Bu ülkede fikir derç etmek külfetli bir iş. Hele bir de benim gibi Oflu cesaretiyle yazmak epeyce masraflı bir iş. Hocam, girme o konulara, yazma diyorlar bana. Bu insan olmayı bırak, demek gibi bir şey benim için. Ülkene sahip çıkma, demekle aynı şey. Bırak politikacılar ülkeyi köleleştirsin, sen karışma. Eh öyle olamayacağımız için yazıyoruz. Yazarken de haliyle hislerimize yenik düştüğümüz kelimeler oluyor. 80.000 aforizma ve analizde 8-9 adet. Yani politikacılar, toplumun önüne çıkmış kerameti kendinden menkul aydınsı tipler. Onlar topluma karşı her türlü sözü söyleyebiliyor, yalanı iftirayı atıyor. Siz aynı şekilde karşılık verdiğinizde sizi hemen dava edip cezalandırıyorlar. Ve size bir şey söyleyeyim mi, yargılamıyorlar, direkt ceza veriyorlar. Ya bakın, şaka değil söylediğim, SS subayı davasında beni savcı yargıladı, hakim değil!
Şimdi gül gibi bir davamız daha oldu! Açan kişi; Muhammed Ali Fatih Erbakan! İsme bakıyorsun; ağır siklet boks şampiyonu gibi başlıyor. 200 şehir fethetmiş padişah gibi devam ediyor. Ve yüksek mühendis ve mücahit Erbakan gibi de bitiriyor. Bir yanıyla Şehzade oğlan gibi. Yani Osmanlı devri olsaydı benim kelle gitmişti. "Tiz elden kellesi vurula!" Nereden nereye geldik! MGV için çay ambarlarında aç susuz çay toplamaktan, Şevki Yılmaz mitingi için pankart yazmaktan, Ulucami aclusundaki gösteride polis copuyla parmağı kırılmaktan, Uludağ Üniversitesi mescidi önünde dört yıl bildiri dağıtmaktan vs. bu günlere. Demek ki başımızdan Milli Görüş geçiyor.
Ne demişiz Fatih Erbakan'a! Saadet Partisi'nin genel merkezini çaldın. Parti Milli Görüşçülerindir, babasının oğlu diye geçinenlerin değil. Bu kafayla gidersen ileride seni çok fena edecekler. Böğürtünü her yerden duyacağız. Bizde köpeğin hatırı olmasa da köpeğin sahibinin hatırı var, demiştik. Belli ki Fatih bunu nefis yapmış. Ya da partiden çaldıkları suyunu çekti, para lazım ona. Yani avukat vekaletinin üçte birini istiyor Fatih! Bu yazılar, açılan davalar ileride siyaset yapılırken bazı karakterlerin ve karaktersizlerin teşhisinde belge olarak arşivlerde yerini alacaktır. Kimse boş sözle siyasetten rol kapmaya çalışmasın. Bu iktidarla ve Milli Görüş hareketine tebelleş olmuş sahtekârlarla dava sürtüşmeleriniz esas alınacaktır.
Bu itibarla, daha önceki hukuk davalarımızda bize yardımcı olmuş arkadaşları dışarıda tutarak, durumu müsait olanların işin maddi kısmında Av. Veysel İlhan ile irtibat kurmalarını istirham ediyorum. Biz bu ülkede onurlu insanlar, feraset ehli Müslümanlar ve de talana bulaşmamış Milli Görüşçüler olarak duruşumuzun bedelini ödemeye razıyız. Bu ülkede Müslüman olmanın çilesi bizim zorumuza gitmiyor. Zorlarına gidenler düşünsün. Şöyle de düşünebiliriz. Rahmetli Erbakan'ın hayırsız bir evladı vardı, yolsuz kaldı, ona ufak bir teberrüde bulunuyoruz. Dedik ya ol şeyin hatırı olmayabilir ama sahibinin hala hatırı var bizde.
"Devleti size tanıtacağız!" diyor bazı Falanjistler sosyal medyada! "Devleti size tanıtacağız!" Nemrut'un itaat bekleyen balbalları gibi. Kan içme vakti gelmiş III. Vlad gibi konuşuyor. "Devleti size tanıtacağız!" Aslında Falanjist'in burada devlet dediği şey kollektif bir hukukun üzerine inşa edilmiş üesses bir düzen değil. Falanjistin kafasındaki devlet bir tür Drakula keyfiyeti. İçinde Kurtlar İmparatorluğu var. Üretime çöreklenmiş mafya düzeni var. Hırsız, yalancı politikacılar var. Cemaat tarikat zırcahilleri var. Halkın sağlığına tarımına göz dikmiş küresel işbirlikçileri var. Ama o devlette herkesi bağlayan anayasa yok, alt kanunlar yok. Bağımsız yargı yok, bağımsız medya yok, özerk akademi yok. İktidarı denetleyen meclis yok. Devletin diğer bağımsız kurumları yok. Falanjistin bize tanıtmayı düşündüğü devlette tek adam hariç kimsenin söz hakkı yok. Muhalif partilere yer yok. Ama eşkıya ile müzakereye yer var. O devlette insan olana yer yok, katillere, tecavüzcülere, iktidar yalakalarına, meczuplara, cahillere, muhterislere yer var. Bu kindar Falanjist'i önce bir hukukla tanıştırmak lazım. Sonra hayatın uyulması gereken basit ahlak yasalarıyla tanıştırmak lazım. Bu aşağılık Falanjist şarlatana şartlar oluştuğunda her insanın İmam Rabbani ile İblis aleyhillane arasındaki bütün makamlara çıkabilecek bir varlık olduğunu, hatta sizdeki Allahsızlık ve imansızlık düzeyini solda sıfır bırakacak birçok insanın var olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Asıl biz sizin devletin kurumlarının, kanunların arkasına saklanarak yaptığınız çeyrek asırlık hırsızlığı, arsızlığı hukukla tanıştıracağız. Size hukuk nedir, mahkeme nedir, bir ülkede iktidar olmak size her şeyi yapma ve söyleme hakkını vermediğini öğreteceğiz. Artı asıl biz size devlet ve hukuk denilen soğukluğu öğreteceğiz.
AKP iktidarı devrinde CHP'nin başına gelenler hakkında;
Nasıl ki sosyolojide "Katı olan her şey buharlaşıyor!" kuralı var, aynı şekilde günümüzde Sovyetik olan her şey de parçalanıyor, prensibi geçerli. Yani geçen yüzyılın imparatorluklar sonrası ölçekli yapıları, ideolojik katılığı olan her şeyi dünyadaki küresel sistem kendi kavramlarıyla, yöntemleriyle öğütüp tuzla buz ediyor.
Kuşkusuz CHP Türk siyasetinde hâlâ en katı ideolojik yapıya sahip bir parti durumunda. CHP ülke ile ilgili köklü meselelerin çözümüne dair siyasi vizyona sahip olmaktan ziyade ülkeye ideolojik patronluk yapma eğiliminde olmuştur hep. Eh haliyle günümüz dünyasının sosyo-politik gerçekleri bu türden bir siyasî hergeleliğe müsaade etmiyor. CHP, ülkenin meselelerini sahiplenip siyaset yapmakla, ideolojik patronlukla siyaset esnaflığı yapmak arasındaki o ince çizgiyi kavrayamadı, kavrayacağa da benzemiyor.
Dolayısıyla nasıl ki Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ona bağlı bir dizi askeri ve iktisadi kurulup dağıldı, aynı şekilde 2000'lerin başında ülkedeki KİT'ler özelleştirildi. Ülkenin diğer kurumları yapısal olarak dönüştürüldü, siyasî partiler küresel düzene sorun çıkarmayacak şekilde çeşitli operasyonlarla dizayn edildi. Aynı şekilde CHP de bu küresel paradigmadan parçalanarak nasibini alıyor.
Buna sebep CHP ülkenin yekûnunu sahiplenerek siyaset üretemiyor. Siyaseti iktidarın yaptıklarına yüzeysel reaksiyonlardan ibaret. Siyasal İslamcı iktidar CHP'yi rahatça kavgaya çekebiliyor. Oysa uzun vadede CHP'ye lazım olan strateji ile muhalif toplum adına siyaset üretmek olmalıydı. Kaldı ki CHP yapısal olarak kliklerden oluşuyor ve parti içi çekişmelerin en sert olduğu parti hüviyetinde. Dolaysıyla iktidar CHP üzerinde kurduğu baskıyla hem ülkede tesis ettiği rejimi sertleştiriyor, hem de kendisine sadakat konusunda şüpheye düşen seçmenini konsolide etmiş oluyor.
Terörsüz Türkiye umuduyla masaya oturanlara sadece terörsüz Türkiye değil, aynı zamanda demokrasi olmayan bir Türkiye arzu ettiğini ima ediyor. Roma İmparatorluğu'nun böl ve yönet prensibi gereği CHP'yi bölmeye iktidarına uyumlu bir yapıya dönüştürmeyi planlıyor.
MHP'yi iktidara verdiği destekle bitirdi. İyi Parti'yi yeni Anayasa için ikna etmesi mümkün değil. CHP'yi parçalayıp işine yarayacak bir yapıya dönüştürmesi en mantıklı olanı. Bu vetirede DEM'i de oyalıyor. Ülke siyasetindeki umumi manzara şimdilik bundan ibaret.
Siyasal yozlaşmaya paralel olarak toplumda yaşanan çürüme ve ahlaki çözülmeye dair.
Cemil Meriç'in sözüydü. "Her toplum bir kitaba dayanır." Bu kitap ya ahlaki ilkeleri ihtiva eden kutsal bir kitaptır, ya da İngilizlerin Magna Carta'sı gibi hukuki niteliği olan bir toplum sözleşmesidir. Fransız düşünür Jean Jacques Rousseau'nun modern toplumların temelini oluşturan esas şeyin Toplum Sözleşmesi olduğunu belirttiği gibi. Bir de toplumların dayandığı kutsal kitapların, yasaların koyduğu kuralların gerçek hayatta neye tekabül ettiği hususun incelenmesi bahsi vardır. Yani toplumlara nizam veren yasaların da bir ruhu vardır. Bu bahiste yine Fransız düşünür Baron De Montesque'nun Kanunların Ruhu Üzerine adlı eseri okumaya değerdir. Ve tabii ki bir klasik olarak Eflatun'un Devlet'i.
Bir de XIV. Luis Le Grand'ın (Büyük Luis) söylediği "Devlet benim!" sözü var. Yani kanun koyucu benim! İşte bu söze bir tahdit koyup oluşturulan düzen bugünkü modern devlettir. Yani her şeyin kanunla, kuralla belirlendiği, hiçbir sınıfa, kişiye, zümreye imtiyaz tanınmadığı bir düzen. İşin bu kısmı ideal olanı. Ama iş o ideal kanunları, yasaları bir toplumda uygulamaya geldiğinde durum değişiyor. Ortaya politikacıların kanunların, yasaların arkasına saklanarak bir toplumu istismar etmesine, o toplumda yaşayan insanların da kendi nüfuz alanlarında politikacılar gibi ahlaksızlaşarak insanları istismar etmesine sebep olur.
Yani halktan devleti yönetme vekâleti alan politikacılar ilk iş olarak yalan konuşmaya ve hırsızlık yapmaya başlarlar. Bu şekilde hukuka dayalı toplumsal düzeni zayıflatırlar. İktidarda yapıp ettikleriyle halka kötü örnek olurlar. Kendilerini ve yakınlarını kanunların üzerinde görmeye başlarlar. Toplumun dibinde savunmasız kalan halk ise bu keyfi yapıda çürümeye başlar. İktidar yozlaştıkça idare ettiği toplumu çürütür. Bu fasit daire iktidardakilerin beden ve ruh olarak obezleşmesine aşağıdakilerin ise demiri kemiren aç farelere dönüşmesine sebep olur. İşte o aç fareler Nepal örneğinde olduğu gibi gözünü kararttığında ne Budist öğretisi, ne anayasa, ne devlet, ne iktidar, ne polis tanır. Hepsini alaşağı eder. İşte çeyrek asırlık siyasal İslamcıların yasa tanımazlıkları toplumun diğer kesimlerinin de ahlaki açıdan çürümesine sebep oldu. Bugün toplumda cinayet, hırsızlık, ahlaksızlık gırla gidiyor. Bu ahlaki çöküş bir noktadan sonra tanrıyı bile tanımaz noktaya gelir. Ve ondan sonra da Nepal'deki gibi olanlar olur.
Cuma hutbesi niyetine!
Ne kadar ilginç bir durum değil mi? İktidar devlet sistemini tüm kurumlarıyla bir örümcek ağı gibi kullanıyorlar. Başlangıçta kurbanın o ağlara takılıp çırpınmasına müsaade ediyorlar. Ağa takılan kurban çırpındıkça titreşimlerle merkezdeki örümceğe panik sinyali gönderiyor. Merkezdeki örümcek titreşimlerin şiddetinden kurbanın büyüklüğü ve ruh haliyle ilgili bilgi sahibi oluyor. Ama tarantula buna aldırmıyor, uyumaya devam ediyor. Çünkü nihayetinde yutulacak kurbanın biraz daha büyüyüp semizlemesine göz yumuluyor. Gittikçe büyüyen kurban bulaştığı ağları yırtıp kaçmaya çalıştığı fark edildiğinde ağın merkezdeki örümcek hızla harekete geçiyor. Ve ağdan kurtulmaya çalışan kurbanını yakalayıp yutuyor. Can Holding örneğinde olduğu gibi ekonomide, medyada, ticarette kurulmuş bu örümcek ağları zamanı geldiğinde kurbanlarına hiç acımıyor.
Oysa o tarantulanın yerinde ne olması lazımdı? Anayasa, ceza yasaları, kamu hukukundan, kendi vatandaşının iktisadî refahından sorumlu bir iktidar! O kanun ağına takılan suçluyu daha ilk titreşimde yakalayıp mahkemeye çıkarması lazımdı. Yasadışı kazancına el koyup gerekli işlemleri yapması gerekirdi. İşte bizdeki örümcek ağının merkezinde tarantula olduğu için kanunun yaptırım gücünü, devletin otoritesini kullanıp kendileri ve yandaşları için büyük servetlere çeviriyor. O tarantulanın yerine kanunu, mahkemeyi koyduğunuzda ise kazanan devlet dolayısıyla halkın iktisadî refahı oluyor. Öteden beri izah etmeye çalıştığımız şeyin özeti budur.
Vladimir İlyiç Lenin'e atfedilmiş bir sözdür. "Hiçbir şeyin gerçekleşmediği on yıllar ve on yılların gerçekleştiği haftalar vardır."
Yani bir ülkede on yıllar on yıllar sadece merkezdeki bir eylemi, ülkeyi talan etmeyi, daha doğrusu tek bir eylem diğer eylemleri öğüterek geçer. Merkezdeki bu eylem kendisini taklit eden her sözü her eylemi öğütüp sosyolojik açıdan işe yaramaz bir posaya çevirdiğinde artık o toplum başka bir aşamaya geçer.
Sonraki süreçte ise kısa bir zaman diliminde bütün o önceki taklit eylemlerden çok daha farklı bir şey olur. Ve o kısa zaman içinde yaşanan gelişmeler bütün eylemlerin akışını değiştirir. Yani sosyo-politik akışa makas kırdırır. Artık toplum bambaşka bir yerdedir. Türkiye'deki toplumsal çürümenin boyutuna bakılırsa o aşamanın eşiğindeyiz. Siyasal İslamcıların çeyrek asırlık iktidarında ülkede hiçbir şey yaşanmadı. Daha doğrusu hep aynı şeyler yaşandı. Şimdi bu kalkerleşmiş yapının tümden çöküp kısa zamanda çok daha farklı şeylerin yaşanma zamanı.
Günümüzde dünyada olup biten şeylere karşı herhangi bir hattı müdafaa yapamıyoruz. Çünkü ortada müdafaa edilecek bir hat mevcut değildir. Sathı müdafaa da yapamıyoruz. Çünkü o sathın içinde NATO üsleri ve Kanadalı altın şirketlerinin bilumum maden ocakları mevcuttur. Binaenaleyh hiç kimseye karşı bir harp açma ve onunla harp etme durumunda değiliz. Bu durumda ortaya Filistinliler gibi nefsi müdafaa etme hali çıkıyor. Yani Müslümanlar olarak Gazze'de olduğu gibi sadece nefsi müdafaa etme durumundayız. İçinde bulunduğumuz şartlar itibarıyla Gazze'de Siyonistlerce katledilen Filistinlilere hiçbir şatta yardım edemiyoruz. Büyük bir acizlik içinde ve de utançla yaşamaya devam ediyoruz. Bu bahiste söylediğimiz sözlerin bu ülkedeki ekâbir takımının indinde zerre miskal bir kıymeti harbiyesi yok. Çeyrek asırdır ülkeyi yöneten siyasal İslamcı iktidara karşı söz söyleyecek, onların keyfi icraatlarını eleştirecek, onları protesto edecek cesareti de kaybetmek üzereyiz. Zira onlar kendilerini ülkenin mutlak sahibi görme mesabesindeler. Bu durumda Müslüman ahalinin her seçim zamanında maslahat olarak verdiği siyasî vekâlet tümden zayi olmuş durumda. Dediğim gibi geriye sadece insanın onuruna, şerefine, fiziksel varlığına müdahale edildiğinde verdiği reaksiyon olarak sadece nefsi müdafaa kalıyor. İktidarın kuyruğuna takılmış eşhas tarafından zekâmıza hakaret edildiğinde, onurumuza dokunulduğunda, bize kastedildiğinde nefsi müdafaada bulunuyoruz. Bu da hukukta insanın kendini savunma yönteminin en güdüsel halidir. Kısacası Siyonist barbarlığın küresel sistemi esir aldığı bir dünyada, siyasal İslamcıların ülkeyi mutlak otoriteyle yönettiği bir zamanda çaresizce nefsi müdafaa etme durumundayız.
Ekonominin kötüsü yoktur aslında. Sadece bir ülke ekonomisinde istatistiki anlamda yaşam koşulları kötüleşmiş insanların çoğunluğu söz konusudur. Ekonomiyi kötü kılan esas şey iktidarların o ülkede üretilen mal ve hizmetlerin milli gelir dağılımı üzerinden adil bir şekilde paylaşılmıyor oluşudur. Bu açıdan bakıldığında iktidara eklemlenmiş dar bir kesimin ekonomisi gayet iyidir. Ama iktidarın dışında kalan geniş halk kitlelerinin - asgari ücretle çalışan işçilerin, emeklilerin, çiftçilerin - ekonomisi gelir düzeyi bakımından açlık sınırının altındadır.
Türkiye'de ekonominin kötü yönetiliyor olmasının yan ısıra yapısal olarak da Türk ekonomisi sorunludur. Türkiye'nin sanayisi teknolojik açıdan kendisini yenileyemediği için felçlidir. Tarım ve hayvancılığı bitme noktasına gelmiştir. Ülkedeki hukuk sistemi siyasallaştığından yabancı yatırımcı için Türkiye hayli riskli bir yerdir. Buraya kadar işin görünen kısmı, bu işin bir de görünmeyen kısmı var.
Uzmanlara göre ülkedeki yaklaşık 800 milyar dolarlık yatırımın 200 milyar doları siyaset bürokrasisi tarafından çalınmış. Ve İngiltere'de emlak, Katar, Malezya ve Singapur'daki banka hesaplarına yatırılmış. Bu devasa para yabancı sermaye adı altında Türkiye'deki mali sistemde aklanmaya çalışılıyor. Dünyadaki uyuşturucudan, yasadışı bahisten, silah ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paranın en rahat mali sisteme sokulabildiği ülke Türkiye'dir. Dolayısıyla Türkiye'de kara para aklamaktan kaynaklanan ayrı bir enflasyon mevcuttur.
Yani ülkede üretilen mal ve hizmetlerin 86 milyon nüfusa arzıyla ortaya bir fiyat çıkıyor. Ama piyasada Merkez Bankasının sürdüğü paradan çok daha fazlası var. Bu durumda senin hukuk içinde kazandığın paranın değeri düşüyor. Çünkü gayrimeşrudan para kazanan da senin talip olduğun otomobile, daireye, mala, hizmete talip. Kısacası Türkiye'deki ekonominin kötü oluşu siyaset kurumunun sistemi istismarıyla alakalıdır. Daha ekonominin yapısal meselelerine gelemeden ekonomi sulandırılıyor. Dışarıdan anormal miktarda kara para sisteme giriyor ve 85 milyon insanın iktisadî hukukunu sulandırıyor. Üretim, planlama, ekonomiyi dünyadaki değişime göre dönüştürme gibi bir dertleri yok. Bunlar özünde aç gözlü Anadolu çolphanları. İçeride yapılacak üretimi ve ekonominin meşruiyetini korumak yerine dışarıdan gelen kara parayı sisteme sokup vatandaşlarını refahını mafya ile talan etmeyi devlet yönetmek zanneden çolphanlar bunlar.
Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder