4 Haziran 2025 Çarşamba

GELENEK ÖLÜLERİN YAŞAYAN DİNİ; MODERNLİK İSE YAŞAYANLARIN ÖLÜ DİNİ – 101

Dünya Çin’i konuşuyor, demiştim. Çin’in ekonomik, siyasî ve askeri açıdan akıl almaz yükselişini, Batı medeniyetini dengeleyen pragmatik bir güce dönüşünü.
Bu yükselişte tuhaf olan şuydu; geçmişte Çin Komünist Partisi’nin kültür devrimi 60 milyon Çinlinin açlıktan ölmesine sebep olmuştu. Çin Komünist Partisi şimdilerde dünyadaki en ölçekli kapitalist büyümenin bayraktarlığını yapıyorlar. Siyaset tarihi açısından tam bir paradoks.
Benim jenerasyonumun dün gibi hatırladığı alaşımdan yapılmış pilli ışıldaklar vardı, üzerinde “Made İn China” yazardı.
90’lı yılların siyasal İslamcılığından hatırladığım şey ise hacc’tan gelen bütün takkelerin üzerinde de “Made İn China!” yazıyor oluşuydu.
Hele bi 80’li yıllar var ki, sormayın gitsin. Sinemada o kadar çok Çin yapımı dövüş konulu saçma sapan Çin filmi izlemiştik ki, Çin’in görmediğimiz tapınağı ve ovası kalmamıştı.
İşte o komünist Çin bugün devlet eliyle kapitalistleşmenin liderliğine yükselmiş durumda.
Sovyetler Birliğinden sonra dünyada Fordist üretim sisteminin en büyük laboratuvarı Çin.
Çin’in ekonomik açıdan bu denli büyümesi Amerika’nın küresel hegemonyasını bitirir mi? Çin, Sovyetler Birliği’nden sonra Amerikan yayılmacılığını dengeleyecek ciddi bir süpergüce dönüşebilir mi? Donald Turmp’ın savunmayı Grönland, Kanada ve Meksika üzerinden kuruyor oluşu bu gerçekle mi alakalı?
Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşı bitirmekte kararlı olan Trump yönetimi Rusya’yı yanına alıp Çin’i Doğu Türkistan, Tayvan, Hong Kong ve Tibet üzerinden köşeye sıkıştırabilecek mi?
Ya da Çin Komünist Partisi’nin eliyle en büyük Fordist üretimi gerçekleştiren kapitalist Çin’i demokrasiye geçmesi için kışkırtabilecek mi? Kuşkusuz bütün bu soruların cevabını zaman verecek. Ama tekrar ediyorum; günümüz dünyasında olup bitenleri anlayabilmek için kaçınılmaz olarak Çin’deki gelişmelere odaklanmak gerekiyor.
Zira Batı medeniyeti uzun zaman sonra ilk kez kendi geni dışındaki bir şeyle test edilecek gibi görünüyor.

Birkaç aşaması var bu terör örgütünün. İlki ilk kurulduğundaki Marksist Leninist Stalinist bir örgüt olarak daha çok ideolojik bir yapı; Kürdistan İşçi Partisi. İkinci aşaması ise Afganistan Avrupa arasındaki uyuşturucu trafiğini keşfettiği narko-trafik aşama. Üçüncü aşama ise uluslararası istihbarat örgütlerinin Ortadoğu’da paralı taşeronluğunu yaptığı sefil aşama. Üç farklı yapısı var aynı zamanda. İlki Avrupa’da sefa süren konformist kaçaklar tayfası. İkincisi Türk siyasetindeki kısa fitilli Kürdopat tayfası. Siyasette gerçek bir varoluş nedenleri yok. Arızi bir sitemin kamburu durumundalar. Üçüncüsü ülkeden kovulmuş Kandildeki kokarca tayfası. Ve bunların dışında örgütün ayartmaya çalıştığı kendi halinde yaşayan Kürt kökenli Türk vatandaşları.
Bu yapının temel siyasal dayanağı ise dünyada tedavülden kalkan komünizme paralel olarak Türk solunun etnik Kürt milliyetçiliğine evrilmiş olması. Solcular bu konuda bir taraflarına ne kadar kına yaksalar azdır. Son 20 yılda ise işin içine siyasal İslamcıların iktidarda kalmak için devlete tapınma olgusu giriyor. Onlar da işlerine geldiğinde ümmet diyorlar, gelmediğinde de “devletin bekası” diyorlar. Yani Kürtleri ümmetten kabul etmiyorlar. Buna bir de Soğuk Savaş dönemi muhafızları durumundaki Türk milliyetçilerinin devletperestliği eklenince ortada demokrasi denilen şeyden eser kalmıyor. Çünkü milliyetçilik modern bir ülkede mesele çözebilen bir derinliğe sahip değildir. Modern bir toplumda sorunları izleyen güdüsel bir tepkidir.
Bu durumda sıradan insanlar için hikâye şuna dönüşüyor. Terörist var, deyip halka korku veriyorlar. Benim borsada hisselerim mi var? Güvenliği gerekçe göstererek ilk demokrasiyi hukuku rafa kaldırıyorlar. Ülkeyi OHAL ile KHK’lar ile yönetiyorlar. Şimdi madem terör örgütünü tasfiye ediyorlar, silahlara veda, diyorlar o halde demokrasiye, hukuka, Anayasaya dönmek zorundalar. İktidar madem geçmişte terörü, terör örgütünü gerçek demokrasiyi uygulayamamanın bir bahanesi olarak görüyordu o zaman terör örgütü kendini tasfiye edince özgürlüklerin ve gerçek demokrasinin önünü açmak zorunda. Aksi halde siyasal İslamcı iktidar yeni anayasa ile yarı diktatörlükten tam diktatörlüğe geçme fırsatını yakalamış olacak.

Donald Trump’ın Suudi Arabistan ziyaretiyle ilgili olarak;
Demokrasi, iktidarlar halklar tarafından seçilene kadar abartılı bir Yunan masalı gibi. Sonrasında ülkeler arasında bambaşka şeyler oluyor. Ülkelerin menfaatleri söz konusu olduğunda kimin neyle yönetildiğinin hiçbir önemi yok. Ha demokrasiymiş ha krallıkmış ha komünistmiş kimsenin umurunda değil.
Amerika’da gündem Katar emirinin Donald Trump’a hediye ettiği saray uçak. Amerikalılar bunu uluslararası rüşvet olarak yorumluyor ve gururlarını inciten Amerika için bir güvenlik sorunu olarak algılıyor. Hiçbir başkan böyle bir hediye almamıştı, diyorlar.
Amerika ile Suudi Arabistan arasındaki ticari antlaşmalardaki rakamlar akıl alır gibi değil. 1 trilyon dolarlık silah satışı. Çip ve yazılım satışı karşılığında petrol, inşaat hizmetleri vs. 1 trilyon dolardan aşağı rakam yok. Rakamlar bu denli yüksek olunca Donald Trump’tan Arap şov başlıyor. Espriler havada uçuşuyor. Yalnız Trump kıvırıyor bu işi. Trump yüksek gümrük oranlarıyla bozulan Amerikan ekonomisini Arabistan’ı sağarak düzeltecek gibi görünüyor.
Birbirimizi bombalamamıza gerek yok, karşılıklı ticaretle refahımızı arttıralım. İran’a, Hizbullah’a, Hamas’a, Husiler’e karşı birlikte savaşalım, diyor. Arapların Gazze, Filistin diye bir derdi yok. İbrahimi anlaşmalarla bölgede İsrail’in yörüngesinde bir politika izliyorlar.
Araplar için bu dünyada bir dert tasa yok. Altlarından petrol akan uçsuz bucaksız çöller onların. Kâbe, Mescidi Nebevi onların. Yüklü develeriyle ipekler, zümrütler onların. Can sıkıntısından Londra’yı Kâbe’ye taşımışlar. Servetlerinin akılla izah edilebilir bir tarafı yok. Diğer tarafı bilemem ama onlara bu dünyada gerçek bir cennet verilmiş!
Donald Trump resmen Ortadoğu’yu sağmış olmasına rağmen MSNBC kanalındaki yorumda ona tam dört kez aptal dediler. Ve demokrasi gereği kıyamet kopmadı. Dünyada böyle oluyor bu işler.

Donald Trump’ın dünyanın tüm meselelerine hâkimmiş gibi rahat tavırlarına, sorulan her soruya cevap veriyor oluşuyla ilgili yapılan yorumlarda ilginç bir kelime öne çıkıyor; Şambala! Amerikalılar ona sahip olduğu mistik güçlerle her şeyi bilen Şambala diyorlar. Bence dünyada liderler giderek birer mistik Şambala profiline doğru evriliyorlar.
Çin’de Şi Cinping de bu Şambala türüne giriyor. Hindistan’da Narande Modi ilhamını Şambala’nın membaından alıyor. Benim kanaatime göre Putin bir şekilde Şambala kategorisinde bir lider değil. Bizde ise Şambala’dan çok Şambaba daha geçerli bir profil. Ülkede hukuki güvence olmadığından bu konuda daha fazla açıklama yapamıyoruz. Bu kısmı Türkçe hafif müzikle geçiştiriyoruz, efendim. Ama bir tane Şambala var Türk politikasında. Cemal Enginyurt her şeyi bilen, ilhamını Tanrı dağlarından alan bir tür Şambala!
Bu Şambala’nın başka alanları da var. Meselâ Bill Gates’in sağlık sektörüne musalla olduğu pandemi dönemini küresel bir Şambala profili olarak yorumlamak mümkündür. Türk bilim tarihinde Celal Şengör’ü bir tür bilimsel Şambala olarak tanımlayabiliriz. İlhamını bilimden alıyor! Adamın mistik güçlerden kaynaklanan dünyadaki her konuda konuşma cesareti mevcut. Yine tarih konusunda İlber Ortaylı’nın hali Şambalalık! Hukukun Şambalası Ersan Şen! Medyanın da Şambalaları var; Yılmaz Özdil gibi, her halükârda haklı gazeteci türü bu kategoriye giriyor. Dini konulardaki fetvalarıyla Cübbeli Ahmet de Şambala sayılır. Çok var bunlardan; Volkswagen Şevki, ilhamı belirsiz bir Şambala.

Araplarla olan koca bir tarihin gelip dayandığı klişeydi. Araplar bizi arkamızdan vurdu!
Ya dinden imandan dolayı çok yakın durmuşuz Araplara ya da modernlik takıntısından dolayı uzak.
Ortadoğu hakkında Şarkiyatçılar kadar bilgimiz ve sabrımız yok ama onlardan çok daha kibirliyiz.
Hani diyorum ya; bu ülke bütün çağdaşlaşma çabalarına rağmen modern dünyayla sağlıklı bir ilişki kurabilmiş değil.
Bu Ortadoğu, Afrika, Asya ve dünyanın geri kalanıyla da böyledir. O kadar böyledir ki İmparatorluktan kalmış kültürel bir hinterlantla ilişkileri bir ara cemaate vermişlerdi.
Sözü çok fazla dallandırıp budaklandırma niyetinde değilim.
Adam iki kıta bir okyanus öteden deve kervanıyla geldi, develerini altın, gümüş, ipek kumaş, kehribar yükleyip gitti. Burnumuzun dibinde üstelik!
Hiç kimse mızmızlanmasın. Trump –Sam Amca- Ortadoğu’dan hakkı olanı aldı. Arapların silahını Amerika veriyor, güvenliğini Amerika sağlıyor. Ham petrolünü işleyip dünyaya Amerika satıyor. Her türlü teknik desteği, mühendislik hizmetini Amerika veriyor onlara. Petrol parasını Amerikan bankalarında değerlendiriyor. Eh o kadar hizmetten sonra Trump’ın develerine som altın yüklemesi gayet normaldir. O serveti en azılı eşkıya bulacak olsa Kâbe’yi tavaf ederdi. Biz hâlâ biz laik demokratız onlar monarşik şeriatla yönetiliyorlar, teranesi vurmaya devam ediyoruz.

Çok mutlu aile çocukları olarak Galatasaray’ın şampiyonluğuna dair.
Hakemlerin yanlı kararlarıyla Turkish Şiş Kebap Lig’de rakipleriyle arayı açtılar. Bilhassa Fenerbahçe’ye karşı psikolojik üstünlüğü ele geçirdiler. Bu süreçte Morinho’nun modern futbol felsefesini terk edip şark kurnazlığına sarktığını gözlemledik.
Meselâ Hababam Sınıfı’nda kötü bir karakteri oynaması gereken Mert Hakan’ın hâlâ Fenerbahçe’de futbol oynuyor oluşuna şaşırmadık.
Türkiye’de futbol oyunu İstanbul’un çirkef takımları ve spor memurları eliyle tahammül edilir bir oyun olmaktan çıkarıldı, çok şükür.
Bonservislerine milyon dolar ödüyorlar, futbol oynamıyorlar. Topu korner dairesine koymayı bir zayıflık olarak görüyor bu yamyamlar! En küçük bir sakatlıkta hakeme tazyik ediyorlar. Oyundan çıkmaları bir dert, sakatlık numaraları bir dert! Gol sevinçleri yontma taş devrinde mamut avlamış İnka yerlisi gibi.
Hakemler piç oyun oynatıyorlar. Kabak ofsaytı devam ettiriyorlar. Aksiyon bitiyor, ağlara giden top gol değeri kazanmıyor! Orta hakemlerin çoğu korkak! Gözüyle gördüğüne inanmıyor, ihaleyi VAR’a yıkıyor.
Bundesliga, Laliga, Seri-A, Premier Lig, Ligue 1 ile kıyaslandığında bizimkisi Çengelköy hacet hanesi gibi! İzlenmez. Netflix’te, Mubi’de film izlemek, iyi yazarlardan kitap okumak varken Turkish Şiş Kebap Lig’de maç falan izlenmez. Premier Lig ve Bundesliga’nın özetlerini izlemek çok daha keyifli. Tempo var, taktik var, bireysel beceri var, rakibe saygı var, heyecan var, her müsabaka sürprize açık! Bizde en tıraş derbi 30 dakikada bitiyor.
Onun için zaman değerli. Değmez. Benim için bu sezonun en güzel tarafı Sivasspor’un ligden düşmüş olmasıdır. Ümit ediyorum, Türk futboluna en çok karakter katmış bir camiaya yaptığı saygısızlığın bedelini 30 yıl Turkish Şiş Kebap Lig’den uzak kalarak öder.

Bir vesile ile tekrar edebiyata döndüm. Edebiyat zihni temizliyor. Büyük adamlar Kafka’nın hamam böceklerine dönüşüp küçülüyorlar. Gözünü ekrandan alınca, hayat bir tür minyatür resim düzenine giriyor ve giderek normalleşiyorsun. Kelimelerle o büyük adamların boyları eşitleniyor. Bir Anadolu parsı bütün körfez ülkelerinden daha değerli görünüyor sana. İnsanın asıl varoluş sancısına döndükçe günlük kaygılar, şizoid sapmalar, obsesif durumlar törpüleniyor. Kısacası edebiyat insanı sağaltıyor.
Edebiyatla ilgili son öğrendiğim daha doğrusu tekrar hatırladığım şeylere gelirsek; Vişne ağacı çiçeği ile kiraz ağacı çiçeğini birbirinden ayırmaya başladığında iyi bir şair oluyorsun.
Sebahattin Alî’nin ailesi ilk telifi komünist Çekoslavakya’dan 50 Dolar olarak almış; bizde de edebiyatın toplam değeri bu kadardı zaten!
Ahmet Hamdi Tanpınar, Serveti Fünun edebiyatının son temsilcisiydi. Şekil var ama ruh yok!
Zannedildiğinin aksine, Alman Şarlman dönemi ile başlayan modern dönem mitolojik dönemden çok daha fazla hurafe üretiyor. Modernlik arttıkça hurafe, mistisizm azalmıyor. Aksine modernlik kendi hurafesini antik döneme göre çok daha hızlı üretiyor.
Bana ait genel bir tespit; Türkiye’de yazarlar ve şairler edebiyatın edebiyatını yapmaktan bir türlü edebiyat yapamıyorlar.
Üç vakte kadar, Davul, Zurna, Ot, Kafkaokur, Bukovskiişer dergileri Volkan Konak’ı kapak yapacaklar.
İyi bir şairin dizeleri, iyi bir yazarın cümleleri atomun çekirdeğini parçalayan formülden çok daha değerlidir. Çünkü söz bilimin putperestliğinden çok daha yüce bir şeydir.
Modern edebiyatın kalıplarına girdikçe edebiyatın bir tadı tuzu kalmıyor. Girmeyince de herhangi bir kabul görmüyorsunuz. Çağdaş yazar şair vs. olamıyorsunuz.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

Hiç yorum yok: