27 Ekim 2025 Pazartesi

ŞİİLER TEL AVİV'İ VURANA KADAR SÜNNİLER İSRAİL'İ TANRI ZANNEDİYORDU - 103

Sumud filosunun Filistin'e destek amacıyla Akdeniz'de yürütmekte olduğu vicdan seferine dair...
Evvelemirde geçmiş yıllarda Mavi Marmara olayında yaşananları hatırladığımızda bu türden teşebbüslere mecburen mesafeli yaklaşıyoruz.
Yahu kırk kere söyledik, İsrail vicdani ve insani teşebbüslerden anlamaz. Onlara Sumud'un vicdan filosunu değil Saddam Hüseyin gibi Scud füzesi yollamak lazım. Ama nerede 1.5 milyarlık İslâm dünyasında o babayiğit! Hepsi Beyaz Saray'ın hizmetkârı olup çıkmış.
Mavi Marmara'da siyasal İslamcıların milletvekilleri gemileri Kıbrıs limanında terk etmişlerdi. Ardından gemilerin gönderine Komor Adaları bandırası çekilmişti.
Gemide her türden insan vardı. Nuh'un gemisi gibiydi yani. İşte o gemide 10 Türk seçilerek katledildi. O 10 Türk de halis muhlis Milli Görüş neferiydi.
Demek ki Ahmet Davutoğlu'nun başbakanlığındaki memurlar gemideki Milli Görüşçüleri cephe ve profil fotoğraflarıyla İsrailli diplomatlara rapor etmiş.
Çünkü bunların Müslümanlığı karınları acıkana kadardır. Sonrasında hemen helvayı yerler. Karınları doyunca da Müslüman olduklarını inkâr ederler.
Gelelim tekrar Sumud'a. Bu filo Türkiye'den kalkmadı. Sorumluluk bunlarda değil yani.
Tee Mağrip'ten kalktı. Başlarda Saadet Partisi milletvekilleri de kafiledeydi. Uzun süre bekletildiler. Sonra bu milletvekillerinin filoyla yola çıkmasına müsaade edilmedi.
Nedeni şudur. İsrail'in olası askeri müdahalesinde Türkiye meclisinden bir milletvekili ölürse bu uluslararası alanda ciddi bir krize dönüşür. Türkiye ve AB İsrail'e karşı mecburen askeri ve diplomatik adım atmak zorunda kalır.
İsrail Gazze'de gazeteci, doktor, insani yardım mensubu Amerikalı öldürdü, Türk öldürdü, Arap öldürdü, Avrupalı, Uzak Doğulu öldürdü. Hiçbir şey olmadı. Filistin bir devlet sayılmadığından onun vatandaşlarının ya da temsilcilerinin öldürülmesinin uluslararası hukukta bir tanımı yok!
Ama Akdeniz'de bir Türk siyasetçiye zarar verir ya da öldürürse bu Avrupa ve dünyada diplomasinin teyakkuza geçmesi anlamına gelir. Yani bir siyasetçiye dokunduğunuzda dünya siyaseti bunu bir tehdit olarak algılar.
Yıllardan beri Türk halkının zihninde bir İsrail melaneti konusu var. Mavi Marmara ile bu Türkiye'de siyaseten bir sinerjiye ve de endüstriye çevrilmişti.
Şimdi aynı zihin ağırlığı hem ülkede hem de dünyada fazlasıyla mevcut. İşin içinde okuldan kaçmış uluslararası aktivist Greta Thunberg de var ama İHH'nın eski başkanı Bülent Yıldırım yok. Yani bütün siyasal İslamcıları toplasan Greta kadar erkek değiller. Varın işin ciddiyetini anlayın.
Bu işe Gazze'ye ve Filistin'e destek vermek için halisane yola çıkanların niyetine sözüm yok. Lakin perde arkasından bu işleri organize edenler onları İsrail'e satıyor ve ortadan kayboluyor.
Kaybolma şekli de şudur. Kameralar önüne çıkıp İsrail'in uluslararası sulardaki saldırganlığı ile ilgili açıklama yapıyorlar. Cumhuriyet çeyrek asırdır ellerinde ama hâlâ lanet, tel'in, kınama. Çünkü ipek yüklü kervanlar hep onlara çalışıyor. Filistinlilere ve diğer yeryüzü mustazaflarına değil!

Gazze modern dünyanın Siyonist İsrail'in insafsızlığına terk ettiği gezegendeki en savunmasız yer. Bu haliyle de Nazilerin soykırım kamplarından farksız. İran hariç hiçbir modern ülke Gazze özelinde Filistin'e sahip çıkmadı. Bilhassa Arap ülkelerinin rezil yönetimleri bu insanlık trajedisini sözde kınamalarla geçiştirdiler. Siyonizm'in bu açık barbarlığı Batı'daki toplumların vicdanında İslam ülkelerinin yöneticilerinden çok daha sahici bir karşılık buldu. Bu açıdan bakıldığında Batı ülkelerinde vicdan sahibi bir Doğu ve İslam ülkelerinde vicdansız, sömürge valisi bir Batılı yönetici grubunun mevcut olduğu müşahede ediliyor.
Birleşmiş Milletlerin, NATO'nun, İslam ülkelerinin vicdanları körelmiş riyakar yöneticilerinin Siyonist İsrail'e karşı bir araya gelip ciddi bir siyasî, iktisadi ve askeri yaptırımda bulunamamalarının neticesinde bu vahşete karşı çıkan sivil inisiyatif Sumud oldu. Her ne kadar geçmişteki Mavi Marmara örneğinde olduğu gibi bu teşebbüs belli kuşkuları barındırıyor gibi görünse de pratikte Siyonizm barbarlığını pasif direnişle şimdilik dünya gündemine taşıyan grup oldu.
Türkiye'deki siyasal İslamcı iktidar açısından durum çok daha trajik! Zira onların iç siyasette ciddi bir meşruiyet krizleri var. Kendilerinden başka hiç kimseyi insan saymadıklarından bu meşruiyet krizi hem siyasette hem de hukuk alanında giderek derinleşiyor. Bu meşruiyet krizini giderebilmek için de dünyanın en büyük terör devleti Amerika'nın yönetim ofisinde pozlar takınıyorlar. Dahası şu; dünyanın ve Ortadoğu'nun en hukuksuz devleti olan Siyonist İsrail terör devletiyle siyasî, iktisadî, askeri işbirliğini devam ettirerek bölgedeki halkların nezdindeki bütün meşruiyetini de riske ediyor.
Amerika dünyanın en büyük terör örgütüdür. Bu durum dünyanın her yerinde aynıdır. Güney kutbundaki penguenler de kuzey kutbundaki Eskimolar da bunun böyle olduğunu bilir.
Amerika'nın Ortadoğu'daki ileri karakolu durumundaki Siyonist İsrail de tarihi boyunca hep bir terör devleti olmuştur. İsrail'in terör devleti olduğu olgusu Birleşmiş Milletler'in kararlarıyla defalarca tescillenmiştir. İşte devlet görünümlü bu terör örgütleriyle bir türlü siyasi, ekonomik ve askeri açıdan ilişkilerini askıya almayan bütün rejimler, niteliği ve kendilerince kutsiyeti ne olursa olsun birer terör iktidarıdırlar. Ve yönettikleri ülkeleri de terör devletleri sınıfına dâhil etmektedirler. Amerika'nın dünya genelinde Siyonist İsrail'in Gazze'de yaptıkları katliamlara bu dünyada hukuken, diğer dünyada manen ortaktırlar. Türkiye'deki siyasal İslamcı iktidar içeride meşruiyet krizi olan, dışarıda terör ülkeleriyle işbirliği yapan bir terör (korku) iktidarıdır. Gerçek bu maalesef!

Saadet Partisi genel başkanı Mahmut Arıkan'ın azınlık hükümetini ziyaretine dair.
Rahmetli Erbakan için kayıp trilyon davası sözünü dillerine dolayıp iftira atanlara.
Rahmetli Erbakan'ı ev hapsine mahkûm edip siyasetten men edenlere.
Yıllarca her genel seçimde Saadet Partisi'nin oyunu % 10'luk seçim barajıyla çalanlara.
Saadet Partisi'nin genel başkanını terörle iltisaklı gösteren müfterilere.
Saadet Partisi'ni müşahitlerini sandık başında öldürtecek kadar gözü dönmüşlere.
Perde arkasından Saadet Partisi'nin genel merkezine el koyduran Bizans çocuklarına.
Çeyrek asırlık iktidarlarında Saadet Partisine tek kuruşluk hazine yardımı yapmayanlara.
Saadet Partililerin Ankara'da dövülmesine ses çıkarmayanlara.
Her seçimde Saadet Partisi'nin afişlerini pankartlarını özel timlerle kestirip çöpe attıranlara.
Hiçbir seçimde Saadet Partisi'nin sözcülerine ulusal medyada derdini anlatma fırsatı tanımayan!
Saadet Partisi'nin Türk siyasetine dönük her hamlesini terör girişimi olarak anaakım medyada dillendirenlere!
Saadet Partisi'nin genel başkanı Temel Bey'i kanepeye, azılı Siyonistleri yaldızlı koltuklara oturtanlara.
Rahmetli Hasan Bitmez meclis kürsüsünde Filistin'i savunurken kalp krizi geçirip yere yığıldığında "Oh olsun!" çekenlere.
En önemlisi genel başkan seçildiğiniz tarihten bu güne sizi resmi sıfatla arayıp nezaketen tebrik etmeyecek kadar partinize ve Milli Görüşçülere kin tutanlarla neden görüşme gereği duydun.
Bunlar meşruiyetini Amerika'dan, Trump'tan, dolayısıyla Netenyahu'dan aldı. Bu kadar gayrimeşru bir iktidara karşı onurlu bir tavrınız, duruşunuz olmayacaksa 50 yıllık Milli Görüş hareketinin koltuğunda oturuyor olmanızın anlamı nedir?
"Amerika'nın düşmanı olmak tehlikelidir ama dostluğu ölümcüldür." demişti Heny Kissenger.
Bunlar Trump'ın dostu. Dolayısıyla meşruiyetini Amerika'dan alıyorlar. Siz siyasî meşruiyetiniz için mi gittiniz o maskeli baloya?
Yani en azından Saadet Partisi'nin o görüşmedeki düzeyini yardımcınızı göndererek maslahatgüzar seviyesinde neden tutmadınız?

Ümmetin izzeti şerefini kurtaran adam Bekir Develi hakkında mersiye-i şerif!
O bir mücahit! Ama önce mücahit, sonra müteahhit olan tayfanın pop mücahitimsisi!
O bir romantik İslamcı hükümet yanlısı TV'lerde şiir okumuşluğu olan bir hatip!
O bir Kudüs müdafii deve oğlu deve! Kes başını girsin eve bahsinden.
O bir hükümetin Gazze riyakârlığını Sumud kahramanlığı ile terse çevirmiş hecin devesi!
O bir Akdenizin Barbaros Hayrettin Paşamsı devesi!
O bir vicdanlı insanların Siyonizm karşıtı cihat teşebbüsünü siyasal İslamcılara yamamaya çalışan Lama devesi.
O Gazze ve Filistin meselesinde mantığını bir esasa getirmemek için ayak sürten inatçı deve!
O bir diğer Sumudçu arkadaşlarından çaldığı rolü medyada iktidar lehine çapsız adamlara pazarlatan pazarlamacı.
O bir "Tel Aviv zindanına attılar beni. Mazlumlar sürüsüne kattılar beni!" türküsünün ehli beyti kebabı!
O bir Chuck Palanick'in gösteri peygamberi!

Yok ben gayet sakinim ve bu konuda sizleri de sakin olmaya davet ediyorum.
Bu Deve Bekir ashabı Sumud'dan mıdır yoksa ashabı Scud'dan mıdır? Bunca yüke ve çabaya rağmen inşallah kavmi Semud'dan değildir.
Şimdi, bu deveye klinik açıdan bakıldığında belli bir ihlasa sahip olduğu net görünüyor. Ama evveliyatında siyasal İslamcıların hitama erememiş bir Cem Yılmaz'ı profilinde bir görüntü veriyor. En azından benim gösteri peygamberi bahsinde Müslümanların ahvaliyle ilgili -bilhassa Hac farizasıyla ilgili - anlattıklarından anladığım şey bu yöndedir. İktidarın kültürel vasatında geliştirdiği belli bir özgüvene sahip. Lakin muhatabı olduğu ucube karakterler kervanı bu devenin siyasal körlüğünü ister istemez gözler önüne seriyor.
Çünkü şekilden işe yarayacak bir deve endazesine sahip olmasına rağmen esastan meseleyi ıskalıyor.
Meselâ neden ben ve dahili olduğum siyasal güruh Scud ashabı değiliz, diye kendisine bir soru soramıyor. Neden bu Sumud ashabı bu yolculuğa Türk limanlarından değil de Mağribin limanlarından kalktı, diye sormuyor. Neden Ortadoğu'nun zalim Siyonistlerini durdurma işi iktidarların ciddi siyasi, askeri, iktisadi teşebbüsleriyle halledilmek yerine sivil inisiyatife terk edilmiş durumda? Bunca zalimliğe karşılık neden Siyonist İsrail'e karşı tam teşekküllü bir ambargo uygulanmıyor? Bu aleni gerçekleri ıskalayarak Siyonistlere karşı yapılacak her teşebbüs insanların zihnini oyalayan bir tiyatrodan öteye gitmeyecektir.
İşte bu deveye ve kervanına bir türlü izah edemediğimiz şeyin özeti budur. İstediğin kadar Gazze'ye insanî amaçlı gemi çıkar! İstersen o filonun bir ucu Gazze'de bir ucu Mağripte olsun. Hiçbir şey değişmez. Bu işi çözüme ulaştırmanın tek yolu İsrail'e karşı tam teşekküllü bir ambargo uygulamaktır. Ve gözünü kırpmadan askeri seçeneği masaya yatırmaktır. Bunlar ne yapıyorlar. İsrail'le siyasi, ekonomik ve askeri ilişkileri normal tutuyorlar. Olmayan silahları halka pazarlıyorlar. Kendi siyasî ikballeri için ülkenin kritik konulardaki tüm çıkarlarını Amerika'ya peşkeş çekiyorlar. Halkta karşılıkları kalmadığından oradan meşruiyet alıyorlar.
Bu deve oğlu deve de Akdeniz'de kendince kahramanlık yapıyor.
Siyasal İslamcıların en belirgin vasfı budur işte. Yapılması gereken tek şeyi yapmamak için 99 farklı şeyi yaparlar. Kahve ve burger boykotunda var ama esas şeyde yok. Çünkü işin o kısmı cesaret istiyor. İktidarla gemileri yakmak gerektiriyor.
Gel de şimdi bu deveye laf anlat! Çüşşş! Bu sayılmaz. Sen bi tur daha at Bekir!

Siyasal İslamcıların iktidarda kalma hırsı ve Soğuk Savaş döneminin devlet bekçileri ülkedeki sistemi birlikte çökerttiler. Siyasal İslamcılar tüm ahlak vaazlarına rağmen gerçek bir ahlak felsefesine sahip değillerdi. Siyasetlerinin odağında pragmatizm vardı. Milliyetçiler ise hiçbir zaman modern bir toplumun meselelerini çözebilecek bir vizyona sahip olamadılar. Onlar da durumu güvenlik hamasetiyle başlarından savdılar. Bu iki siyasî karakter birleşince iktidar ister istemez yarı diktatör bir karaktere büründü. Siyasal İslamcılar demokrasiye inanmıyorlar. Onu sadece amaca giden bir yol olarak görüyorlar. Milliyetçiler ise yapısal olarak demokrasiye mesafeliler. Çünkü kendileri dışındaki toplum kesimlerinin demokrasi kültürü içinde var olmasına öteden beri kuşkuyla bakmaktalar.
İktidarın bu karakteri siyaset kurumunun tıkanmasına neden olduğundan toplumun tüm katmanlarında ciddi bir çürüme yaşanıyor. Çünkü 85 milyonluk bir ülkede toplumsal katmanlar arasındaki geçişkenlik yarı diktatörlüğe evrilmiş, hukukun dışına çıkmış bir iktidar tarafından sürekli bastırılıyor. Daha önce de değindiğimiz gibi; modern toplumlar su dolu bir balona benzerler. Şayet su dolu o balonu bir tarafından sıkarsanız diğer tarafından hemen bombe yapar. İşte ülkede yeni nesil mafya oluşumunun nedeni bu sosyolojik gerçektir. İktidar kendi geleceği için koca bir ülkenin hukuktan, yasadan, adaletten, liyakatten yana kaderini sürekli bloke ediyor. Bloke ettikçe de toplumun dışarıda kalan kısmını illegal yollara zorluyor.
Ülkede yapılan yolsuzluklarda hukukun işlemesi bloke ediliyor. Siyasi cinayetler işleniyor, iktidar sanki ortada bir devlet ve onun kurumları yokmuş gibi davranıyor. İnsanlar da bu arızî yapıda her gün olup bitenleri görüyor ve kendi mekanizmalarını geliştiriyorlar. Çünkü çeyrek asırlık siyasal İslamcı iktidarın gitmeyeceğini ve asla değişmeyeceğini görüyorlar.
Yeni nesil suç örgütlerinin oluşumu ülkeyi yıllarca yöneten yukarıda politik karakterini izah etmeye çalıştığımız bir iktidarın doğal sonucudur. Yeni nesil suç örgütü olarak Daltonlar var ama ortada onları ve de iktidarı yargılayacak yeni nesil Red Kit savcılar yok!
Bütün bir ülkeyi ilgilendiren sansasyonel olaylarda, cinayetlerde sanki ortada bir devlet otoritesi yok. Halkı endişeye sevk eden genel görüntü bu yöndedir. Dünya siyaset tarihinde hiçbir diktatör yönettiği ülkeyi tamamen bitirmeden iktidardan gitmemiştir. Maalesef bu kafayla gidilirse benzer bir akıbet Türkiye'yi bekliyor. Toplumsal yapı daha da çürüyecek. Türkiye komple yıkıldığında iktidar da yıkılmış olacak. Çünkü ortada hem siyasal İslamcıların hem de milliyetçilerin devletleştiği değişime direnen bir iktidar yapısı var. Bu iktidarın bir kanadındaki suikastlara varan hesaplaşmalara devletin müdahil olamıyor oluşundan anlaşılan şey budur.

Şayet bir ülkede hukuk yoksa o ülkede cehennemin bütün kapıları sonuna kadar açılmış demektir.
"İnsan üzerine basılıp geçilecek bir varlık değildir." der, Nietzsche. İktidar olmanın da bir sınırı var. Anlayamadıkları şey şudur. İnsan en büyük mucizeyi yoklukta ve bir iktidar onuruna dokunduğunda gerçekleştirir.
Ülkede hukuk yok demek de doğru değil! İktidarın kendi hukuku var. Küçük işlerde hukukun işleme biçimi muntazam. Ama ülkedeki çaplı işlerde yani bir ülkenin kaderine etki eden ölçekteki işlerde hukuk yokmuş gibi bir hal var.
Bir parti kendi içinde kavga ediyor ve sanki ortada bir devlet yok. Sanki onlar bu ülkenin hukukuna dâhil değiller.
Türkiye'de mafya; kabadayılıktan gelen klasik mafya; Soğuk Savaş döneminin bekçiliğinden emekli neo-klasik mafya, bir de Kurtlar Vadisi jenerasyonu Çizgi Film tipi mafya diye başkalaşıyor.
Bu işin içeriğine şöyle geriye doğru alıcı gözle bakınca ilginç bir durum göze çarpıyor.
Siyasal İslamcılar devrinde mafya ülkeyi Kolombiyalaşma eşiğine taşıdı. Çünkü düzensiz mülteci akınlarıyla sosyal bünye kozmopolit bir hal aldı. Mafya artık Avrupa Liginde. Yiğitlerimiz Avrupa deplasmanında galibiyet ararken Yeniçeri gibi vurulup düşüyorlar! Latife bir yana siyaset bu dipsiz şark kurnazlığıyla bu meselenin altından kalkacak gibi değil.
Bu türden yapılar, şayet siyaset kurumu hedefleri için bu mafya gruplarını kullanıyorsa bumerang etkisi yaparlar. Ve onu kullanmaya yelteneni vurur. Çünkü mafya medeni toplumlardaki korkak politikacıların da efendisi olduğunu görürler.
Putin'in Suriye'deki terör örgütlerini yönlendirenler için söylediği bir sözdü. "Cebinde akrep taşıyanlar gün gelir o akrep tarafından sokulurlar."
Şayet siyaseti yönlendirmek için mafyayı kullanırsanız mafyayı iktidarınıza ortak edersiniz. Karşılığında o da sizin iktidarınızı kullanır.
Siyaset kurumunun ülkeyi her açıdan açık istismarı, cemaatlerin ve tarikatların iktidarın gizli ortakları gibi devletin kurumlarına sızmaları, uluslararası terör örgütleri ve şimdi de çizgi film kahramanları gibi ülkeye musallat olan uluslararası ayaklı mafya örgütleri.
İşte bu yeni nesil mafya örgütleri siyaseti bu denli kötürüm bir ülkede Voltran'ı oluştururlarsa esas film o zaman başlayacak.
En net tanım bir mafya babasından; "Siyaset kurumu ülkedeki halkın ürettiği değerleri parçalayıp yer, mafya da o şeyden arta kalanlara üşüşür."
Sisteme küsmüş emekli bir general yeni nesil bu mafya grubuna sızarsa bütün sistemi esir alabilir. Çünkü hukuka güven yoksa bütün ihtimaller masadadır ve herşey olabilir.
Son kabadayı Dündar Kılıç'ın sözüydü. "Devletin arsasına pisleyenlerin götü yere yakın olur."
Soğuk Savaş döneminde devletin komünizmle mücadele adı altında tetik çektirdiği kişiler bugün ülkenin ve siyasetin ortakları durumundalar. Onlar devleti ve iktidarı esir aldıkları için siyaset kurumu çürüdü. O çürümüş yapıdan da bu çizgi film kahramanları çıktı.

Ülkedeki durumu tahlil açısından vakıaya biraz sosyolojik perspektiften bakmak icap ediyor. İstanbul merkezli yeni nesil bu suç örgütlerinin teşekkül aşamalarını, kurmuş oldukları ağların boyutlarını, öne çıkan liderlerin profillerini en iyi anlatan romanlardan biriydi Metin Kaçan'ın Ağır Roman'ı. Kaçan İstanbul'un kontrolsüz gettolarındaki çürümüş sosyal dokuyu, insanı değiştirip birer canavara dönüştüren, sonrasında amonyak kokulu bağırsaklarında öğütüp posaya çeviren bu yapıları Marquezvari bir dille anlatmıştı. Ağır Roman'ı Metin Kaçan'ın intihar ettiği yıl okumuş, dilinden ve konuya hakimiyetinden çok etkilenmiştim.
Bu iklimi en iyi anlatan filmlerden birisi ise Paramparça Aşklar Ve Köpekler filmi. Film adı gibi, bir ülkede politikacılar ve bürokratlar tanrı katına ulaşıp kendi aralarında eğlenirken sistem dışında kalanlar vahşi bir şekilde birbirini parçalıyor. Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez filmi bir Latin Amerika gerçekliği üzerine bina etmişti. Bizde siyaset kurumunun iyice yozlaşıp ülkeyi Kolombiyalaşma eşiğine fırlattığı şu dönemde duruma epeyce uygun düşen bir film.
Bir de hiç kimsenin dillendirmediği tuhaf bir durum var. Kolombiya'daki Pablo Escobar örneğinde kontra bir mafya olarak halkta Los Pepes örneği doğmuştu. Yani Medellin kartelinin ülkedeki hasarına karşı halkın mafyası. Bizde ise durum çok daha tuhaf. Devletin yerleşik mafya düzenine karşı İstanbul'un Roman havasında teşekkül etmiş yeni bir mafya türü. Konu epeyce uzun ama şu kadarını söyleyeyim. Aslında bu yeni mafya türü iyi tahlil edildiğinde ortaya Kolombiya'daki gibi bir tür Los Pepes çıkıyor.
Siyaset kurumunun ülkenin sosyal bünyesinde neden olduğu maddi ve manevi hasara karşı meşru olarak türediler.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

Hiç yorum yok: