Gazze'nin siyasal İslamcı iktidar tarafından Siyonist İsrail'in barbarlığına terk edilmesi ile ilgili olarak şöyle ilginç bir teori var.
Kuzey Kıbrıs'ta Halil Falyalı'nın kumar sektörünü kontrol ettiği yıllarda Türkiye'den çok sayıda siyasetçi ve bürokrat Kıbrıs'a tatile gitmiş. Halil Falyalı bu bürokrat ve siyasetçi tayfasını lüks otellerde süitlerde ağırlamış. Ve bu süitlerde ağırlanan bürokrat ve siyasetçilere eskort kadınlar göndermiş. Ve o lüks otellere yerleştirilmiş mikro kameralarla kaydedilen görüntüler Halil Falyalı'nın bilgisi dâhilinde İsrail istihbaratının eline geçmiş. İktidar bu gerçeği öğrenince de kızmış, popomuzu Siyonistlere gösterdin, ve Halil Falyalı'nın infaz edilmesi emrini vermiş. Getti dağ gibi yiğit!
Söz konusu gayrimeşru ilişki görüntüler aynı zamanda Mossad'ın merkezindeki serverlarda da kaydedilmiş. Yani Mossad bu görüntüleri Türkiye'deki iktidara karşı ahlaki açıdan bir şantaj aracı olarak kullanmış. İşte bu yüzden İsrail'in Gazze'ye saldırdığı zaman diliminde İsrail'e karşı ambargo konulamamış. Bütün karşı çıkışlara rağmen gemiler gidip gelmiş, ticaret akmış, petrol akışı kesilmemiş. Diplomatik ilişkiler devam etmiş. Çünkü Netanyahu'nun elinde birbirinden enteresan 45 adet VHS kaset varmış. Sadece bir teori, efendim!
Ülkede sistemin mafya tarafından ele geçirilmesiyle ilgili olarak uzmanların üzerinde uzlaştığı hususlar şöyle.
Devletin büyükşehir çeperlerinde tutunan sol örgütleri sökün etmesiyle ortaya çıkan boşluk.
Hükümetin varlık yasası barışı ile ülkedeki mali sistemi kara para aklama üssüne çevirmiş olması.
Siyasal İslamcılardan ve milliyetçilerden oluşan iktidar yapısının mafya babalarını rakip partileri sindirmek için siyasete ortak etme sorumsuzluğu.
Siyasal İslamcı iktidarın ülkeyi yönetme bahsinde Anayasayı ve ona bağlı yasaları dikkate almayan tutumu ve giderek otoriterleşmesi. Yani iktidarın giderek mafyalaşması ve mafyanın da istismara açık bir hukuk sisteminde giderek etkisini artırma gerçeği.
Siyasal İslamcıların çok kötü bir kültür politikası izlemesi. Kurtlar Vadisi dizisinin ve sürekli saldırganlık içeren dizilerin birer külte dönüşüp toplumdaki tüm değer setini silindir gibi ezmesi.
Ekonomide gelir dağılımın iyice bozulması. Bir tarafta gayrimeşrudan zenginleşen dar bir kesim, diğer tarafta ise sosyal güvenlikten yoksun milyonlarca işsiz insanın sistemin dışına itilmiş olması.
Bilhassa yeni nesilde eğitim görmekle, bir meslek sahibi olmakla toplumda hak ettiği yere geleceğine olan inancın yitirilmiş olması. Liyakatsiz, ehliyetsiz insanların siyaset eliyle devletin kurumlarına doldurulmuş olması. Haksızlığa uğramış olma ve bunun asla düzelmeyeceği duygusu.
Bu ve bunlara benzer bir sürü neden ülkenin her anlamda çürümesine ve yeni nesil mafyanın sistemi adım adım esir almasına sebep oldu.
Kısacası, siyasal İslamcıların çeyrek asırlık iktidarlarında dönüştürdükleri toplumsal yapı kendileri gibi tehlikeli alt mafya grupları olarak gün yüzüne çıkıyor. Bu yoz yapının bir bumerang gibi kendisine göz yuman siyaset kurumunu ve toplumu vurma ihtimali ise sosyolojik bir gerçek olarak ortada duruyor.
Siyasal İslamcıların çeyrek asırlık iktidarında Türkiye; etnik milliyetçiliğe yeltenen Kürtlere ve mezhep teranesi vuran Alevilere mavi boncuk dağıtarak iktidarın ömrünü uzatmaya çalıştıkça ülke bölünmenin eşiğine yaklaşıyor ve giderek Lübnanlaştırıyor.
Yeni nesil mafya örgütleri ve de iktidardan yüz bulan bilhassa milliyetçi tandanslı organize suç çeteleri eliyle ülke giderek Kolombiyalaşıyor. İktidar mafyalaştıkça mafya iktidarlaşıyor.
İktisadî açıdan ise ülkenin narko-trafiğin ve kara para aklamanın merkezi haline gelmesiyle bir taraftan hormonlu bir şekilde Dubaileşiyor. Diğer yandan sosyal güvenlik sisteminin çökmesiyle toplumun büyük bir kesimi fakirleşiyor. Yani ülkede iktidarın etrafındaki oligarklar ve illegal bir kesimin Türkiye'si Dubaileşiyor; paradoksal olarak geniş halk kitleleri Tanzanyalaşıyor.
İşte bu toplumsal şartlarda ülkedeki savcılara, hakimlere, polise büyük sorumluluk düşüyor. Tıpkı 1920-30'ların Amerika'sında mafyanın ülkeye hakim olduğu yıllardaki gibi bir durum bugün bizde yaşanan. O yıllarda hakimler önce mafyayı ve suç örgütlerini izlediler, sonra içki kaçakçılığı yapan bir mafya babasını vergi kaçırdığı gerekçesiyle mahkemeye çıkarıp tutukladılar. Ardından onun diğer suçlarını, diğer mafya babalarını ve onlara göz yuman sistemin bütününü yargılayıp temizlediler.
Şimdi sıra Türk yargıçlarında. Kimsenin gözünün yaşına bakmamaları gerekiyor. Aksi halde siyasal İslamcı iktidar mensuplarının ileride Nürnberg türü mahkemelerde yargılanma ihtimali var.
Gergin prezervatif kılıklı Fetöor Cevheri, nereden buluyorsun bu cevheri, bahsine gelirsek.
Bu kötürüm Türkiye her ne kadar 90'lı yıllarda Kemalist generallerin bir takım uluslararası merkezlerin siyaseti yönlendirmedeki ahmaklığının eseri olsa da bunda sonraki süreçte siyasal İslamcı iktidarın sırtında yıllarca bir kambur olarak konuşlanmış Fetö'nün suçu da çok büyüktür. Zira siyasal İslamcılar önce Fetö'yü sisteme ortak ettiler sonra sistemi Amerika'nın bölgedeki hedefleri doğrultusunda sabote etmelerine göz yumdular. Siyasal İslamcılar akabinde Soğuk Savaş döneminin bekçilerini ortak olarak yanlarına aldılar. Bu süreç de yeni nesil mafyanın sistemi tehdit etme tehlikesiyle yüz yüze bıraktı.
Ülke için durum o denli utanç verici bir hal aldı ki, insanlar ülkeyi tahlil için ya sistem dışına itilmiş mafya babalarının açıklamalarında ya da zamanında sisteme tebelleş olmuş Fetö artıklarının tahlillerinde keramet arar oldular.
Oysa saygın bir hukuk devletinde bunlara itibar edilmez. Pislik her zaman pisliktir. Bu kadar basit! Bu ülkenin ne Sedat Peker'in suç tahlillerine ne de bir Fetöorun muhbir gazeteci profili ile üflediği şeylere ihtiyacı yoktur. Yakalayacaksın, yargılayacaksın, cezayı verip hapse atacaksın. Orada yaşayıp ölecekler. Bu kadar!
Şimdi bu Fetöor'un yaptığı videolarda 2016 yılına kadar Fetö'nün sistemde yediği haltların ifşaatı yok. Bugün milliyetçi ve yeni nesil mafyanın yaptıklarını o zamanlar Fetö tek başına yapıyordu, neden onları anlatmıyor bu namussuz. Bir namussuz başka bir namussuzluğu ifşa ederek kendi geleceği için aklınca kendisine meşruiyet zemini oluşturuyor. Varsa ortada bir devlet, kanun, savcılar, mahkemeler en büyük "mafya" onlardır. Güçleri, kudretleri, bağlantıları, cesaretleri ne olursa olsun 85 milyonluk bir ülkenin hukuk ve sulh içinde yaşama arzusu karşısında hepsinin diz çöktürülmesi elzemdir. Her normal Türk vatandaşı da buna inanır. İçindeki eşkıyalığa kapı aralamak isteyen tipler de bu türden pisliklerin sözlerinde keramet arar!
Tekrar ediyorum, devlet 85 milyon insanın en büyük mafyasıdır ve bu türden şebekliklere geçit vermez.
Of'ta düzenlenen Off Road adlı arazi otomobilleri yarış gösterisiyle ilgili bir şeyler.
Bu türden otomobil spor etkinlikleri bir toplumun gelişmişliğiyle, belli bir özgüvene erişmesiyle ilgilidir. Bu kadar eksik mekân organizasyonu, mantık defosu olan bir yerde bu işi organize etmek fanteziden öte bir şey değildir. Of'un bir Uzungöl girişi var; bildiğiniz Hindistan trafiği. Gösterinin yapıldığı yer hemen otoyolun kenarı. Araçlardan biri pistten taşacak olsa ya denizde ya da otoyolda TIR'la karşı karşıya! Pist çok amatörce dizayn edilmiş. Neden Gurdariye boşluğunda organize edilmedi? Ya da ilk HES'in ilerisindeki dere düzlüğüne? Kaymakam beyin hevesiyle alelacele yapılmış amatör bir organizasyon. Oysa bu türden otomobil sporlarında her ayrıntısı düzenlenmiş kalıcı pist gerekirdi. Efendim orası çok uzak, insanlar izlemeye gelmez. Bahaneleri bu. O zaman izlenecek bir şey değil demek ki.
Ama ben yine de Off Road yarışlarına gelmeden Of'un halledilmeyen meseleleriyle daha çok ilgiliyim. Normalde Off Road'ın yapıldığı alana oto galerilerin, hemen yanına kargo bayilerinin taşınması ve Of'un trafiğine nefes aldırılması beklenirdi. Kaymakam bey önce Of'un trafiğine, yaya kaldırımlarına, denizle bağlantısını sağlayan bir türlü yerinde olmayan üst geçitlerine, kötü beton kozmetiğine bir çare bulsaydı keşke. Yani bir yerin asli meselelerini halletmedikçe bu türden etkinlikler Lazgüzel esmeri kelebeği gibi duruyor. Yani denizde uçak gösterisi, off roadda uçan otomobiller, yakında uçan balonlar da gelir Of'a. Bilmeyen de zannedecek Of havalandı tanrıya doğru uçuyor. Of'ta halka açık bir kütüphane yok ama güya Of âlimler ve evliyalar şehri!
Bekliyoruz, uçan atları, renkli balonları, yeni Hezarfen Çelebileri heyecanla bekliyoruz.
Politikacıların boş nutuklarıyla sürekli gerdiği bu ülkede insanlarda hayata karşı ciddi bir anlam kaybı yaşanıyor. İnsanlar için daha önce bir anlamı olan şeyler giderek anlamsızlaşıyor.
İnsanlar sözle ve eylemle hayatın gidişinde müdahil olamayacağına kanaat getirince yaygın düşünce nihilizm oluyor. Nasıl olsa hiçbir şey değişmeyecek, o zaman kendimi yormamın bir anlamı yok!
Giderek bir yorgunluk toplumuna dönüşüyoruz. Politikanın dar kalıbında sıkışan bir toplumda insanlar yorgun düşüyor. Artık hiç kimse ülkenin gidişatına dair fikir üretmek, bir şeyler söyleme ya da harekete geçme cesaretini ve gücünü kendinde bulamaz oluyor. Bu durumda içinde yaşadığımız ülke körkütük bir halde bir bilinmezliğe doğru yuvarlanıyor.
İnsanlar ülkede bir şeylerin düzelmesi için önce politikacılardan bir şeyler beklediler. Bu gerçekleşmeyince yasalardan ve mahkemelerden aynı şeyleri beklemeye başladılar. Ama bu kez de sonuç tam bir hayal kırıklığı oldu. Tuhaftır artık insanlar tanrıdan da bir şey beklemez oldular.
Toplumda sürekli bir gelecek endişesi hakim. Hiç kimse yarınından emin değil. Buna ülkedeki en zenginler de dahil. Koca bir sistem gözlerimizin önünde çöküyor ve o çöken sisteme tekrar çöküyorlar.
Meselâ ülkede yaşanan bu anlam kaybında artık hiçbir şeyden emin değiliz. Dün düşman bildiklerimiz bugün politikacıların dostu olabiliyor. Dün dost bildiklerimiz bugün onların düşmanı olabiliyor.
Adına devlet dediğimiz üst yapı ise sadece bir grubun menfaat şebekesiymiş gibi davranıyor. O menfaat şebekesinin dışında kalanların bir hukuku yok. Daha doğrusu kâğıt üzerinde sahip oldukları hukukun gerçek hayatta bir pratiği mevcut değil.
Diğer bir gerçek ise toplumda "din" denilen olgunun bir nefret objesine dönüştürülmüş olması. İnsanlar modern bir toplumda din ayartısıyla yapılan siyasetin beraberinde en büyük adaletsizliği getirdiğine görerek ikna oldular. Çünkü din ve milliyetçilik bir toplumu efsunlamanın en kısa yolu.
Nasıl, yeni nesil mafya konusunda herkes sosyal medya doktorasını tamamladı mı?
- Köln'ün vaftiz babası Necati konuşuyor.
Mafya için terimler sözlüğü. Derin devletin çocuğu Mehmet Ağar. Daltonlar çetesi lideri Barış Boyun. Firari mafya lideri Sedat Peker. Para aklama merkezi Paramounth Otel. Kıbrıs'ın kumarhane kralı Halil Falyalı. Hollandalı uyuşturucu baronu Tombul Jos. Azeri işadamı Mübariz Mansinov. Sığındığı İspanyol Çingeneleri tarafından dövülen Çingene Ümit. Amerika'dan gelen kara parayı sistemde aklayan çamaşır makinesi Sezgin Baran Korkmaz. Casperler. Çirkinler. Kutlu Adalı cinayeti. İçişleri bakanı S.S subayı! Bunun Reza Zarrab'ı var. Sinan Ateş cinayeti var, Serdar Öktem cinayeti var. Yani ülkede bir hukuk sistemi tesis edilemeyince, var olanı da politize edilince ortaya vahşi batıdan farklı bir şey çıkmıyor. Dünyada suçun bu kadar aleniyet kazandığı, suçlunun devlet tarafından himaye gördüğü, hukukun para ile satın alınabildiği, Soğuk Savaş tetikçilerinin devlete ortak edildiği, büyük suçluların sistemle istediği gibi oynayabildiği ikinci bir ülke yoktur.
Tuhaflık şurada; 25 yıllık siyasal İslamcı iktidar döneminde ülkede sürekli sumen altı sorunlar iktidarın iktisadi kolonisini de kuşatmaya başladı. Yani toplumun dip kesimindeki çöküş yukarıya da sirayet etti. O kadar çok yediler ve semizlediler ki, ortada yiyecek bir şey kalmayınca şimdi birbirlerini yemeye başladılar. İşler bu aşamaya gelirken siyasal İslamcı iktidar zamanında obezlenen zenginler sistemin çarpıklığına, haksızlığına dair hiçbir şey söylemiyorlardı. Küplerini doldurmakla meşguldüler. Oysa bütün sistemlerin tek patronu vardır. O patron ya hukuktur ya da sistemin en tepesindeki 3-5 oligarktır. Öyle görünüyor ki bizdeki sistem bay en başkan aracılığıyla esas başkan Donald Trump'ın hesabına çalışıyor. "Ben sana ülkende iktidarda kalma meşruiyeti verdim, sen de zenginlerine salma vur ve bana haracımı öde! Bak Körfez'deki petro-dolar şeyhler nasıl söküldüler milyarlarca doları!" Peki nereye gidecek bu haraç, önce Amerika'ya, sonra Siyonist İsrail'in yerle bir ettiği Gazze'nin imarına!" Yani bir nevi vadedilmiş topraklardan vadedilmiş şirketlere geçiş dönemi!
Bu arada bütün planlar bay en başkanın yorgunluk ve yaşlılığa bağlı sağlık durumu nedeniyle iktidar bünyesinde yaşanan iktidarın içinde pozisyon almaya çalışmakla ilgili. Devletin bekası için kardeş katli vaciptir, prensibinden bakılacak olursa iş İyi Kötü Çirkin filminin finali gibi kritik bir yere gidiyor. Büyük ödül kimin olacak herkes merak ediyor. Olay Süloğ, Bilo ve Fidan arasında dönüyor gibi.
"Devlet aklı, devlet aklı" deyip duruyorlardı. Bir tür gizemden bahsediyor gibiydiler. Gerçekte var olmayan bir şeye karşı beslenen bir tür inançtan bahsediyor gibiydiler. İşte bu günkü toplumsal kaosun kaynağı bu boş inanç. Oysa devlet dediğimiz şey kanunları, kuralları sarih, insan aklının eleştirisine açık üst bir sistemdi. Bu sistemi toplum adına inşa eden ve yürüten siyaset kurumuydu. Devlet aklı, dedikleri şey siyaset kurumunun bilhassa iktidarların kanunları, kurumları ve en önemlisi insan aklının sisteme dönük eleştirisini baskılayan keyfiyetiydi. Bu keyfiyetin neticesi ise bir akıl tutulmasıyla ortaya çıkan bir çöküş. Yani devlet aklı dedikleri şey, iktidarların keyfi icraatlarına bağlı olarak her sahada yaşanan toplumsal bir çöküş. Bu devlet aklı "Kurucu önder Apollon!" diyor. "Uçak yaptık ama motörü yok" diyor. Oysa akıl devlete değil sadece insana has bir şeydi. Devletin aklı olmaz, kanunları, yasaları, kurumları, kuralları olur. İktidarların da toplumun tekâmülü adına basit anlaşılabilir politik tercihleri olur. Politikacılar devlet adına akıl yürütmeye başladığında yasaları, kanunları, kuralları keyfi olarak yorumlamaya ve eğip bükmeye başlarlar. Yani devletin yasalarını Mehmet Ağar'ın gizemli yorumuna bırakırsanız ortaya mafya ile devletin iç içe geçtiği, meşruiyeti tartışmaya açık böyle bir yapı çıkar. Eşkıyaya devlet olmanın kapısını aralayan, devleti eşkıyalığa meylettiren bu çarpık yapı "devlet aklı" denilen bir tür üstün inançtan kaynaklanıyor. Devlet sadece kanundur, kuraldır, yasadır. O kanunu, yasayı, kuralı kendi keyfince yorumlayıp menfaat temin eden şakidir. Politikacı, bürokrat, asker, din adamı, bilim adamı, kanaat önderi olması bu gerçeği değiştirmez.
Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.
1 yorum:
Birader daha kısa yaz, icabında 3-4 parça olarak paylaş ki tek seferde okuyabilelim
Yorum Gönder