ikiyüzlü bir Sünni olmaktan çok daha iyidir.
Tamam diyelim ki bu ucuz bir Pers tiyatrosuydu. Hani sizin tiyatronuz nerede? Buna Fars öpücüğü diyoruz işte!

Bir zamanlar Kemalistler “Mollalar İran’a!” diye slogan atıp, sağa sola heykel dikerken meğerse Mollalar uzun menzilli füze üretiyormuş. Keşke o zamanlar kendileri İran’a gitseymişler, şimdiye çoktan nükleer füze yapmıştık!
Müslümanlar geri kaldılar, bilim, film, kültür vs. üretemiyorlar, diyorlar. İran sinemanın en özgününü üretiyor, olmuyor. Zenginleştirilmiş uranyum üretiyor, tesislerini bombalıyorlar. Demek ki modern görünümlü bu barbarlara karşı sadece Müslüman olmak yeterli gelmiyor, nükleer Müslüman olmak gerekiyormuş. Her iki rekâtta selam verip küffara nükleer başlıklı füze fırlatmak gerekiyormuş! Abartalım biraz.
Son gelişmeler karşısında Türkiye’deki bütün Sünni cemaatlerin, tarikatların sessiz riyakârlığı hayranlık uyandırıcı! Allah onları tuhaf zamanlarda yaratmış.
Kimseye söylemeyin, bizim nükleer başlıklarımız 1001 odalı sarayın mahzeninde. Benden duymadınız. Söz bizdeki Şalot Malotların!

Bir mukayese yapmak gerekirse;
İran 90 milyon nüfusa sahip köklü bir tarihi devlet yönetme becerisi olan bir ülke.
İsrail 9 milyon nüfusa sahip bir İngilizlerin öncülüğünde kurulmuş garnizon bir ülke.
İran’ın nüfusu birçok etnik kökenden gelen insanlardan oluşuyor.
İsrail ise Rusya, Polonya, Macar, Amerika, Etiyopya gibi ülkelerden toplama bir yapıya sahip.
İran dini demokrasisi mollalardan ılımlı bir molla seçme üzerine kurulmuş durumda.
İsrail’in demokrasisi ise Siyonistlerden en azılı Siyonist’i seçme üzerine kurulmuş.
İran yıllardan beri Amerika’nın ve Batı’nın ağır ambargolarıyla boğuşuyor.
İsrail ise başta Amerika olmak üzere Batı’nın askeri, ekonomik ve siyasi desteği ile büyüyor.
İran’ın en büyük destekçisi durumundaki Rusya Ukrayna bataklığına saplanmış durumda.
İsrail’in en büyük destekçisi Amerika ise Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini henüz sağmış durumda.
İran bölgedeki Siyonist yayılmacılığını Hamas, Hizbullah, Suriye ve Yemen’de Husiler üzerinden bloke etmeye çalışıyordu.
İsrail ise Siyonist yayılmacılığını söz konusu yapıları yıkarak bölge ülkelerinin yönetimlerini satın alarak ilerletmeye çalışıyor.
İran zenginleştirmeye çalıştığı Uranyumu uzun menzilli füzelere uyarlayarak caydırıcı bir silah olarak kullanmayı planlıyor.
İsrail ise sahip olduğu nükleer silahı askeri azgınlığı için bir koz olarak kullanıyor.
İran’ın etrafındaki ülkeler Amerikan üsleriyle kuşatılmış durumda.
İsrail’in etrafındaki ülkelerin yönetimleri ise Amerikan yönetimlerince satın alınmış durumda.
İran neredeyse tüm dünyaya karşı, Filistin üzerinden insanlığın sesi ve vicdanı durumunda.
İsrail ise Gazze’de yaptığı barbarlığa sessiz kalan Batı medeniyetinin şeytanlaşmış hali durumunda.
İran hem masada hem de bölgede sürekli savunma yapan taraf durumunda.
İsrail ise hem masada hem de sahada sürekli saldıran taraf durumunda.
İran Tel Aviv’i ve Hayfa’yı vurarak İsrail’in yenilmez bir devlet olmadığını tüm dünyaya gösterdi.
İsrail ise hamisi Amerika ve bölgedeki gizli destekçileri olmadan nasıl bir belaya bulaştığını seziyor olmalı.
İran’ın arkasında Sünni Müslümanların desteği yok!
İsrail’in arkasında ise Azerbaycan, Hindistan, cübbeli züppeler dâhil yığınla mendebur var.

İsrail’in bölgedeki saldırganlığıyla nasıl baş edeceğiz. Bu kafayla gidersek imkânsız gibi bir şey bu.
İsrail’in cumhurbaşkanı Şimon Perez’i mecliste konuşturdular.
Türkiye’yi yönetenler alenen BOP eş başkanı olduğunu söylediler.
İsrail devlet başkanı Yitzhak Herzog’u ponponlu tören eşekleriyle saraylarda ağırladılar.
Diğer yorumlar arşivlerde duruyor.
Amerika’nın Irak’ı işgaline onay verdiler.
Suriye’deki iç savaşta taraf oldular. Bölgedeki demografiyi bozdular.
Libya’nın dağılmasında rol oynadılar.
Mısır’daki iktidar değişikliğini yanlış yönlendirdiler.
Mavi Marmara tiyatrosuyla Hamas’ı siyasi ve askeri açıdan gerilettiler.
Bizdeki Sünni ulema da Siyonist İsrail’in bölgedeki yayılmacılığını bloke eden İran, Suriye, Hizbullah, Hamas ve Husilere lanet okudu.
En son Suriye’deki yönetimi devirip ne idüğü belirsiz bir adamı devlet başkanı yaptılar.
İnkâr etmelerine rağmen İsrail ile siyasi ve ekonomik ilişkileri sürdürmeye devam ettiler.
Gazze konusunda hiçbir şey yapmadılar; yapıyormuş gibi de görünmediler.
Romantik Şam manzarasına bakıp kahve keyfi yaparlarken İsrail İran’a saldırdı.
Böylece içerideki Kürt açılımının, karşılıklı yumuşamanın sebebi de belli oldu.
Yani Türkiye’deki iktidar bölgede yapıp ettikleriyle şimdiki durumun gerçek mimarı oldu.
Kürecik bir Amerikan üssü değildir. Siyonistlerin hava güvenliğini sağlayan kritik bir yerdir.
Şimdi bu noktada İsrail’in olası bir saldırısına karşı nasıl karşı konulabilir.
Türkiye’deki iktisadi krizi geçtik, demografisi tümden değişmiş durumda.
Iraklısı, Suriyelisi, Afgan’ı, Afrikalısı, İranlısı, Arap’ı her tarafta cirit atıyor. Kaldı ki biz daha içimizdeki Kürtlerin sosyo-politik entegrasyonunu tamamlayamadık.
Siyasal açıdan birbirinden nefret eden iki farklı blok söz konusu. Ve son yıllarda bu nefret iktidarda kalma kaygısıyla olabildiğince derinleştirildi.
Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçmiş, anayasanın dışına çıkmış, tüm muhalefeti hukuk dışı yollarla bastırmış arızî bir iktidar var ülkede.
Dahası çok daha tehlikeli bir durum söz konusu. Ülkedeki bazı bakanlıklar cemaatler, tarikatlar, siyasal klikler arasında bölüştürülmüş durumda.
Bu çarpık yapının oluşmasına sebep olan bir iktidarı eleştirdiğimiz için de hakkımızda açılan davaların, soruşturmaların haddi hesabı yok.
Maalesef yanlış dış politikayla Ortadoğu’yu kaosa sürükleyen ülkelerin başında Türkiye geliyor.
Türkiye kendi siyasî ve sosyo-psikolojik yapısını Ortadoğu’da yarattığı aktüel kaostan en fazla etkileyebilecek bir kıvama getirdi.
Siyonistlerin sizi mağlup etmesi için kendi siyasal istikbaliniz için bozduğunuz sosyo-politik yapıdan sadece bir tuğla çekmeleri yeterli olacaktır.

Neden savaşlar hep Ortadoğu’da oluyor, diye soruyor. Belli ki modern dünyada olup bitenleri insanlık tarihi üzerinden okuyamıyor. Neden olmasın ki… İnsanın kutsalla göbek bağı tam da bu coğrafyada kopuyor. Batı Medeniyeti bazen gizli bazen de açık bir fail olarak savaşlarla ambargolarla bu kopuşu zorluyor. Kadim olan her şeyin kökünü kazımak, onu menşeinden kopartıp işine yarar bir şekilde dönüştürme ve kendisine köle yapma derdinde. Türklerin Kürtlere izah edemediği şeyin özeti bu.
Bunu görmek için azıcık tarih, coğrafya bilmek yeterli! Modern barbarlığın zokasını yutanlar ise neden bütün peygamberler hep Ortadoğu’ya geldi de Paris’e, Washington’a, Sydney’e gelmedi, diye soruyorlar. Şimdi ta en baştan itibaren dünyanın, dinlerin, medeniyetlerin, imparatorlukların, modern devletlerin nasıl teşekkül ettiğini tek tek anlatmak gerekir ki, çok uzun iş! Beyin kıvrımları filtrelenmemiş modern kavramlarla geometrik bir hal almış. Sizin anlayacağınız tababet ilmine giriyor. O köşeli nöronlarla anlamaları da zor!
Ama şu kadarını izah etmeye çalışayım. Nasıl ki, Rusluğun yaldızını biraz kazıyınca altından çekilmez bir Kazaklık çıkıyor, Batı Medeniyetinin de yaldızını kazıyınca altından önce Hıristiyanlık sonra Yehudalık çıkıyor. Onun da çekirdeğinden Siyonizm adlı 4000 yıllık bir mikrop çıkıyor. Biz bunu 90’lı yıllarda henüz bir üniversite talebesiyken millete anlattığımızda şizofren muamelesi görüyorduk. Bugün ise dünya bu gerçeği her sahada yaşayarak görüyor.

Ne kadar ilginç değil mi? İran cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Türkçe bir şiirle Amerika’ya verdiği cevap aslında Doğu erdeminin dünyayı yutma konusunda kararlı Batı medeniyetine meydan okuyuşu türünden tarihi bir cevaptı.
Geçme namert köprüsünden
Koy aparsın sel seni
Yatma tilki tarlasında
Koy yesin aslan seni
Yani azgın Siyonistlerin Filistin’de, Ortadoğu’da yaptığı barbarlıklara göz yumup zillet içinde yaşamaktansa insanlığın onuru ve şerefi adına bu barbarlara karşı durmanın çilesine talibiz. Bilmem Siyonistlerle ticareti sürdürenler bu tarihi sözlerden utanıp bir ibret alırlar mı?


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

Hiç yorum yok: