15 Ocak 2017 Pazar

RETROLARINDAN TÖVBE EDEN HİÇ PORNO İZLEMEMİŞ GİBİDİR – 105

Yazar Gündüz Vassaf'ın modern dünyayı sarkastik bir dille eleştirdiği Cennetin Dibi adlı kitabı sosyolojik tahlilleri açısından gerçek bir karnaval. Uzun zamandır beni bu denli eğlendiren ve rahatlıkla karata giden bir kitap okumamıştım.

O zamanlar Allah’a iman etmiş, kitaplarına, suhuflarına, meleklerine inanmış çokça Müslüman adamlardık ve o at kuyruğu yaylı kemençelerin tsambulaların yanıp söndüğü bahar gecelerinde sevgiliye serenat için çalınması durumunda on dörtlülerin yaman yağmurunun başlayabileceğine, ‘’gecenin şahidi olmaz’’ türünden hayatı kuşatmış basit bir ahlak yasasıyla murt gidebileceğimize ve de tanrının kabir âleminde bize pek rahmet nazarıyla bakmayacağına inanıyorduk.

Bir Trabzonsporlu olarak Fenerbahçe’nin hırsızlık abidesi müzesini soyma fikri bana her zaman heyecan vermiştir. Hatta bu konuda ‘’Açık Proje!’’ adıyla bir yazı bile karalamıştım. Ama bu türden bir işi başarabilmek için en az ikinci dereceden iki bilinmeyenli bir matematik sorusunu çözmek kadar doğal bir zekâyı ve onu modern bir toplumun bütün enstrümanlarını kullanabilecek sosyal yeterliliğe sahip olmayı gerektirir. Bunun yapılmasındaki amaç Türk futbolunda emek hırsızlığını ve şikeyi gelenekselleştirmiş bir camiayı yediği haltlar yüzünden güvende hissettirmemek. Yani Türkiye’de hukuk sisteminin siyasallaşıp kifayetsiz kalmasından kaynaklanan bir tür sosyal davranış biçimi. Türkiye’deki bütün kulüpler ve onların taraftarları Fenerbahçe’nin hırsızlık abidesi müzesinin soyulmayı hak ediyor olduğuna inanması lazım. Meselâ bunu başarmak için obez bir papaz kullanılabilir. Fenerbahçe müzesine girerken görevlilere çıngıraklarla kutsal su serpip müzeyi kutsuyor olduğunu söyleyebilir. Böylece X-Ray cihazından geçerken kaftanının altındaki sahte kupayı ve cam elmasını yakalatmamış olur. Sonra iş Fenerbahçe’nin kupalarını takdis etmeye gelir. Oyuncak tabancayla kameraları tek atışta ıslatıp buğulandıracak ve objektifin tam ortasına konup çırpınan plastik Apollon kelebeği için epeyce bir beceri de lazım tabi. Sonra hayatın boş viteste aktığı bir anda o kupanın camını cırt diye çizip, kadife eldivenle tok bir sesle ustaca kırmak ve elini kupanın yerine bastırıp alarmın çalışmasına engel olmak gibi teknik derinlik gerektiren çok daha komplike işlemler var. Papazın karnındaki ayrık sahte kupayı dört saniyede birbirine eklemleyip yerine koymak ve karın boşluğuna yerleştirilen orijinal kupayla Fener’in diğer kupalarını takdise devam etmek ve şüphe uyandırmamak gerekiyor. Sonra kapıdaki güvenlikçilere ‘’Tanrı Fener Rum patriğini ve Fenerbahçe’yi bütün kötülüklerden korusun. Ne de olsa Fenerbahçe futbola bizim çayırımızda başlamıştı. Amen!’’ deyip kapıdan ustaca sıvışmak var. Ha, yemedi ve can korkusu var, son çare olarak kafayı geçirmek de Arsini bir yöntem.

Demokrasinin taharet sorunu olmayan, uçkuruna düşkünler için mucizevi bir sistem olduğu yönündeki kanaatim muhafazakâr İslamcı kılıklı liberal bukalemunların cumhuriyeti madde madde ele geçirmeye çalıştığı şu günlerde daha da pekişti.

Fenerbahçe’yi kupada 2-1 yenen Mustafa Reşit Akçay’ın en bilimsel futbolu oynattığı 1461Trabzon takımından Trabzonspor’a neyin devrettiği suali cevaplandırılmaya şayandır. En azından Trabzonspor’un dolar güdülü transferlerle Mithridates’in su değirmenine dönüşüp kimliksizleşmesine e küme potasında eğleşmesine maniydi o gençler. Neyse giden gitti, kalan topçular dolara endekslidir, deyip geçelim. Yusuf Yazıcı’da erken bir İbrahimoviç yeteneği görüyorum. Ya da Orta Avrupa topçularının mental ayarında bir rahatlık. Bu Trabzonspor adına iyi bir şey muhakkak. Aklımda kalan diğer topçu da Onur Recep Kıvrak. Bu uşağı şu saate kadar Galatasaray alamadıysa bu AKP’nin bu uşağı Trabzon’dan senatör yapacağındandır. Ben biraz takıntılı bir adamım; biraz geride kaldım, gözüm hâlâ sahada Latin horozu Colman’ın ara paslarını arıyor. Maalesef N’doye’nin kafaya çıktığı pozisyona faul çalmak Türk hakemliğinin 12 Eylül’den kalma güvenlik takıntısıdır. N’doye hakeme sövmekte, hakem de onu oyundan atmakta haklıdır. Çünkü zannedildiği gibi hayat mantığın kalıplarından taşan bir şeydir.

Tsalimor düzlüğündeki yüksek bahisli ateşli horoz döğüşleri, Kafkasör festivalindeki nefes kesen boğa güreşleri, Ege bölgesindeki renkli deve güreşleri, Kırkpınar’daki yağlı güreşler ve Ankara’da siyaset. Abdullah Gül’ün zoraki reisicumhur seçilmeye çalışıldığı günlerde Deniz Baykal’ın sarf ettiği; ‘’ Ezdirme kendini pehlivan!’’ sözü.

‘’Sovyetleri unutanın kalbi yoktur. Sovyetlere dönmek isteyenin de aklı yoktur.’’ Vladimir Putin 99 Rusya seçim konuşmasından

Son dolar bozdurulduğunda, son ihaleler dağıtıldığında uzun adam merkez bankasının emisyon gücüyle satın alınmış bir ülkenin aslında hayatsız Mars kraterlerinden farklı olmadığını anlayacaktır. Uguh!

Gugulet’ten Gürcü Cemal’in sözüydü; ‘’Ortodoks Ruslar iyidirler, güzeldirler ama her nedense Kafkas halklarını adamdan saymazlar.’’ Ruslar iki millete sınırsız kredi tanımışlardır. Birincisi onlara dinini ve Kiril alfabesini öğreten Yunanlılara. İkincisi onlara tarihte savaşla cesareti (ciğitliği) ve efendiliği öğreten Türklere. İki millete de bir Avrupalı ya da Amerikalı gibi davranmazlar. Doğu hissiyatıyla muamele ederler.

Azerilerse hikmeti tam olarak anlaşılamayan, inandığı ahlaki öğretiyle hayata müdahil olmak yerine olayı pasifist bir tutumla kendi varoluşunun temellerine yıkan bizdeki Aleviler gibidirler. Yani Azeriler otomatik Alevilerdir.

Nasıl ki Osmanlı yüzyıllardan beri Balkanlar’da ve orta Avrupa’da salladığı kılıçla Avrupa’yı ve Batı’yı tarihe uyandırdıysa, aynısını Amerika soğuk savaş dönemindeki abartılı askeri propagandayla yaptı. Yani Rusların bugünkü politik teyakkuzunun sebebi Hollywood yönetmenlerinin ve Washington’daki politik ahmakların tarih körlüğüdür. Yoksa Rusya bugün kış uykusuna yatmış bir Sibirya ayısı gibi horluyor olacaktı.

Modern paradigma Türk’e, Kürd’e, Laz’a, Ermeni’ye, Rum’a, Boşnak’a, Arnavut’a, Süryani’ye, Alevi ve Sünni Müslüman’a acımadan onları öğütüp onları bambaşka bir forma dönüştürüyor. Bunlardan hiçbirisi modernliğe karşı alternatif bir felsefi, kültürel bir hayatla reaksiyon verme becerisi gösteremiyor. Hepsinin ortak bir genle bunu üretmek gibi bir derdi de yok. Varsa yoksa o modern paradigmanın siyasi ve askeri kanadında taşeronluk alıp kendi kısır geniyle diğerlerini kuşatmaya çalışmak. Şair İsmet Özel bu cihanşümul medeniyet genine kalın Türk diyor. Ama ben aynı kanaatte değilim. Onun için ne o bunamış herifin dediğini ne de benim dediğimi anlıyorsunuz.

Eski Mısır’da tanrılar yarı hayvan yarı insan suretindeydi. Antik Yunan’da ise hayatın belli alanlarında maharetleri olan seçkin insanlardı. Teknolojinin tavan yaptığı modern zamanlarda ise selfi çubuğuyla fani görüntüsünü dondurma becerisi gösterebilen her insan tanrıdır.

1980’li yıllarda Of’un pazaryeri girişinde insanın içini burkan, oldukça tuhaf görünümlü bir dilenci vardı. Cenin tipli tüysüz uzaylılarla Afrika’da açlık ve susuzluktan ölmek üzere olan insanlar arasında bir şeydi. Her perşembe günü çarşının girişinde karnı açık sırtüstü kaldırıma yatırılır, beyaz gözlerini göğe sabitlerdi. Vücudundaki bütün kemikleri sayılan ve her an ölecekmiş ya da ölmüşte mumyalanmış gibi kımıldamadan duran o dilencinin başında elinde yeşil bir maşrapa ile sokaktan gelip geçene durmadan ağıt yakan başka bir adam daha vardı. İlk mektep talebesiydim. Oradan her geçtiğimde içim burkulurdu. O dilenci ve başındaki merhamet dilencisi insana kendini hep eksik hissettirirdi. İçimden, iyi de bunun bir çaresi yok mu? Ne bileyim, bir doktor, hastane, nefesi kuvvetli bir hoca ya da muska, hamayıl gibi bir şey. O dilencinin yıllarca Of’ta o şekilde dilenmesine ne polis, ne zabıtalar, ne kaymakam, ne jandarma ne de Oflular hiç kimse aldırmadı. Günahı olan o yeşil maşrapaya tırınk! diye bir bozukluk fırlattı. Şimdiki muhafazakâr İslamcı kılıklı liberal bukalemunların Türkiye’deki halini görünce aklıma hemen o dilenci geliyor.

Türkiye’de kerih görülen ‘Oflu’ mefhumunu sosyolojik açıdan biraz kazırsanız altından yüzyıl önce altüst olmuş siyasal dengelerle ilgili bambaşka bir şeyler çıkar. Ama İstanbul emniyet müdürünün suçladığı Sarıalizâdeler ile ilgili menfi bir şey söyleyemem çünkü tarih boyunca insanın komünal yaşamdan kalma yamyamlığını dizginleyecek kendi cinsinden daha itidalli bir klanın gerekliliği açık bir vakıadır. Eskileri rahmetli babaannemin hesapsız komşularıydı ve her şeye rağmen iyi insanlardı.

Karadenizli bir yazar olarak temennim Zerrin Egeliler dâhil her Egelinin Dido Sotiriyu’nun Benden Selam Söyle Anadolu’ya adlı eserini okumadan ölmemesi yönündedir.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

12 Ocak 2017 Perşembe

RETROLARINDAN TÖVBE EDEN HİÇ PORNO İZLEMEMİŞ GİBİDİR – 104

Dolar ve Avro artık yoğum bakımda yatan AKP hükümeti ve saray siyam ikizlerinin kalp atışlarını gösteren monitördeki yeşil grafikler gibi. Hastayı her an kaybedebiliriz.

Tarihten kalma hastalık derecesindeki deliliğimizin modern dünyada da geçer akçe olduğu zannıyla yaşayıp her gün halüsinasyonlar gören garip bir milletiz.

Klasik Türk musikisi modernleşmeyle Türk milletinde nükseden bazı marazları tedavi etmek için vardır. Havale geçiren ve felç olan hastalar için rast makamı, muhafazakâr İslamcı kılıklı liberal sağcı bukalemunların zehirli politik retorikleriyle kudurmuş tehlikeli deliler için Kürdilihicazkâr parçalar ve bilhassa kitle psikolojisiyle alıklaştırılmıs psikopatlar için Nihavent makamındaki ezgiler şifa kaynağıdır.

Dedelerimiz insaflı adamlardı. Bilhassa Balkanlarda ölüm cezasına çarptırılmış bir Hırvat’ı yağlı kazığa oturtacakları zaman infazı yapan Yeniçeriler fazla acı çekmesin diye mahkûma uzun bir esrar çubuğu çektirirlerdi. Bunlarsa tütünü bile çok görüyorlar bize.

Zaten oldum olası bu ülkedeki aşırı vatan sevgisinin Dow Jones borsasının bileşik endeksindeki yeşil renkli servet nabızlarında basit bir titreşimle sona ereceğiyle ilgili içimde hep bir kuşku vardı.

Türkiye gibi bir ülkede on sekiz yaşındaki bir genç üç şeyi düşünür. Birincisi ne marka kot pantolonu giyineceğini, ikincisi hangi gsm hattının daha avantajlı olduğunu, üçüncüsü de kiminle çıkacağını. Ama AKP’nin cumhuriyeti çalma projesiyle on sekiz yaşındaki delikanlılara yeni bir fırsat doğdu. Artık politikaya atılıp ağabeyleri gibi devleti soyma fırsatı bulurlarsa sevgililerine jartiyerli iç çamaşırı takımı da alabilecekler.

Türkiye’de insan için hayat sürekli tarihin lanetinden kaçma biçimi. Modern dünyanın ortasında Anadolu’nun öksüzlüğüne yakalanacak diye ödü kopuyor. Kaçarken de bir türlü elde ettiği niğmete razı olamıyor; durulup Mevlâ’sına şükredemiyor.

Şu haliyle Türkiye’deki Sünni Müslümanlar bir çift takım elbiseyle modern insan postuna bürünmüş eşkıyalar. Latin Amerika’nın zenginliklerini yağmalayan Katolik İspanyollardan hiçbir farkları yok. Sünniler o gaddarlığı mezheplerine uydurdukları bankalarla yapıyorlar. Onun için de hayatı ve insanı kuşdiliyle boğmak için yapamayacakları şey, söyleyemeyecekleri yalan yok. Oysa Müslüman olmanın manası çok açıktı. İnsanın ve hayatın kendi ritmiyle akan yasalarının zorlanmasına, insanın zorbalarca kamçılanmasına müsaade etmemek. İnsanı bir yarış atına çevirip çatlatmamak. Ama gel de bu hayvanlara anlat!

Artık Türkiye, diye bir ülkenin varlığından ve orada sükûnetle akan masalsı bir hayatın varlığından bahsedemeyiz. Modernliğe karşı barbarca bir meydan okuma var burada. Üstelik onu da modernliğin bütün niğmetlerini talan ederek yapıyorlar. Asya’nın bütün Çingeneleri Arap çöllerinin bütün bedevileri işbirliği halinde arsızca, amansızca ve de soysuzca yapıyor bunu.

Bir tür siyasi ensestin içinde debelenip duruyoruz. Bu Kemalistlerin bürokratik iktidarında da öyleydi, muhafazakâr İslamcı kılıklı liberallerin iktidarında da öyle. Sürekli bir şeylere razı edilmek gibi garip bir durumumuz var. Bir tür taşrada feodal bir yapıda savunmasız bir insana tasallut olma hali yani. İnsan olmamıza, insan kalmakta ısrar etmemize şeytanın kestiği ucuz bir fatura. Ta Çarlık Rusyası döneminden kalma Rus köylülerinin birbirinin kafasını patlatma biçimi. İlkel ve de tiksinç.

Bir kişinin tanrılığı için diğer herkesin şeytanlaştırıldığı bir soysuzluk kapımızda. Söz anlatamıyorsun; hiçbir şeyi izah edemiyorsun onlara. Çünkü alnına yaftalayacakları şey yıllardan beri zihinlerinde rezerve edilmiş, vücut salgılarında, beyin nöronlarının ucunda hazır ve nazır. ‘’Vatan haini!’’ Tarihin laneti böyle bir şey.

Hayır, yalnızken düşündüklerinizde ve hissettiklerinizde yanılmıyorsunuz. Dahası sırf insan olduğunuz için o düşüncelerde sonuna kadar haklısınız. Ama sadece biraz sosyolojik gözlem gerektiren derinliği var bu işin. Ortadoğu’nun uçsuz bucaksız çöllerinde katledilmesine ortak olduğumuz milyonlarca insanın ruhu bir adamın bedeninde birleşti ve kara bulutlar gibi Anadolu’nun semalarını kuşattı. Birazdan gök hışımla gürleyecek. Bazı şizofrenler bu lanete ‘’Büyük kurtuluş’’ diyorlar.

İnsanın bir döviz bürosundan dolar ya da avro alırken ‘vatan haini!’ gözüyle bakıldığı trajik bir zamandayız. Sürekli lanet ettikleri 12 Eylül ihtilalinden önce hiç olmazsa insanın onurlu bir ‘kaçakçı’ sıfatı vardı.

Dış güçler içeriden ve dışarıdan Türkiye’yi kuşatmışmış, kurtuluş savaşı veriyormuşuz. Sanki kendileri kendi hesaplarına çalışan bir iç güç değilmiş gibi. Sanki Beyaz Saray’daki o afili pozları rahmetli dedem Şirketi Hayriye vapurunun güvertesinde vermiş. Kronik şizofreni böyle bir şey. Hepsi yalan, hepsi palavra. Herkese ait olan bir cumhuriyeti çalıp bir hırsıza teslim etmenin tekerlemeleri bunlar. Bu kadar basit ve sarih!

Ortada çok kötü bir aile lideri var. Kumar düşkünü, her akşam kumar oynuyor ve her oyunda sürekli kaybediyor. Bankadaki parasını, arabasını, işyerini, evini kumarda kaybetmiş. Ama masadan kalkmaya niyeti yok. Dostları onu bir türlü ikna edilemiyorlar. Son koz olarak evin hanımını masaya sürmüş. İşte bu ülkenin meclisinde bu trajedinin devamına yardımcı olan yeterince pezevenk var!

Çok şanslı ve biraz da bencil bir çocukluk geçirdim. Beş yaşından on dört yaşına kadar sofrada hiç kimse kuymağın ve troklostinin dibine kaşık saplamaya cesaret edemezdi. Çünkü hemen çıngar çıkarırdım. Onun için zavallı Cemal dayım hiçbir zaman gerçek bir kuymağın sırlarına vakıf olamadı. İşte bu sebepten dolayı ben Türkçeyi kuşanıp insandan yana hayatın kademesine girdiğimde sahadan sürekli kemik sesi geliyor ve tribünlerden küfürlü uğultular yükseliyor Sebastiyan.

Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’ndaki; ‘’Medeniyyet! dediğin tek dişi kalmış canavar!’’ mısraından bakıldığında CHP’nin mecliste yaptığında pek abes bir şey yok!

Eski Türkiye’de Kemalistlerin ‘’Laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor, yobazlar ülkeyi ele geçirecek!’’ velvelesiyle yaptıkları politik ensesti bugün iktidardaki muhafazakâr İslamcı kılıklı liberal bukalemunlar ‘’Batılılar içeriden ve dışarıdan biz Sünnileri kuşattı, Şia İran’ın önünü açıyor!’’ velvelesiyle yapıyorlar. Bay potansiyel başkanın dinden kardeşleri ve cumhuriyetin vatandaşları da farklı taraflara bakıp kendi barbarlarını bekliyorlar

Kığışı olmayan ve inkıtaya uğrayan Arap baharıyla çoğu analistin fark edemediği aslında komik bir şey oldu. Katı diktatörlüklerle yönetilen Araplar Türklerin Batı’nın yörüngesindeki ikinci el demokrasisine tek kelimeyle posta koydular. Ve bu demokrasi servisindeki beceriksizliğin tek müsebbibi gene bu dangalaklar.

Aslında bütün işin özeti şu; Türkler beceriksizliklerinden tacir Araplara pazarlayamadıkları demokrasiyi depolarında çürümeye terk ettiler. Şimdilerde demokrasiden vazgeçen muhafazakâr İslamcı kılıklı liberaller koca cumhuriyeti toptan yutma derdindeler.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

MOĞOLLARIN UĞULTUSU & PUPA YELKEN KARADENİZ

Moğolların Uğultusu (400 sayfa 39 fantastik deneme)
Pupa Yelken Karadeniz (199 sayfa 5 bahis fantastik deneme)

Trabzon'da Ra ve Beşikçi, Rize'de Önce kitabevlerinden (0462) 326 49 71 Ramazan Diler'den temin edilebilir.

11 Ocak 2017 Çarşamba

RETROLARINDAN TÖVBE EDEN HİÇ PORNO İZLEMEMİŞ GİBİDİR – 103

Moğol genli Asya Çingeneliğine eklemlenmiş talancı Bedevi expatlar, Yunanlıların site devletlerini idare etmek için icat ettiği demokrasinin modern zamanlardaki tüm zaaflarını kullanarak ele geçirdikleri merkez bankasının emisyon gücüyle Osmanlının ucuz tebaasını yıllarca ayarttılar. Şimdi de İngilizlerin yüzyıl önce Anadolu’da kurup Kemalistlere emanet ettiği cumhuriyeti başkanlık sistemi teranesiyle çalıp hamillerine yazmak üzeler!

Üzerinde nefes aldıkları, yıllarca zenginliklerini çaldıkları bu toprakla sahici bir illiyetleri ve soyları olmadığı için bugün koca bir ülkenin hukukunu çalıp bir ruh hastasına bağlama ihtiyacı hissediyorlar. Çünkü ortada yüzyıllık cumhuriyetin bütün kurumlarını tarumar etmiş ve hukuk önünde hesap vermekten korkan bir eşkıya çetesi var. Bu aşağılık çete kendi halkına vurduğu kamçıları bugün sokaklarda patlayan bombalara çevirmiş ruh hastalarından oluşuyor. On beş yıllık iktidarlarında yaptıkları hukuksuzlukları muhalif partileri ya politikadan men ederek ya da kartele alarak halka bulaştırma gayretindeler. Yıllarca hayatı sabote eden bu soytarı sürüsünün Türkiye’deki en büyük cemaat olduğu elbette anlaşılacak. Ama bunları tedavi etmek için dünyadaki bütün klinikleri seferber etmek yetmez. Maalesef Türkiye’yi Hitler Almanya’sının akıbetinden çok daha beteri bekliyor. Modern dünyada akıl Nasyonal sosyalizmle toslamıştı. Siyasal İslam ise bu imanlı hayvanlarla fena toslayacak!

‘’Başkanlık iyi bir şey, mutlaka geçmemiz lazım!’’ diyor dostumuz. ‘’Neden iyiymiş, daha önce denediniz mi?’’ diye soruyoruz. ‘’Yok, ama halk ile devlet arasında halkı devletten koruyacak bir mekanizma!’’ Dostumuz bir siyasal sistemden değil de sanki bir Robin Hood kahramanlığından bahsediyor bize. İnsanın kadar çok yalana bu denli teşne olmasını Allah’a imandan başka hiçbir şey sağlayamaz. Bir doğruyu kabul etmemek için dokuz yüz doksan dokuz dereden dibi delik tenekeyle su taşıyorlar. Oysa lafı hiç uzun etmenin bir âlemi yok. Ortada bu ülkenin içine sıçmış bir şizofren kişilik var ve koca ülke bir türlü bu hastalık hastası adamdan kurtulamıyor. Dahası o hastanın peşinde onun kişilik bozukluğuna uyarlanmış ve adına hükümet denilen ama devletmiş gibi davranan on binlerce tımarhanelik adam var. Söylemekten korkuyorlar ama gerçek bu kadar basit ve sarih!

Eskiden Hz. İsa’nın söylediği varsayılan bir söze göre ilahi hayat yasası şöyleydi; ‘’Sezar’ın hakkı Sezar’a, tanrının hakkı tanrıya!’’
Muhafazakâr İslamcı kılıklı liberal bukalemunlar Anadolu’da politikayı kartele alınca; ‘’Sezen’in hakkı Recep’e, sazanların hakkı Recep’e, tanrının hakkı Recep’e, laiklerin hakkı Recep’e, cumhuriyetçilerin hakkı da Recep’e, Recep’in hakkı zaten Recep’e!’’ Kısacası Recep ye Hüseyin’e bırakma!

Benim gördüğüm şeyin özeti tam olarak şudur; 15 Temmuz gecesi cemaatin gaddar darbe teşebbüsünü püskürtmek için sokaklara çıkıp tankın altına yatmış necip bir milleti bu gece meclisinin televizyon yayını kesilmiş korsan bir anayasa değişikliği ve başkanlık sistemiyle bay potansiyel başkanın altına yatırmaya çalışıyorlar. Yani bu necip millet tankın altına yatarken aslında demokrasinin üstüne yatmıştı; şimdi saraydaki tek adamın altına neden yatmak istiyor? Madem saraylı tek adamın altına yatacaktınız Fethullah Gülen’in altından neden kaçtınız?

Francis Fukuyama tarihin sonu tezini yazarken Dadaloğlu'nu hesaba katmayarak fışkıyı yemişe benziyor; zira bu dünyada Türk varken tarih asla bitmez.

Tam yüzyıl evvelinde Trabzon’dan Sohumi’ye göç eden Rumlar komünizm devrinin insanı metalaştırma sürecinde Roma ve Osmanlının kadim bir halkı olarak sahip olduğu hayat tecrübesiyle direnip değerlerini muhafaza etmeyi başarmış. Hâlâ her pazar günü kiliselerindeki ayinlerde Trabzon şehrinin selameti için tanrıya dua ederler. Dost meclislerinde Çepni Türklerinin hayata ve insana karşı vurdumduymazlığından yakınırlar ama kimseden de bir şey beklemezler. Trabzon’un eski yaşamıyla ilgili akla hayale gelmez hikâyeler anlatırlar. Kafkaslardaki Hıristiyan Çerkezleri Rusların votkalarında daha çok severler. Kim olursa olsun Trabzon’dan Sohumi’ye gelene hacı muamelesi yaparlar ve onlara evlerinin kapılarını açarlar. Seksen yaşındaki Rum Maria ise duygusal bir insandır; çok fazla dayanamaz. Ve sırf Trabzon toprağı kokuyor diye ve içindeki özlemi dindirmek için kutlu misafirine sarılır.

Aslında meclisteki modern cumhuriyete veda törenine en çok AKP’liler üzülmeli. Başkanlık sistemine geçildiğinde muhtemelen bay potansiyel başkan ilk olarak Mustafa Kemal’in okullardaki posterlerini, meydanlardaki heykellerini kaldırtacak ve bu herkes için bir devrim olarak kutlanacak. Ama sonrasında bay potansiyel başkan bambaşka birisi olacak. AKP’liler on beş yıldır iktidarda olan bu adamı hiç tanımadıklarını anladıklarında iş işten geçmiş olacak. Dünyanın en büyük siyasi mafyasıyla ters düşme korkusu içinde bir ömür sürecekler. Ve Mustafa Kemal’in resmi bayramlarda hissettikleri hayaletini bile özleyecekler.

Bay potansiyel başkanın bu ülkede başardığı en önemli şey sadece Nazi Almanya'sında Hitler'in ateşli nutuklarıyla tavan yapmış kitle psikolojisidir. Bütün o milyonluk Kazlıçeşme mitingleri, televizyon nutukları, grup toplantıları, telekonferans bağlantıları ve muhtar vaazları Türk toplumunda söz dinlemez bir Frankeştayn olarak karşılık buldu. Bugün o laf anlamaz cahil Frankeştayn cumhuriyeti yutmak üzereler...

Kafkaslarda vahşi taştan yapılmış baca türü yüksek dargın kuleler Kafkasyalıların yerel tanrılarına en yakın oldukları en eski manastırlarıymış. Gençler dargın kulelere çıkıp civardaki halklardan gelebilecek düşman ordularını gözetirlermiş. Roma Hz. İsa’nın diniyle onların paganlığını da ıslah edince dargın kulelerin yerini manastırlar ve kiliseler almış. Yıkık dökük vaziyetteki dargın kuleler geçmişteki pagan dedelerinin asri sevdalılara armağanı mütevazi birer aşk şatosuna dönüşmüş.

Sohumi’deki seksen yaşındaki Rum Maria Nine’nin de dediği gibi; biz Çepni Türkler hayatta hiçbir şeye hak ettiği değeri vermeyerek her şeyi hunharca harcayıp bitiriyoruz. Kibirli ve cahil cesaretimizle hayatın ve insanın türettiği her şeyi de en hoyratından budayıp duruyoruz. Sonra da nedenini anlayamadığımız o hayatla ilgili kendi kendimize; ‘’İyi de tanrım, bu neden böyle?’’ diye sorup duruyoruz. Oysa o şeyin öyle olmasının nedeni de oldukça basit. Sırf biz böyle olduğumuz için bütün bu olup bitenler öyleler!

O zamanlar Allah’a iman etmiş, kitaplarına, suhuflarına, meleklerine inanmış çokça Müslüman adamlardık ve o at kuyruklu kemençelerin, tsambulaların yanıp söndüğü bahar gecelerinde sevgiliye serenat için kullanılması durumunda on dörtlülerin yaman yağmurunun başlayabileceğine, ‘’gecenin şahidi olmaz’’ türünden hayatı kuşatmış basit bir ahlak yasasıyla murt gidebileceğimize ve de tanrının kabir âleminde bize pek rahmet nazarıyla bakmayacağına inanıyorduk.

Kanaatimizce Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı yok. Ama on beş yıldır Türkiye’yi soyup soğana çevirmiş muhafazakâr İslamcı kılıklı liberallerin yaptığı ve sürekli hukuktan kaçan hırsızlıklara bir kanun uydurma ihtiyacı çok açık. Bir millet kötü kanunlara rağmen iyi savcılar ve hâkimler eliyle de iyi yönetilebilir. Ama aynı milletin hırsızlarına bırakın yeni bir anayasayı Mushaf’a ilave olarak tahrif edilmiş İncil’i, Zebur’u, Tevrat’ı ve diğer suhufları da getirseniz hiçbir şey değişmez. Çünkü Türkiye’deki sözde imanlı hayvanlar hiçbir kitaba razı değildir. Yeni anayasayı da hiçbir kanuna uymamak için yapmaya niyetliler.

AKP iktidarı devrinde yerlerde sürünen Türk entelijansiyasını pek bilemiyorum ama benim hakikaten cevabını merak ettiğim ve sürekli kafamı kurcalayan ciddi bir soru var. Papa II. Jean Paul’un affettiği Mehmet Ali Ağca AKP’nin on beş yıllık keyfi iktidarı hakkında tam olarak ne düşünüyor? Ve sarayın Türk halkına dayatmaya çalıştığı başkanlık sistemi tartışmalarının neresindedir?

Türkiye’deki Müslümanların cumhuriyetin içini dolduracak bir felsefeleri, Anadolu’daki hayatı insanca tanzim edecek bir ahlakları dünyaya ve insana sunabilecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Tarihten kalmış tek felsefeleri var; fütuhata bağlı olarak talan. Bugün Türkiye’de yapmaya çalıştıkları şey tam da budur. Dolayısıyla modern cumhuriyet Sünni Müslümanlara XXL geldi. Bu haliyle Small bile bunlara çok büyük gelir. Yalandan tarih fetişizmi yapıp ne olduğu belirsiz neo-Osmanlıcılık teraneleriyle cumhuriyeti riske etmenin bir âlemi yok. Kıçınızın üstüne oturup modern dünyanın size sunduğu nimetlerden zıkkımlanıp ecelinizle ölmeniz tüm insanlık ve de sizin için çok daha makuldür.

Aslında meclisteki modern cumhuriyete veda törenine en çok AKP’liler üzülmeli. Başkanlık sistemine geçildiğinde muhtemelen bay potansiyel başkan ilk olarak Mustafa Kemal’in okullardaki posterlerini, meydanlardaki heykellerini kaldırtacak ve bu herkes için bir devrim olarak kutlanacak. Ama sonrasında bay potansiyel başkan bambaşka birisi olacak. AKP’liler on beş yıldır iktidarda olan bu adamı hiç tanımadıklarını anladıklarında iş işten geçmiş olacak. Dünyanın en büyük siyasi mafyasıyla ters düşme korkusu içinde bir ömür sürecekler. Ve Mustafa Kemal’in resmi bayramlarda hissettikleri hayaletini bile özleyecekler.

Tabi biraz iyi tarafından bakacak olursak padişahlığa (başkanlık sistemine) geçiyor olmamızın şöyle bir faydası da mevcuttur. Yazarlar ve mütefekkirler artık kitaplarını yayınevlerine değil direkt padişahımızın sarayına göndereceklerdir. Şayet eser zatı şahanelerinin beğenilerine mazhar olursa kitap bir kefede altın ile tartılacak ve müellifi de sebeplenecektir. Tabi bu durumda bazı uyanıklar kitapları daha ağır gelsin diye sahifelerin kenarlarına gümüş nakışlar işlettirecek, bu da nakkaşlık sanatını ihya edecektir.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

9 Ocak 2017 Pazartesi

RETROLARINDAN TÖVBE EDEN HİÇ PORNO İZLEMEMİŞ GİBİDİR – 102

Onca mürekkep yalamışlığımıza rağmen eski Türkiye’de gelinlerine mısır ekmeğinin kuru kabuğunu, bir tas ğuliyayı reva görmeyen kötü kaynanaların ecellerinin yaklaşmakta olduğunu hissedip cehennem ateşi korkusuyla torunlarına tebessüm etmelerinin hükümetin sosyal güvenlik kapsamında asgari ücretin üzerinde maaşla ödüllendirilebileceğini tahmin edememiştik.

AKP iktidarı cemaati çizgi ofsaytla sistemden Kürt politikacılarıysa cebren ve hile ile meclisten tasfiye etti. Devlet Bahçeli’nin koltuk korkusuyla MHP’yi koltuğunun altına aldı ve oluşturduğu mafyatik kartelle on beş yıllık iktidarındaki suçları bütün topluma teşmil etme yolunu tercih etti. Yani bu haliyle başkanlık sistemiyle geçmişte politikadaki kirli icraatlarının faturasına halkı ortak etmiş durumda. Başkanlık sistemine geçiş gargarasıyla şimdilik kartele alamadıkları tek parti CHP gibi görünüyor. Onu da terör üzerinden şeytanlaştırıp hizaya sokma derdindeler. İşte tam bu aşamada şeytan tanrıya şöyle fısıldıyor; ‘’ Onların hepsini demokrasiden sapmış göreceksin!’’

AKP iktidarı Batılıların bir çift gözüne modern zamanların en büyük tek gözlü Anadolu korsanı olarak görünüyor. Çünkü bin yıllık Hıristiyan ve bin yıllık İslam geçmişi olan imparatorlukların bakiyesi cumhuriyete tebelleş olmuş bir eşkıya durumda. Bu haliyle 15 Temmuz iki acemi korsan arasındaki Boğaz Harbiydi, denilebilir.

Çamburnu yangını ile ilgili tuhaflıklar.
1- Çamburnu sarıçamın denize indiği dünyadaki iki noktadan biriydi; arkasındaki eski maden ocaklarını çöp deposu yaptılar. Sürekli bir çevre tartışmasının odağıydı güzelim Çamburnu!
2- Geçen yıl yoğun kar yağdığında Çamburnu’nda tuhaf bir şey gözlemledim. Yoğun kar çamların bir kısmını kırdı. Ama nedense o kırık çamlar çok uzun süre öylece kaldı; çok sonradan kesildiler.
3- Heyelan tehlikesi sebebiyle dışarıdan mesire yerinin altından geçen yol trafiğe kapatıldı. Trafik tünelin içinden verildi. Hatta asfalt çam kozalaklarıyla doldu.
4- Petro-dolar bir Arap Karadeniz’in eşsiz florasına aşık oldu ve stadyum için kesenin ağzını sonuna kadar açtı.
5- Ve Çamburnu’da bugünkü korkunç yangın çıktı. (Söylenenlere göre altı-yedi noktadan!)
6- Şu ana kadar yangına helikopterle müdahale yapılmadı. Yani bakanların tayyarelerle cirit attığı güzelim yeşil Karadeniz’de bir yangına müdahale edecek ciddi bir yangın istasyonu mevcut değil.
7- Artık bu ülkede hepimizin emin olduğu bir şey var; o da mevcut iktidarın insana ve hayata en sertinden kastettiği gerçeği.

Ak Saray’ın herhangi bir kapıkulu ruhlu zavallı reisçisini Türkiye’nin yekûnuna ait basit bir sosyo-politik realiteye ikna etme ihtimali Mısır’daki ehramların karanlık dehlizlerinde yeni bulunmuş bir Firavun mumyasını elektroşokla diriltip ondan hiyeroglif yazısıyla Mısırlı büyücülerin gizemli marifetlerini birinci elden öğrenme ihtimalinden bile çok daha düşüktür.

Batılıların içeriden ve dışarıdan Türkiye’yi kuşattığı tezi muhafazakâr İslamcı kılıklı liberal bukalemunların dillendirdiği sağ eğilimli ahmaklara yutturduğu politik motivasyonlu bir yalandır. Vakıaya sosyolojik açıdan bakıldığında; bütün olup biten şey modern dünyanın nimetlerine üşüşmüş Sünni kibirli yeteneksiz bir kültün cumhuriyetle birlikte Batı medeniyetine karşı herhangi bir reaksiyon verme yeteneğini gösteremediği gerçeğidir. Türkiye’deki Sünni Müslümanların yediden yetmişe imamından tarikat şeyhine, hocasından politikacısına istisnasız hepsi birer sahtekârdır. Batılıların tekniğini alma ama sözde o tekniği üreten insanın ahlaksızlığını almamak ulusal politikada çok daha büyük bir ahlaksızlık doğuruyor. Ve sosyolojik açıdan bu imkânsıza yakın bir durum.

Çamburnu’nundaki ormanları yakan zekâ iki yıl önce Civra civarında Fenerbahçe kabilesine yapılan menfurumsu saldırıyı hâlâ aydınlatamamış ve Trabzonspor camiasını şaibe altında bırakmış ikircikli zekâdır. Bu zekâ dünyada sarıçamın denize indiği iki noktadan biri olan Çamburnu’nun tepesindeki eski maden ocaklarını katı atık depolama merkezi olarak doldurmaya inatla devam eden duble yol çaplı zekâdır. Bu zekânın Karadenizlileri ormanlarda domuz ve ayı avlamak yerine entarili Arap nallattırması pek yakın gözükmektedir.

Yıllarca Trabzonspor’un müsabakalarına atanan futbol hakemlerinin validelerinin Karaköy’deki kerhanelerde meskûn olup olmadığı konusunda aramızda hararetle tartışıp durduk ama koca Trabzon şehrine vali olarak atanan saray soytarılarının Karaköy kerhanelerinde çalışan fahişelerin şefkat yoksunu evlatları olup olmadığını henüz çözemedik. Zira bu valilerin tek vazifesi Trabzon deplasmanına gelen Boğaz takımlarının emniyetini sağlamaktır. Bu iktidar döneminde Ankara bürokrasinde pişmiş ne kadar politik hayvan varsa hemen hepsini Trabzon’a atamışlar. Tecrübe ettiğimiz şey istisnasız hepsinin Trabzon’dan, Karadeniz’den nefret ettikleri yönündedir! Bu savımız için şahadet edecek en az dört yüz akıl baliğ Trabzonlu tanıyorum.

Arap çöllerindeki hörgüçlü develeri yaratan Allah (CC) hamam böceklerini de yaratmıştır. Kâbe hurmasının Brüksel lahanasından daha mübarek taam olduğu varsayımı bir Sünni yanılgısıdır. Araba endüstrisinde Alman’ın Arab’a üstünlüğü vardır ama Allah indinde dünyevi bir mevzuu olup asla ve kat’a takvaya girmez.

Ah Anadolu! Onca derde, kedere, kasvete rağmen çiçeğe konmaya çalışan tereddütlü bir bal arısının vızıldayan kanatları gibi ritimli yanık bir sazla bir türkü tutturuyorsun ve yine insanı ondan almayı başarıyorsun. Bunu her zaman ve sanki o gün hiç kötü birşey olmamış gibi yapıyorsun ya; işte sırf o yüzden hasta ediyorsun insanı!

Anta mathanis mathanis anta umathanis akume gene mathanis. (Hayat sana eninde sonunda öğreteceği şeyi öğretir; öğrenmemek gibi bir şansın yok.)

Eski Türkiye’de Süleyman Demirel kılık kıyafette asrileşmenin nihai aksesuarı olarak fötr takıyor ve onunla ahaliyi selamlıyordu. Dahası Süleyman Demirel halka yalan konuşurken bakışlarını öteye beriye kaçıracak kadar faziletliydi de. AKP’nin yeni Türkiye’sinde ise bay potansiyel başkan modernleşmeden çok ucuz bir Yeşilçam artistini oynamanın aksesuarı olarak koyu renkli güneş gözlüğü kullanıyor. Böylece bay potansiyel başkan meydanlarda halka yalan konuşurken bakışlarını kaçırma gereği duymuyor.

Trabzon'un saray yanlısı kameralar karşısına geçip yangının kontrol altına alındığı, helikopterlerin patır patır çalıştığı palavrasını sıkarken Röşi kalesinin dibinden üç sevimli sincap duble yolun soğuk asfaltından zıplayarak deniz tarafına kaçtılar...

Tabi Çamburnu'ndaki bu trajik yangını müteakip beklenen olası manzara kapısı bacası cehennem ateşi gibi yanan bir bungalovdan etekleri tutuşmuş bir Arap turistin "Ya Allah!" diye ünleyip can havliyle kaçışıdır.

Mesela gecenin şu saatinde Neşet Ertaş'ı, hani şu bağlaması rengârenk Çingene kervanı gibi gümleyen kara suratlı garip Anadolu ozanını, dinlemek bu memleketteki liberallerin pisliğe boğduğu bir hayatta iki büyük devirmesine rağmen trafik polisinin düz çizgisinde usta bir er gibi adımlayabilmektir.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

6 Ocak 2017 Cuma

RETROLARINDAN TÖVBE EDEN HİÇ PORNO İZLEMEMİŞ GİBİDİR – 101

Yüzyıl önce imparatorluklar insanlar için her şeydi; yüzyıl boyunca cumhuriyet ve demokrasi insanlar için her şey olmuştu. Bugün bazıları için başkanlık her şey! Yarın insanlar için neyin en önemli şey olacağı ise meçhul.

Edebiyat dünyada endüstrileşip şarlatanlığa dönmüştü ama Türkiye'de resmen kepazeliğe dönüştü. İyi bir yazarın yayınevlerine yalvarmadan hakkıyla bir kitap yayınlama ihtimali binde bir bile değil. İstanbul köylülüğünün ikircikli Bizans dilini cafcaflayıp Anadolu'daki garibana kasmanın adı edebiyat olmuş. Muhafazakâr İslamcı kılıklı imanlı öküzlerin yaptığı şey ise cumhuriyeti talanın kültürelinden sebeplenmek. Yok çünkü, altta yok, üstte yok, dipsiz bir Anadolu öksüzlüğü ve Bedevi Arapların bir türlü doyurulamayan açlığı.

Bu işler biraz matematikte logaritma problemi çözmeye benzer. Şimdiki yeni yetmelerin aklı da bu türden karmaşık işleri anlamaya yetmez. Bir çokları benim alakasız soyut şeylerle ilgili kuracağım ilişkiyi absürt bulabilir. Ama ben şöyle düşünüyorum. İstanbul’daki Reina saldırısını gerçekleştirdiği söylenen Daeş üyesi Kırgız asıllı şahsın bir şekilde Vatikan’da Papa II. Jean Paul’e suikast düzenleyen Mehmet Ali Ağca’nın oğlu olma ihtimali var. Bu yönüyle işin içinde hükümetten maaş alan MIT de var. Bu fikrin doğru olması gerekmiyor; sadece insan aklının bunu kışkırtıcı bulması ve böyle de düşünülebileceğini bilmesi yeterlidir.

Türkiye’de insanlar Boieng 738-800 türü bir yolcu uçağını büyükşehir belediye otobüsü gibi kullanmak türünden bir huy edinmişler. Çoğunda havaalanında bagajını bekleme fobisi oluşmuş. Onun için Afrikalı yerliler gibi bavullarını başlarının üzerinde taşıyorlar.

Eski Türkiye’de suçla mücadelede kural oldukça klasikti; ‘’Olur böyle vakıalar, Türk polisi yakalar.’’ AKP’nin yeni Türkiye’sinde cemaat emniyette yapılanınca işler tümden değişti. ‘’Sıkıysa yakala!’’

Türkiye’de başkanlık sistemi öncesinde yaşanan ve adı bir türlü konulamayan bu şeyin özeti siyasal mazoşizmdir. Mazoşizmse her defasında daha fazla acıyı gerektiriyor. Türk politikasındaki bu durum bay potansiyel başkan ile Osmanlıdan kalma öfkeli tebaasının hukuku hiçe sayarak birbiriyle sırnaşmasıyla başlamıştı.

AKP’nin başkanlık sistemine odaklı yeni Türkiye’si sürekli ayağımızı vuran ve her adımda canımızı acıtan yeni iskarpinler gibi. Artık bu işin lamı da var cimi de!

Kanaatimizce İzmir’deki saldırıda ölenlerin bay potansiyel başkanın ve İzmir valisinin kardeşleri mi yoksa Türkiye Cumhuriyeti’nin polisleri ve vatandaşları mı olduğu konusunu tam olarak aydınlatılırsa bu menfur olayın çok büyük bir kısmı da çözülmüş olur…

Yıllarca Amerika’da kalmış ve zencilerle arkadaş olmuş homoseksüel bir Kürt’e vakti zamanında sosyolojik açıdan derinliksiz şöyle bir sual etmişler. ‘’Türkiye ile Amerika’yı karşılaştırdığımızda biz çok mu geriyiz?’’ Kürt, bu soru üzerine önce arsız bir kahkaha atmış ve şöyle cevap vermiş. ‘’Bir şeyden ileri ya da geri olabilmek için öncelikle aynı çizgi üzerinde olmak aynı yöne bakıp ve adımladığını göstermek gerekir. Dolayısıyla Türkiye ile Amerika’yı ya da Avrupa’yı mukayese etmek akıl ve imkân dâhilinde olan bir durum değildir. Biz ayrı bir gezegendeyiz, onlar apayrı gezegendeler.’’

1990’larda uçsuz bucaksız gibi görünen Bursa ovasında defalarca gözlemlediğim bir durumdu. Ovada belli aralıklarla büyümüş koca gövdeli meşe ağaçlarının kozalakları toprağa dökmüş. Ürkek halleriyle birkaç sincap etrafı kollayarak ellerindeki kozalakları kıtır kıtır kemirip duruyorlar. Nedense sincapların o ürkek hali bana bugün Anadolu’daki insanların ruh halini anımsattı.

Esenboğa Havaalanında THY’nın uçakları inip kalkıyor. Almanların Lufthansa, Ukraynalıların Antonov… Ama Anadolu Jet’in BJK arması süslü uçağı inince ‘’Şarlatanlık!’’ diyorum. Yan tarafta oturan ve yarım saattir piyango biletlerini kontrol edip tek bir amorti şansı olmayan bir beyefendi ‘’Siz Trabzonlusunuz galiba.’’ diyor. ‘’Evet, öyleyim galiba!’’ diyorum. Cevabımdaki tuzak kuşkuya şaşırıyor nedense. ‘’Dört büyüklerden sayılmazsınız artık.’’ ‘’Evet, Karadeniz’in bütün hırçın karakterini futbol üzerinden Boğaz takımlarına (üç kızkardeşlere) aktardık (pompaladık). ‘’Muhabbet başka bir yere gidecek.’’ dedi ve kesti. Telefon konuşmalarından anladığım kadarıyla uluslararası bir firmanın Ankara bölgesi şeysi. Şimdi kompleksiz, normal bir zekâ şöyle düşünür. ‘’Siz Trabzonlusunuz ve kesin Trabzonsporlu olmalısınız. Altı Türkiye şampiyonluğu, yığınla kupalar ve çalınan ötekiler. Ne büyük bir gurur, gerçekten sizi tebrik etmek gerekiyor.’’ Bunu söylemek yerine siyasetin hadım ettiği bir şehrin futbol takımına bakıp bıyık altından gülüyor. İnsanın bu topraklardaki en büyük sorunu bir türlü kendi realitesini kuşanıp, kendi karakteriyle var olamama sorunudur. Onun yerine ulusal oligarşinin ve feodal yapının gücüyle ucuzundan erekte olma hali. Gerçekten trajik bir durum.

Bütün dünya işi gücü bırakmış Türkiye ile uğraşıyor. Birileri bay potansiyel başkanın başkanlığına engel olmaya çalışıyor. İçeride Ak Saray’ın ve AKP hükümetinin uzay araştırmalarını çekemeyen % 60’lık hain bir kesim var. Birileri Türkiye’yi havaya uçuruyor. Her şey bir türlü görülemeyen ve tanımlanamayan hayaletler tarafından yapılıyor. Başkanlık sistemi gelirse Türkiye güllük gülistanlık olacak. Şayet bir aksilik olur da başkanlık sistemine geçilmezse içinde bulunduğumuz ğayya kuyusu daha da derinleşecek. Çünkü siyasal İslamcı kılıklı liberal bukalemunlardan oluşan yeni mafya cumhuriyeti rehin almış durumda. Koca bir ülkenin halkı bunu görmek yerine şizofren hastaları gibi yel değirmenleriyle savaşıp duruyor.

Oflu Zebeşkalıların peşko dediği ve kış günlerinde çıtır çıtır yanan sac yapımı kuzine sobaya bir zamanlar Bulgaristan’dan Anadolu’ya göçmüş Peçenek asıllı Türkler maşinga, Selanik’ten göçenlerin dedeleri ise beşka diyorlarmış.

Adına Ankara denilen yer neden var, Türkiye’ye katkısı nedir bir türlü anlayabilmiş değilim. Ankara cumhuriyetin başkenti bir kent mi yoksa modernliğin kamufle ettiği başkent numarası yapan müstakil bir Hitit ülkesi mi bir türlü çözemedim. İnsana bir dal sigara içmeye müsaade etmeyecek kadar soğuk ve gaddar bir yer. Her soluk alışınızda ciğerlerinize, kaburgalarınıza çelik iğneler saplanıyor gibi hissediyorsunuz. Havası her daim gri ve kasvetli. Sonu gelmeyen bir belirsizlik var ufuklarında. Bu türden bir iklimdeki insanın ruh hali ve psikolojisi bir ülkenin siyasal kaderine ne türden bir etki yapar? İnsanın içinden Karadeniz’in karla kaplı dumanlı dağlarına çıplak haliyle sarılıp bir parça ısınmak geliyor. Hatta Karadeniz’in o şefkatli havasını derin derin soluyup bir Kızılderili şefinin barış çubuğu gibi nefesini üfleyip Allah’a şükretmek geliyor.

Kıbrıslı Türk ve Lusiyan dostlar alınmasınlar, bilâkis Barbaros’un torunları Barbaros’u patakladı diye rahat olsunlar. Zira Anadolu’nun bokundan yemiş zır deliliği onların tüm cihana karşı en büyük güvencesidir.

Tabii her zaman Leipzig disipliniyle ev ödevi gibi metinler değil de arada bir dibi cuğnis (yanıp yapışmak) etmiş kuymak gibi fantastik aforizmalar da yazmak gerekiyor. Vakti zamanında Makidanos köyünden Kirinta köyüne gelin gelmiş Rum çehreli Bâdo Nine’nin doksan altı yaşında bir sabah vakti bu âlemden kuş gibi göçüp gitmeden evvel ilk kez siyah beyaz bir televizyonda er kişi gördüğü o kayıp gün vardı. Makidanoslu Bâdo Nine henüz hükümetlerin torunlarını bakan ninelere maaş bağlamadığı o kayıp zamanlarda yaşamış. Kibali saçlı, yuvarlak nur yüzlü, mavi incir gözlü iki büklüm haliyle ilk kez bir siyah beyaz televizyon karşısında oturduğunda kabir aleminden geliyormuş gibi konuşukları dinleyip ekranda er kişileri görünce çok şaşırmış. Ve ‘’Tövbe estağfurullah, Lailahe illellah Muhammedün resullullah!’’ demiş ve hemen başındaki defne desenli çemberiyle ağzını kapatmış ve titrek elini kaşlarına siper yapıp meraklı bakışlarını ekrana sabitlemiş. Sonra da odadaki gelinlere ve latifelerle coşup duran şen kızlara çıkışmış. ‘’Hoş hau köşede konuşan er kişiler sizi görüyor, çemberlerinizi doğru kuşanın yellozlar!’’

Eski Türkiye’de ‘’Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır.’’ prensibi vardı. AKP’nin yeni Türkiye’sinde ise; sathı müdafaa yoktur, zatı müdafaa vardır, o zat da saraydaki bay potansiyel başkandır, prensibi geçerli gibi görünüyor.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.

3 Ocak 2017 Salı

RETROLARINDAN TÖVBE EDEN HİÇ PORNO İZLEMEMİŞ GİBİDİR – 100

Şimdiki yeni yetmeler bilmezler; eskiden kaynanalar asgari ücrete sadece 100 küsur TL'lik zam yapan AKP hükümeti gibileri için "koçira gelin" deyimini kullanırlardı.

Kadim zamanlarda insan pahalı bir Çin vazosu gibiydi; yere düşünce kırılıyordu ve tamiri neredeyse imkânsızdı. Modern zamanlarda ise insan tenis topu gibi sürekli bir şeylere çarpınca zıplayıp halden hale giriyor ve mükemmel bir psikoloğu da var.

Batıda insan tanrıya olan isyanından garip bir şekilde belli bir seviye, kutsalı olmayan bir hayat üzerinde diğeriyle uzlaşma ve ciddi bir toplumsal düzen çıkarabiliyor. Onun için kökü paganlığa kadar giden bir hayatta insan kendini demleyebiliyor. Doğuda ise insan tanrıya olan itaatinden bir seviyesizlik, kutsalları olan bir hayat için diğerine aman vermeden onu boğma ve ardı arkası gelmeyen bir kaos çıkarıyor. Doğuda insanın tanrıyla hâlâ diri olan göbek bağı bir hayatın mayalanmasına müsaade etmiyor. Aynı Doğu bu hakkı Batı'ya da tanımama niyetinde.

Hemen her yılbaşında Müslümanlığımızdan neden Hıristiyanların gâvurluğunu gölgede bırakacak kadar orijinal ve cafcaflı bir gâvurluk çıkaramadığımızın şaşkınlığını yaşıyoruz. Ama Allah'a çok şükür ki bu dinden o kadar büyük gâvurluk çıkmıyor.

2016 yılının en vahim vakıası Ak Saray ve AKP hükümetinin derin devletle anlaşıp bir zamanlar kol kola yürüdüğü Fethullah Gülen cemaatine yaptığı vahşi politik ensestti. Anadolu tarihte çok savaşlar, entrikalar, cinayetler ve katliamlar gördü. Ama insanın insanı boğazlamasına çare olarak icat edilmiş şekli demokrasinin yürürlükte olduğu Anadolu’da muhafazakâr İslamcı kılıklı liberallerin bu denli gaddar bir oyununa şahit olunmamıştı.

Yazarlık zor iş azizim. Bu işte sırf sosyolojik gözlem amacıyla bir şehir kulübünde poker gibi bir suratla iki tabur CHP'li emekli paşa arasında KGB ajanı gibi renk vermeden oturup hindi yemek de varmış. Çingene orkestrasının çaldığı parçada, bilhassa klarnetin uzun mu uzun hüzünlü havasında cumhuriyete ve pek laik demokratik Kemalist rejime veda gözlemliyorum. Benim tanıdığım muhafazakâr İslamcı kılıklı liberaller bu saatten sonra bu maçı vermezler. Arada bir halk partisinden kalma delilikler nüksediyor ve CHP'liler 2017'nin ilk saniyelerine onuncu yıl marşı ile cumhuriyetin kademesine sıkı bir şekilde girerek başlıyorlar. Hükümeti tiye almak için arada tekbir getirenler, elindeki kâğıt Türk bayrağın sapını 35’lik yeni rakı şişesine daldıranlar var.

Siyah-beyaz Dallas dizileri çok gerilerde kaldı. Artık salt bir Müslüman ya da Türk'ten de bahsedemeyiz. Ruhunda soğuk Sibirya rüzgârları esen; dini Bedevi talancılığına çıkmış yeni bir modern insan türüyle karşı karşıyayız.

Aslında bütün milli görüşçüleri iki çalım ve ölümcül bir diagonal pasla yine saraya karşı bomboş kaleyle karşı karşıya bırakacak yazın yeteneğim var ama artık ben de bir profesyonelim. Rasim Özdenören'in aziz muamelesi gördüğü bir ülkede Karaköy fahişelerinin ruh haliyle müşteri beklerken çiklet çiğneyip şişirmek de bir seçenek, şekerim.

AKP Akdeniz’de düzenlediği sözde İsrail karşıtı Mavi Marmara Çingene tiyatrosu heyecanıyla Milli Görüş’ün tabanını ayartmayı başarmıştı. Bu ayartıdan sonra Anadolu Gençlik Derneği’nde itikatta milli görüşçü ama pratikte reisçi yeni tip bir bukalemun gençlik türetmişlerdi. Bu bukalemun gençliğin ilk ödevi Ayasofya’nın bahçesinde sabah namazı kılmaktı. İkinci ödevi sözde cemaatin kalkıştığı15 Temmuz darbe teşebbüsünde hafif Osmanlı, milliyetçi, teşkilatçı gençlerin yanında yeni Yeniçeriler olarak katılmaktı. Ama politika acımasız bir şey. Anadolu Gençlik Derneği’nin son ev ödevi çok daha ağır. O artık modern Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki eyalet valisinin sarayında eline hançer tutuşturulmuş yeni bir lejyoner durumunda. Onun için Mustafa Kurdaş’ın Dostoyevski okumamış olmasının hiçbir önemi yok!

Anadolu’da köylünün basit mantığına toprağı talandan yana makas kırdırıp onu insana karşı hoyrat kılan şey tarlasını sürerken kullandığı traktörünün iki büyük tekerleğidir. Çünkü köylü traktörün üzerindeyken yaşadığı özgüven patlamasıyla farklı düşünmeye başlar ve o düşünme biçimini sosyal ilişkilerine de bulaştırır. Traktörün tekerleğine bağlı özgüven insanda bir dizi mantık boşluğuyla dolu hoyrat bir davranış biçimini tetikler. İnsanın toprakla olan ilişkisindeki mantıksal tutarsızlık önce insanın insanla olan ilişkisini yamultur sonra Türkiye gibi bir ülkede sağ politikacıların sadece tarladaki hasadı değil basit politik dilleriyle hayatın bütün yasalarını çalmalarına sebep olur.

Yoğun kar yağışı nedeniyle feribot seferleri iptal edilince bugün koronun yarısı gelmemiş. Ama belediyenin desteklediği paralı çalgıcılardan yarımadanın en mahir Şoparları ellerinde çalgılarıyla çıkıp gelmiş ve sırtlarındaki karları silkeleyip sahnede yerlerini almış. İki kemancı, geveze bir darbukacı, iki gitar, bir Sulukule klarneti, bir org, bir de ud ve bir de telli sazlardan biri…Salonda cenabetlikle alakalı ağır bir koku var; sigarayı bırakmak ve koku alma duyusunun insanda tavan yapması bazen çekilmez olabiliyor. Türk halkının arabesk ve ucuz pop müzik serüveninden sonra Türk sanat müziği şoparların üçüncü sınıf orkestrasına kadar düşmüş. Muhafazakâr İslamcılar sanatı bu denli boşlayınca cumhuriyetin ele geçirilmiş ve ruhu çalınmış kurumlarının boşluğuna mantarlar türüyor.
– Huysuz ve tatlı kadın!
Müzeyyen Senar niyetine olgun bir solist olarak yaşlı Nermin Ablaları bile var. Yılbaşında okunacak şarkıların repertuvarı son kez prova ediliyormuş. Yukarıdaki yalan dışarıda lapa lapa kar yağdığı yalanıdır. Ama bu yalanı da yalan çıkaran şey şu; mevsimin ilk karı düşmek üzere savrulup duruyor. Keman, darbuka ve klarnetin domine ettiği bir şarkı. Şarkının rölantiye düştüğü yerlerde insan ritme kapılıp kendini nazlandırmak istiyor.
Son şarkıdan önce orkestrada şopar olmayan orgcu Hakan son bestesini çığırmış ama söz ve duygu olarak biraz utangaç bir parça olmuş. Veda şarkısında orkestra şımarıyor; ‘Seni benden alamazlar!’ Bu akşam şopar orkestrası çalışmayı erken bitirmiş.

Tempo Dergisinin 2014 yılında yayınlanan 61. sayısında İslami cemaatler konusunda uzman Ruşen Çakır’ın verdiği röportajda cemaatin 15 Temmuz darbe teşebbüsüne röntgen olabilecek iki kritik nokta var. Ruşen Çakır söz konusu röportajın bir bölümünde şöyle diyor. - Bu yapının (Fethullah Gülen cemaati) hükümet tarafından tasfiyesi şaşırttı. (Cemaatin 25 Ocak-17 Aralık rüşvet yolsuzluk operasyonlarına atfen.) Çünkü sürekli kendisini tehdit edecekti. Bunun iki yolu var: ya o yapıyı kendi lağvedecek ya da hükümet onu zorla yok edecek.
- Hükümet Cemaati zorla yok edebilir mi?
- Zor ama edebilir. Başbakan Erdoğan’ın oğlunun kurduğu vakıf da eğitim sisteminde cemaate rakip bir yapı.
Onun için Cemaatin 15 Temmuz darbe girişimi Türk siyaset tarihinin AKP eliyle kotarılmış çizgi halindeki en kritik ofsayt pozisyonudur.

Yani Doğululuğun ontolojik göçebe sancısı ile Batılı yerleşik Çingeneliğin ayartıcı dünyeviliği arasında Bozkır'ın ortasında kelime-i şehadet getirmiş faniler olarak modernliğin kıskacında debelenmekten fazla bir şey yapma becerimiz de yok.

Ankara'daki hükümete bulaşmamak için Fatih'in topla fethettiği İstanbul'u tahta kılıçlarla yeniden fethetme numarası yapıyorlar. Yıl içinde dedelerinin, ninelerinin hac ettiği Mekke'yi yılbaşılarında güya yeniden fethediyorlar. Kutsalın sebepsiz patronluğuna çöreklenmiş bir nesil Anadolu Gençlik nesli. Bir işte derin ihtisasları olmaksızın örnek aldıkları saraylı reisleri gibi Türkiye'nin büyük meselelerinde hafızlar gibi yüzünden okuyup duruyorlar. Onları ve Beytülmakdis’i Hz. İsa'nın karata gitmemek için ayak sürten uyuz eşeğinin dehası kurtaracak.

Saadet Partisi’nin oy oranı % 0.7’lere düştü çünkü; AKP hükümeti Cemaatle kafa kafaya verip ordudaki Kemalist generalleri tasfiye ederken, bay potansiyel başkan politikada zehirli diliyle CHP’yi şeytanlaştırırken ve iktidar olma biçimiyle aldatamadığı Kürtleri dağlarda öldürürken Milli Görüşçü ekabirler bu türden çaplı meseleleri hiç üzerlerine almadılar. AKP’nin Mavi Marmara tiyatrosunda dokuz Milli Görüşçüyü İsrail askerlerince kurşuna dizilmesine sessiz kalanlar AKP iktidarı boyunca hiç topa girmediler, tutuklanmadılar ve sürekli VIP’te bekleyip yedi nesilden akrabaları için dua ettiler. Taşradaki teşkilatlarda ve Ankara’da maçları satıp oyları servete çevirdiler. Şimdi hakiki militan kontenjanından Anadolu Gençliği satıyorlar ama kimsenin ruhu duymuyor.

Tempo dergisinin eski sayılarından geriye dönük Gezi Parkı direnişiyle ilgili okumalar yapınca ilginç şeyler fark ediliyor.
1- Taşrada hâlâ göçebe kültürüyle yaşayanlar muhafazakâr İslamcı kılıklı liberal politikacılar eliyle Roma’dan kalma yerleşik bir düzeni tarumar ediyorlar.
2- Cumhuriyet İngilizler eliyle Osmanlıya karşı yapılmış özünde siyasi ama nihayetinde medeni bir hırsızlıktı. Bu hırsızlığa Müslümanlar da bedevi talancılığıyla eklemlendi.
3- Sosyoloji cahili imam hatipli duble yol çaplı politik bir kült Türkiye’nin en büyük metropolünde zorbalık yapmaya kalkışması uluslararası bir meseleye dönüşebiliyor.
4- 12 Eylül ihtilalinden önceki sağ sol çatışmasında sokak tecrübesi olmayan İslamcılar bütün ucuz kutsalları bünyelerinde toplayıp politika yapıyor olmanın bedelini tüm topluma ödetiyor. Ödetirken de kendi ucuz tebaasını politize ediyor. Yani AKP Gezi olayları ile birlikte siyasal rüştünü ispatlama derdindeydi.
5- Gezi olaylarında sokağa çıkan insanlara ‘’Gezi zekâlılar!’’ diye ünleyen ‘imanlı hayvanlarla’’ imansız medeni insanlar!’ arasındaki güvensizlik derinleşti. İmanlı hayvanlar Anadolu’daki zenofobik mevcudiyetlerine henüz bir çare bulabilmiş değiller.
6- 1970 ve 80’lerde siyasal ihtirasın yıkıcılığıyla, 1990’lara popüler kültürün soğuk enstrümanlarıyla, 2000’lerde tüketim toplumunun ayartıcı öğeleriyle depolitize edilmiş kuşaklar ilk kez toplumsal bir olayda taraf olma ve iktidarın sorgulanamayan icraatlarına karşı müdahil olma durumunda kaldı. Ama bu sağ hükümetlerdeki klasik eyyamlar yüzünden kerih görüldü.
7- Komünizm ve ölü Kemalizm sonrasında muhafazakâr İslamcı kılıklı liberallerin Türkiye gibi bir ülkeyi anayasasıyla, tüm zenginliğiyle yutma niyeti Gezi Parkı olaylarında prova edildi. Ve bunun çok kolay olmadığı gözlendi.
8- 27 Nisan e-muhtırasından beri endüstrileştirdiği One Minute, Mavi Marmara vb. olaylarda AKP hükümeti ilk kez kendi siyasal mühendisliğiyle kurduğu bir oyunun altında kalma tehlikesi atlattı.
9- Dünyada giderek yaygınlaşan internet, telefon, televizyon, internet ve radyo türü iletişim araçlarının ve bilhassa internetteki sosyal paylaşım sitelerinin iktidarlar üzerinde çok ciddi bir baskı aracı olduğu gerçeği Türkiye’de ilk kez bu denli açık oldu.
10- Türkiye’de öteden beri var olan koşulsuz Batıcı cumhuriyetçi kesim ile Sünni Müslümanlar arasındaki siyasi fay hattı Tayyip Erdoğan tarafından bilerek ve planlı olarak daha da derinleştirildi.

Eski Türkiye’de laik Kemalistlerin muhafazakâr ve dindar kesim için kullandığı ‘yobazlar’ sözcüğü ne idiyse, bugün on beş yıldır Türkiye’ye hükmeden muhafazakâr İslamcı kılıklı liberal bukalemunların iktidar partisinin dışında kalan herkes için sarf ettiği ‘’ezikler’’ kelimesinin sosyolojik açıdan karşılığı odur. 'Yobazlar' ve 'ezikler!' Her ikisi de modern Roma lejyonerlerinin elindeki bir mızrağının en sivri ve en can acıtıcı ucu.

Merak edilecek bir şey yok; tanrıdan başka hiç kimse tanrı değil. Bizans yıkılır yerine Osmanlı adında Hıristiyanlıktan tövbe etmiş Müslüman bir Roma kurulur. O da yıkılır, İngilizler onun yerine yeni bir modern Roma kurarlar. Yüzyıl sonra onu da Amerikalılar yıkarlar; yerine turbo kapitalizme uygun Moğol ve İslam genli yeni bir Roma kurarlar. Tarihin tavan arasındaki fareler de bir şey oluyor zannederler.

Belki İsmet Özel’in kalın Türklüğünü biraz zorlarsak Bakara ve Enam suresinden yırtar ama sure-i Rum’dan ağırlaştırılmış cehennem yemeyeceğinden pek emin değilim.


Uyarı: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple eser sahibinin onayı olmaksızın yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır. Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı kanun hükümlerine tabidir.